NATO Zirvesinin Ardından

21 Mayıs 2012 Pazartesi

NATO zirvesi, ABD’nin Chicago kentinde gerçekleştirildi. Afganistan’dan çekilme takvimi, yeni ‘akıllı silahlar’ ve NATO’nun yeni müttefik ilişkilerinin gündem olduğu toplantıda, Kürecik’te kurulan Füze Kalkanı Radar Sistemi de ana gündemlerden birisi oldu.


Yeni Stratejik Yönelim
NATO’nun 2010 Lizbon zirvesinde belirlenen yeni stratejik yöneliminin en önemli hususu, ABD’nin hegemonyasını sürdürmesinin aracı olarak, yeni uluslararası denge içerisinde konumlanmak. Bu bakımdan NATO, bir tür yeni soğuk savaşın cephesini inşa etmeye yönelen araçlardan bir tanesi.

Burada özellikle Rusya’nın Batı hattının içerisinde konumlanmasının sağlanması en önemli konulardan bir tanesi. Chicago zirvesinde de, ‘yeni müttefik’ arayışı gündeminin işaret ettiği de esas olarak bu ilişkilerin orta vadede nasıl kurulacağına ilişkindir. Hedeflerinden birisi Rusya olan Kürecik Füze Kalkanı Radar Sistemi, NATO’nun ‘çevreleme’ politikasının bir parçasıdır. NATO zirvesi öncesinde Rusya, Radar Sistemine ilişkin şerhini bir kez daha yinelerken, bunun Rusya’yı hedef almayacak biçimde geliştirilmesi gerektiğinin altını çizmişti.

Bu zirvenin ana konusu olmayan ve kısa vadede bir çözüme kavuşmaktan ziyade, dünyanın gelişen dengesi içindeki gelişmelerle şekillenecek olan bu çevreleme ve onun karşısında yeni bir hat oluşturma meselesi önümüzdeki dönemlere damgasını vurmaya devam edecektir. NATO eliyle ABD’nin asıl hedefi şimdiden bu dengeyi kendi lehine kurma çabasıdır.

Kürecik’in Radar Üssü ve Akıllı Silahlar
Zirve’de, Kürecik’in kontrolünün ABD Savunma Bakanlığı’ndan NATO’ya devrinin de Obama’nın talimatıyla gerçekleştiği açıklandı. Demek ki, Kürecik Radar Üssü’nün kontrolü, AKP’nin söylediği üzere zaten Türkiye’de değilmiş, ABD’nin elindeymiş.

Şimdi ise NATO’nun kontrolüne geçtiği, dolayısıyla Türkiye’nin de bunda söz sahibi olabileceği bir durumdan söz ediliyor. Oysa zaten yine fiilen ABD’nin elinde olmaya devam edecek. Bu şekilde hem Türkiye’nin hem de NATO müttefiki diğer ülkelerin kontrol üzerinde söz sahibi olacağı ifade edilerek, Füze Sistemi ile ABD’nin doğrudan bağının tartışılmasının önüne geçilmeye çalışılıyor.

Akıllı Bombalar Ne İşe Yarar
NATO’nun akıllı silahlarının ne işe yaradığının örneklerini Libya’da bolca görmek mümkün. Geçtiğimiz hafta Libya’da NATO saldırısı ile 23’ü çocuk 78 kişi öldürüldü.

Ölümlerin ardından NATO yaptığı açıklamada, ‘hassas silahlar’ kullanmakla birlikte ‘sivil ölümlerin önüne geçilemeyeceğini’ söyleyerek sivilleri öldürmeye devam edeceklerini de ilan etti.

NATO’nun gerekçesi, kimin asker kimin sivil olduğunun ayrılmasının güç olduğu, çatışanların cami ve okullara girmesi nedeniyle buraların da hedef haline gelerek bombalandığıdır.

Libya’ya müdahale ile birlikte Kaddafi’nin öldürülmesinin ‘demokrasi şenliği’ olarak kutlayanların şimdilerde ne olup bittiğine dahi dönüp bakmadığı Libya’da NATO’nun akıllı bombaları insanların üzerine yağmaya devam ediyor. Suriye’ye ‘demokrasi ve özgürlük’ dersi vermeye çalışan emperyalistler ve başta AKP iktidarı olmak üzere işbirlikçiler, Libya modelinin bir türlü Suriye’ye uygulanamamış olmasından oldukça rahatsız.

Libya, NATO’nun yeni müdahale taktiği için bir laboratuar olarak görüldü. Libya, emperyalizme ve işbirlikçilere karşı neden tereddütsüz mücadele edilmesi gerektiğini bir kez daha gösteren yeni acı bir örnektir.  

Asıl üzerinde durulması gereken ise, tamamı 2018 yılında tamamlanacak olan bu sistemle birlikte bir savunma gücü büyük bir saldırı gücünün kurulmuş olmasıdır. NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in, ilk adım olarak tanımladığı radar sisteminin uydular, gemiler, radarlar ve enterspetörler ile geliştirileceğini de duyurdu.

Askeri gücünü arttıran, yeni alanlarda konumlanan ve yeni ittifaklar geliştirmeye çalışan NATO’nun hazırlığının yeni bir soğuk savaş hazırlığından başka bir şey olmadığı ortada. Dünyanın değişen dengeleri içerisinde başlayan hegemonya mücadelesinin nasıl sürdürüleceğinin de işaretidir.

Suriye’ye Müdahale Şimdilik Yok
Suriye, NATO zirvesinin konusu olmakla birlikte temel meselesi haline getirilmedi. Tayyip Erdoğan’ın, 5.madde uyarası ile müdahale çağrısı yapıp sonra yine bir dil sürçmesi olarak yalanlandığı savaş çağrısı, NATO zirvesinde yinelenmedi.

Aksine, NATO bugün Suriye’ye bir müdahalenin yaşananları daha da karmaşıklaştıracağı gerekçesiyle şimdilik bir müdahalenin olmadığının altı çizildi. ABD’nin NATO Büyükelçisi Ivo Daalder, ‘Libya’da yaptığımıza benzer bir askeri müdahalenin Suriye’de mevcut durumu daha da militarize hale getireceğine, sivillerin hayatını da korumayacağına karar verdik. Ki Libya’da durum bunun tersiydi’ sözleriyle bunu ifade etti.

Suriye’de Libya’nın tersi olan ve müdahaleye imkan tanımayan durum ise esas olarak Suriye’de rejimi içerden çökertecek şekilde ordudan kopmaların sağlanamaması, silahlandırılan ‘muhaliflerin’ yeterli gelişmeyi gösterememesi ve kendi içindeki parçalanmayı ortadan kaldıramaması, rejime yönelik halk desteğinin sürmesi ve Rusya-Çin’in şerhleriyle, İran’ın karşı çıkışı olarak sıralanabilir.

Emperyalistler bakımından bu durum kuşkusuz can sıkıcıdır. Libya’nın tersine olan durumların, Libya’ya benzer kılınması noktasındaki çabalar sürdürülerek Suriye’ye yönelik müdahaleler farklı biçimlerde sürdürülecektir. Askeri bir müdahaleye de zemin hazırlayacak bu türden çabalar ve propaganda faaliyetlerinin bu dönemde yeniden hız kazanması da bunun bir göstergesidir. Afganistan’dan çekilmenin de yeniden takvime bağlanması, büyük bir askeri gücün çekilmesi de yeni işgaller için de ek bir gücün yaratılması çabası olarak görülebilir. 

Bizce…
NATO Zirvesi’nde var olan durumun teyit edilmesinin ötesinde yeni bir karar alınmadı. Zirve, esas olarak 2010 Lizbon zirvesinde belirlenen ‘yeni stratejik yönelimin’ derinleştirilmesine yönelik arayışların bir parçası.

NATO’nun, yeni stratejik yönelimi ise bir çevreleme siyaseti ile, yeni çağın soğuk savaşında Batı ittifakının temellerini güçlendirme olarak özetlenebilir. Yeni ittifak arayışları ve akıllı silahlar olarak tanımlanan teknolojik silah donanımının güçlendirilmesi, füze sistemlerinin kurulması bu arayışın bir parçasıdır.

Ötesinde, Afganistan çekilmenin takvimlendirilmesi ve Suriye’ye yönelik müdahalenin gündem olmadığının açıklanması zaten verili durumun bir tekrarından başka bir şey değil. Rusya’nın, zirve öncesinde füze savunma sistemine yönelik şerhini tekrarlaması, NATO’nun Rusya’yı Batı Bloku’nun parçası olarak içermeye ya da olmadığı takdirde sınırlama/çevreleme çabası da bir süre daha çelişkili bir seyir izlemeye devam edecek görünüyor.

NATO, önümüzdeki dönemde ABD’nin hegemonyasını bir ittifaklar silsilesi içerisinde sürdürme çabasının en önemli askeri gücü ve yeni bloklaşmanın merkezlerinden birisi işlevini üstlenecektir.

***

Türkiye’nin durumuna gelince, Füze Kalkanı Radar Sistemi’nin Kürecik’e kurulması ile birlikte yeni dönemin şekillenmesindeki yeri de zaten sabitlenmiş durumda. Kimi çelişki noktaları zaman zaman ifade ediliyor olsa da Türkiye, ABD merkezli politikası içerisinde NATO’nun yeni savaş konseptinin en önemli parçası olacaktır.

Obama’nın talimatıyla Kürecik üssünün kontrolünün ABD Savunma Bakanlığı’ndan NATO’ya devredilmesi, zaten 2010 Lizbon zirvesinin kararının yerine getirilmesinden başka bir şey değil. Bu bakımdan kontrolde Türkiye’nin artık söz sahibi olacağı şeklindeki yorumlar göstermelik olmanın dışında anlam taşımıyor. Füze Kalkanı’nın ilk adımının Kürecik’te hayata geçirilmesi bir başlangıç, vurucu gücünün de 2018’e kadar tamamlanması ile NATO’nun yeni savaş konseptinin en önemli halklarından birisi gerçekleşmiş olacak.

Türkiye’nin NATO içinde ve genel anlamda dış politikada kimi özerk konumlar alabileceği varsayımı bu yüzden geçersizdir. ABD’nin ve NATO’nun stratejik yönelimi Türkiye’nin stratejik yönelimi haline gelmiş, dış politikaya ilişkin tutumlar son kertede bunun dışına çıkamayacağı yeni bir soğuk savaş döneminde Türkiye’nin konumu netleşmiştir.

***

NATO zirvesindeki protestolara gelince, ABD’li askerlerin madalyalarını bırakması sembolik anlamda önemlidir. Libya’da yürütülen son acımasız savaşı ve ölümler karşısında bu sembolik direnişin ötesine geçen emperyalist savaşa karşı tepkinin dünya ölçeğinde genişletilmesi bu zirvede sağlanamadı. Zirve’nin düşük yoğunluklu bir seyir izlemesinin de bunda payı olmakla önümüzdeki dönemde NATO’ya ve emperyalizme karşı mücadelenin önemi her geçen gün artmaktadır.

Bu anlamda ülkemizde de Kürecik başta olmak üzere üslere ve Ortadoğu’da oynan aktif taşeronluğa karşı bağımsızlık mücadelesinin geliştirilmesi bu tür somut gündemler içerisinde güçlendirilmelidir.

 


 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome