Olağanüstü Halde Laiklik - Atakan Güngör

29 Eylül 2016 Perşembe


24 Eylül günü Kadıköy’de ‘’Gün Dinciliğin Saltanatına Karşı Laikliği Kazanama Günüdür’’ başlıklı bildirileri dağıtan Hazirancılar polis tarafından darp edilerek, yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı. Aralarında bir avukatın ve siyasi parti yöneticilerinin de bulunduğu grup 2 gün keyfi olarak gözaltında tutulduktan sonra serbest bırakıldı. Kolluk ve Cumhuriyet savcılığı uyguladıkları bu yöntemle alenen Anayasaya aykırı hareket etmekle birlikte aynı zamanda ‘’anayasal sistemi silah zoruyla değiştirmeye teşebbüs’’ olarak tariflenecek bir eylem içerisine de girmiş durumdalar.
 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 2. Maddesinde ‘’Cumhuriyetin Nitelikleri’’ başlığı altında laiklik ilkesini vazgeçilmez bir unsur olarak belirtmektedir. 26. Maddesinde ise temel hak ve hürriyetler arasında herkesin düşüncelerini açıklama ve yayma hürriyetinin olduğunu belirtmekte ve 13.maddesinde ‘’temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasını’’ düzenlemektedir.
 
Sünni faşist diktatörlüğün iktidar kliklerinden olan, yıllarca AKP ile el ele memleketi karanlığa sürükleyen Cemaatin 15 Temmuz 2016 günü gerçekleştirdiği darbe teşebbüsü neticesinde olağanüstü hal dönemi içerisine girmiş olduk.  Olağanüstü hal dönemleri devletin hukuku faşizme göre dizayn etme metotlarından birisi olarak karşımızda duruyor. Olağanüstü hallerde devlet ‘’temel hak ve hürriyetleri’’ sınırlandırabiliyor. Bu dönemlerde çıkartılan kanun hükmünde kararnameler tarihin her safhasında devletin bütünlüğü ve cumhuriyetin ilkelerinin korunması için vazgeçilmez olarak anlatılır ve bu şekilde toplum gözünde meşrulaştırılmaya çalışılır. Ancak Hazirancıların dağıttıkları ‘’Laiklik’’ bildirisi sebebiyle gözaltına alınmaları olağanüstü hal aklıyla dahi izah edilebilecek durumda değil.
 
Devletin geleceğini ve cumhuriyetin ilkelerini güvence altına almak safsatasıyla ilan edilen olağanüstü hal ‘’haliyle ‘’ laik cumhuriyet ilkesini de korumakla yükümlü. Ancak Çağlayan Cumhuriyet Savcısı bu ilkenin bilincinde olmasına rağmen Hazirancıları 2 gün gözaltında tuttu. Ayrıca bahsi geçen olayla alakalı yetkili savcı Kartal Cumhuriyet savcısı iken Çağlayan savcısı haddi ve yetkisi olmadan böyle bir işlem gerçekleştirip polislere gözaltı emri veriyor. Polisler de yasadışı bu emri ellerindeki silah ve müdahale olanaklarıyla yerine getiriyor. Açıkça bir suç şebekesiyle karşı karşıyayız.
 
Olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetler ancak laiklik ilkesine aykırı olmamak  kaydıyla sınırlandırılabiliyor. En olağanüstü halde dahi laiklik düşüncesinin anlatılması hiçbir kanunla sınırlandırılamıyor.  Yani Çağlayan savcısı Gökalp Kökçü - ki kendisi Hrant Dink dosyasında savcılıktan çok sanık refakatçiliği işini gören birisi olarak- olağanüstü hal hukukunda dahi açıklanamayacak bir çaba içerisinde memleketin sokaklarında ‘’laiklik’’ fikrinin yayılmasının karşısında bir mücahit olarak hazır bulunmakta.
 
Elbette AKP diktatörlüğünün ‘’kanun sınırları’’ içerisinde hareket etmesini artık beklemiyoruz. Ancak laikliğin düzen içi hiçbir koşulda kanuna aykırı bir düşünce haline gelemeyeceğini anlayan iktidar sistem değişikliği için adımlarını ohal kisvesiyle gizleme niyetinde. AKP’nin tarihi elbette hukuksuzluklarla yazılan kanlı bir tarih. Gökalp Kökçü aslında artık laik, hukuk devleti tanımlamasının gerçeği yansıtmadığını, AKP eliyle fiili bir rejim değişikliğinin gerçekleştiğini gözümüzün içine kadar sokmayı başardı. 
 
O zaman düzen içi sınırların dışına taşacak, dayanışmayla geleceği bugünden örecek bir siyasi hattın önündeki en temel hedeflerden birisi açıkça ortada
 
‘’Laikliği KAZANACAĞIZ’’

ATAKAN GÜNGÖR
 


Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome