Mücadele ama Kime Karşı? - Mehmet Sinan

10 Kasım 2014 Pazartesi

Vişnelik toplantılarıyla Birleşik Haziran Hareketi adını alan solda birlikte mücadele çağrısı ise işte tamda bu noktada ortaya çıkmakta ve AKP karşısında toplumsal muhalefeti birlikte mücadele etmeye çağırmaktadır.


Ortadoğu bugün emperyalist ülkelerin yönelimleri ve işbirlikçi ülkelerin yardımlarıyla halkların birbirlerini katlettikleri bir Ortaçağ karanlığını yaşarken IŞİD gibi çeteler de bu karanlıktan faydalanarak palazlanmakta ve dünyanın gündeminde önemli bir yer tutacak kadar aktif olabilmektedirler. Bu çetelerin bu denli önemli bir siyasal aktör olmalarının en önemli sebebi başta da belirtildiği gibi emperyalist yönelimler doğrultusunda bu çetelere her türlü desteği veren AKP gibi bölgedeki işbirlikçi iktidarlardır.

Kuşkusuz bu iktidarlar bu desteği sadece emperyalist 'abileri'nin istekleri doğrultusunda yapmıyorlar. Kendi iç ve dış siyasetlerini de siyasal İslam projesi üzerinden oluşturan bu iktidarlar, IŞİD gibi İslamcı çeteleri mali ve askeri olarak desteklemekte hiç bir beis görmüyorlar. Çünkü bu çetelere verdikleri destekle doğru orantılı olarak kendi ülkelerinde de İslami bir toplum oluşturma ve bölgede söz sahibi olabilme çabalarına destek sağlanacağını biliyorlar. Bunun en büyük kanıtı da, bugün Türkiye'de bir çok radikal İslamcı çetenin üyelerinin adeta 'ülkenin sahibi' edasında ellerini kollarını sallayarak dolaşmaları ve bir yandan kendilerine yeni üyeler toplarken bir yandan da toplumun İslamileştirilmesi için AKP'ye ne kadar çok yardımcı olduklarıdır.

Bu durumun bir diğer ve çok daha vahim olan yönü ise, Gezi Direnişi'nin ardından yönetme kabiliyetini kaybeden ve hemen arkasından en büyük suç ortağı cemaat tarafından da düşman ilan edilerek pislikleri ortaya dökülen AKP'nin, yönetememe sorunu ve toplumsal muhalefetteki belirgin (ancak parçalı) yükseliş sonucunda yaşadığı krizleri, bu çeteleri (ve elbette bunlar dışında diğer milliyetçi faşist çeteleri de) kullanarak aşmaya çalışması.

AKP iktidarı bir yandan ülkeyi aşağıdan yukarı ve yukarıdan aşağı İslamileştirmeye çalışırken, bir yandan da kapitalizmin dayattığı neoliberal politikaları sonuna kadar uygulayarak halkın daha da fakirleşmesi, kamunun tamamen ortadan kaldırılarak her şeyin özelleştirilmesi ve tüm toplumun sadece ucuz bir iş gücü haline getirilmesi noktalarında hiç bir tereddüt göstermiyor. Ve tabii ki bunları yaparken bir yandan da doymak bilmeyen bir açlıkla hırsızlıktan, yolsuzluktan ve kadrolaşmaktan vazgeçmiyor. Tüm bu baskılar karşısında direnen yada muhalefet eden en ufak bir sese bile hiç bir tahammül gösterilmiyor ve her türlü baskı aygıtı kullanılarak ezilmeye çalışılıyor. Bu direniş yada muhalefet hareketlerinin sesi klasik yöntemlerle ( iktidar olmanın verdiği güç-polis-medya vb) bastırılamadığı noktada ise devreye yukarıda bahsedilen çeteler giriyor. Kobane eylemlerinde de gördüğümüz üzere AKP, toplumsal muhalefetin sesi çok yükseldiği noktada bir iç savaş çıkarmaktan hiç çekinmeyeceğini ve uyguladığı faşizmi her geçen gün daha da arttıracağını bize gösteriyor.

Yukarda kısaca özetlenmeye çalışılan siyasal koşullar altında başlığın cevabı elbetteki ''AKP'' olacaktır. Gezi Direnişi'yle üzerindeki ölü toprağını bir nebzede olsa atan, AKP faşizmi karşısında daha fazla sesini çıkarmaya başlayan ve en önemlisi artık direnince kazanıldığının somut bir örneğiyle karşılaşmış olan geniş halk kesimlerinin de birinci dereceden hoşnutsuzluğu ve muhalefeti de zaten AKP üzerinde yoğunlaşmış durumda. Ancak bu geniş halk kesimlerini kapsayacak bir yapının bulunmayışı, toplumsal muhalefeti AKP karşısında örgütlü bir mücadele hattına yöneltecek bir devrimci iradenin yoksunluğu, bu kesimlerin parçalı ve kendiliğinden bir tarzda muhalefet etmesine sebep olmaktadır. Vişnelik toplantılarıyla Birleşik Haziran Hareketi adını alan solda birlikte mücadele çağrısı ise işte tamda bu noktada ortaya çıkmakta ve AKP karşısında toplumsal muhalefeti birlikte mücadele etmeye çağırmaktadır. Bu birlikte mücadele hattını da, bir kaç örgüt, parti ve hareket bir araya gelerek değil, tek tek bireyler üzerinden tüm toplumsal muhalefet kesimlerine forumlar ve meclisler üzerinden tartışarak birlikte kurmayı önermektedir. Açıkçası her türlü faşizan uygulamayı kullanmaktan çekinmeyen, ülkeyi mezhepsel bir iç savaşa doğru sürükleyen AKP karşısında da etkili bir mücadele hattı örebilmenin en etkili yolu da zaten halkın direk olarak katıldığı ve kuruculuğunun aşağıdan yukarıya doğru hep beraber yapıldığı böylesi bir birlikte mücadele şeklidir.

Ancak tamda bu noktada başlığın da niye konulduğunu açıklayan bazı durumlar ortaya çıkmaktadır. Türkiye solu içerisinde ezelden beri varolan diğer siyasi yapıyı ''rakip'' olarak görme durumu burada da ortaya çıkmaktadır. 1980 öncesi dönemde 'rakip'ler arası tartışmalar genel olarak ideolojik ve teorik olarak yapıldığı için tartışmaların amacı ne olursa olsun çoğu zaman sonucunda örgütlü yada örgütsüz kimseleri ilerletici bir durum da ortaya çıkıyordu. Ancak günümüzde bu tür tartışmalar bırakın genel olarak teorik yada ideolojik düzlemde olmayı nerdeyse hiç bir zaman bu düzlemde yapılmamaktadır (söylenen yada yazılan düşünceyi teorik bir konu tartışıyormuş gibi göstermek için kurulan cümleler hariç). Çoğu zaman ortaya konulan düşünce sadece 'rakibi' geriletmek ve sosyalizm mücadelesinde kendisinden bir adım fazla atmasını engellemek üzerinedir. Bu sebepten dolayı da belirtilen düşüncenin doğru veya yanlış olması hiçte önemli değildir ve her türlü suçlama çok rahatlıkla kullanılabilir. Ve bu 'rakibi' geriletme fikri bir süre sonra öyle bir noktaya gelir ki asıl mücadele unutulur ve kiminle mücadele sorusunun cevabı 'rakip' olur.

Birleşik Haziran Hareketi’nin kamuoyuna sunulmasından itibaren de bu tarz yazılar çokça yazıldı çizildi. Kimi zaman açıktan Haziran Hareketi hedef alındı ve hareketin deklarasyonunda bile açık açık reddedilen şeyler ona maledilmek istendi kimi zaman da Haziran Hareketi içinde yer alan bileşenlerin bir 'hata' yapması için pusuya yatılıp beklendi. Artık asıl mücadele edilmesi gereken olgunun Haziran Hareketi olduğunu düşünmeye başlayan bu bazı çevre veya derneklerin en çok arkasına sığındıkları olguda sosyalistlerin daha önce denenen ve başarısız olan birleşme çabalarıdır. Bunu ''biz bu birleşme çabalarını çok gördük'' ''Türkiye'de şimdiye kadar kim birleşti de siz birleşeceksiniz'' ''Türkiye sol tarihi birleşememeler tarihidir'' vb cümlelerle sürekli olarak tekrarlarlar. Hatta Türkiye'de sosyalistlerin birleşmesinin imkânsızlığını göstermek için, 1909 yılında Osmanlı'daki sosyalist ve sosyal demokrat oluşumların birleşmeye çalıştıklarını ama yapamadıkları üzerine bile sayfalarca yazı yazabilirler. Bu arkadaşlara Haziran Hareketi’nin zaten bir birleşme değil birlikte hareket etme çağrısı olduğunu hatırlatmak pek de kâr etmeyeceğinden, sadece ‘birlikte mücadele etme çabası sizi neden bu kadar çok korkutuyor?’ diye sorulabilir.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome