Önder İşleyen: Eskiyi savunmak gerçekçi değil!

31 Ekim 2013 Perşembe

Özgürlük ve Dayanışma Partisi MYK üyesi Önder İşleyen'le Cumhuriyet süreci ve güncel tartışmalara etkisi üzerine Can Uğur konuştu.


İşleyen, solun bu tartışmalardaki konumlanışına da değinerek çözümün bu tartışmalarda değil, Haziran direnişinin devrimci potansiyeli ve devrimci mücadelede aranması gerektiğini vurguluyor.

Cumhuriyet’in tarihsel gelişimini, Batı modernleşme hareketleri ile birlikte nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhuriyet’in gelişimi, 20.yüzyıl başlarında yarı sömürge ve çözülmeye başlayan bir imparatorluğun içerisinden özel bir geçiş dönemi olarak şekillendi.

Emperyalist işgale karşı verilen Kurtuluş Savaşı sonucunda kurulan yeni ülke, üst yapıda radikal bir değişimle tarihsel manada ilerici bir rol oynadı. Fakat Türkiye’de burjuva demokratik devrimi, gelişmiş kapitalist ülkelerdekine benzer şekilde aşağıdan yukarıya burjuvazinin önderliğinde değil, daha çok zorunlu olarak burjuvasız bir burjuva devrimi olarak, yukarıdan aşağıya ve Kurtuluş Savaşı’nda rol oynayan küçük burjuva önderliğinin devamıyla gelişti. Bu özellikleriyle nedeniyle de tamamlanmamış bir burjuva devrimi olarak kaldı.

YENİDEN SÖMÜRGELEŞME

Bu değişimin Türkiye’de yukarıdan gerçekleşmesinin nedenleri neydi ve nasıl sonuçlar üretti?
Osmanlı İmparatorluğu, sanayi devrimi ile birlikte ekonomik ve askeri alanda hızla gelişen kapitalist Batı ülkelerinin karşısında zayıf düşerek, yarı sömürge bir konuma sürüklenmişti. Osmanlı’nın çözülüş ve yıkılışı büyük oranda buna bağlı olarak gelişirken, yeni Cumhuriyet de bu temel üzerinden şekillendi.

Rüşeym halindeki yerli kapitalizmin hızla bağımlılık içinde eritilmesi nedeniyle burjuvazi de ancak cılız ve bağımlı olarak gelişebilmiştir. Hâkim sınıf yapısı da, toprak ağlarının, ticaret burjuvazisinin, Anadolu esnaf ve tüccarlarının homojen olmayan bir ittifakı biçiminde gelişmiştir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki genel politika, kapitalizmin yukarıdan aşağıyla geliştirilmesine, devlet eliyle milli burjuva yaratılmasına dönük olmuştur. Bunun gereği olarak da kimi dönemlerde görece emperyalizmden bağımsız konum alışlar sergilenmeye çalışılmıştır. Ancak gerek temel olarak izlenen kapitalist yol gerekse de hâkim sınıf ittifakının çelişkileri kısa zamanda içerisinde tarihsel ilerleme çizgisini dondurarak, hızla yeniden sömürgeleştirme ve gericileşme sürecine girmiştir. Özellikle II. Dünya Savaşı’nın ardından ABD’nin yeni sömürgeleştirme politikaları doğrultusunda, ülkemizde burjuvazinin gelişimi ve devlet yapısı dışa bağımlı olarak şekillenmiştir.

Emekçilerin bu dönemdeki konumlanışı nasıl oldu?
Kurtuluş Savaşı ulusal bir birlik etrafında şekillenirken, emekçi yoksul kesimler de bunun altında birleşti. Fakat Cumhuriyet’in kuruluşu ve gelişimi içerisinde ise hiçbir şekilde temsil edilmedi. Çünkü, emekçi sınıflar örgütsüz ve güçsüzdü dolayısıyla siyasal alanda hiçbir temsiliyeti yoktu. Bağımsız bir özne olarak emekçilerin ortaya çıkışı büyük oranda 50’li yılların ardından sol hareketin gelişimine paralel olarak gelişmiştir.

İKTİDAR BLOKU İÇİNDEKİ MÜCADELE!

Siyasal İslamcı akımlar Cumhuriyet sürecini tarihsel bir karşıtlık ilişkisi içinde anlamlandırıyor. Bu ilişki nasıl şekillendi?
Yeni Cumhuriyet, dini kamusal alanda sınırlamayı esas alan bir temelde gelişti. Kısmen de bunu otoriter bir laiklik anlayışıyla, dini devlet denetiminde tutarak gerçekleştirdi. Bu anlamda Hilafetten Cumhuriyet’e geçiş noktasında bir karşıtlıktan söz edilebilir. Ancak, hem bu anlamdaki gelişimin sürdürülmesi noktasında hem de siyasal İslamcı güçlerin hâkim sınıf yapısı içerisindeki yeri bakımından onların tarzıyla yapılan karşıt okuma pek de doğru değil. Ülkemizin yeniden sömürgeleştirmesiyle birlikte gelişen süreç içerisinde siyasal İslamcı akımlar iktidar blokunun parçası (ideolojik payandası) olmuştur. Din de devlet eliyle toplumsal alanın kontrolünün bir aracı haline gelmiştir. Bir tarihsel karşıtlıktan değil, iç içe geçmiş bir süreçten ve iktidar bloku içerisindeki mücadelelerden söz edilebilir.

SAVUNU POLİTİKASI GERİ BİR NOKTA

Türkiye solundaki cumhuriyet eleştirileri veya savunuları konusunda neler düşünüyorsunuz?
Solun, bu tarihsel süreçle ilişkisi çok da üzerinde tartışılacak bir mesele olmamalı. Devrimci hareketin gelişim süreci, zaten bu birikimin ilerici yönlerini içererek onu aşmıştır.

Bugünkü tartışmalar ise yeni iktidarın hegemonyasını güçlendirme arayışının parçası olarak gündeme gelmektedir. Özellikle geçtiğimiz dönemde ilericiliğin ve solculuğun kıstası Kemalizm eleştirisi üzerinden belirlenmeye çalışıldı. Solun geçmişi ve AKP iktidarı karşısında her tür eleştirisi Kemalizm olarak gösterilmeye çalışıldı. Bu, gerici AKP iktidarına ve emperyalizme bağımlı yeni sömürü düzenine soldan destek aramanın bir parçası olarak gündeme getirilmiş, bir kontrpolitikadan başka bir şey değil.

Cumhuriyet’i savunma meselesi, AKP karşısındaki mücadele açısından geri bir noktadır. Bu, geçtiğimiz dönemdeki iktidar mücadelesinin bir parçası olarak şekillenmiş bir tartışma. Bu eksenin sonuçta ürettiği de milliyetçi temelde devletin ve eski iktidar ilişkilerinin savunulmasının ötesine geçemiyor.

Ancak Gezi’ye ilişkin tartışmaların bir kısmı da yeni bu bağlam içerisinde sürdürülüyor, Gezi’nin bu yönde eğilimleri de içinde taşıdığı yorumları var?
Gezi, milliyetçi-darbeci eğilimlerin aşıldığı, halkın kendi öz gücüyle iktidara karşı mücadelenin devrimci yolunu açtığı bir direniş hareketiydi.

Gezi’nin içerisinde elbette pek çok eğilim vardı. Ancak bu eğilimleri Gezi öncesinin belirlenmiş kodları içerisinde milliyetçilik-darbecilik olarak anlamlandırmak doğru olmadığı gibi, iktidarın harekete karşı saldırısına da güç veren bir okumadır.

Kuşkusuz geniş halk kesimleri AKP karşısındaki direnişleri kimi noktalarda Cumhuriyet’le özdeşlik içerisinde ifade ediyor. Bu her şeyden önce devrimci hareketin bu direnme eğilimlerini kapsayacak bir etkinliğe sahip olmamasıyla ilgilidir. Bu noktada sol adına yapılması gereken, kısa vadeli sonuçlar alma beklentisi içerisinde kendi ilkelerini bir yana bırakarak – örneğin bayrak mitingleriyle- buna eklemlenerek çözümü sağcılıkta aramak olmamalıdır. Halkın –farklı biçimlerde gelişen- direnme eğilimleriyle buluşarak büyütmek bakımından devrimcilerin görevi ise devrimcilik yapmaktır!

ÇÖZÜM DEVRİMCİ MÜCADELEDE

AKP’ye karşı mücadele bu anlamda hangi temelde sürdürülmeli?
Bugün eskinin savunulması temelinde bir mücadele sürdürmek doğru olmadığı kadar gerçekçi de değil. Zaten savunulacak bir şey de kalmadı. 12 Eylül ile başlayan süreçle birlikte AKP iktidarı dini gericilik doğrultusunda sömürü düzenini geliştirirken yeni bir rejimi inşa etti. Buna karşı mücadele ne kimlik temelindeki demokrasi mücadelesine odaklanarak ne de milliyetçi eksenindeki sözde anti-emperyalist temelde sürdürülebilir. Bu mücadele halkın aydınlanmacı, bağımsızlıkçı, özgürlükçü, eşitlikçi ve dayanışmacı direnme eğilimlerini Türkiye’yi devrimci bir anlayışla yeniden kurma mücadelesinde birleştirme doğrultusunda geliştirilmelidir. Bu düzeni yıkma ve halkın doğrudan inisiyatifi ile yeniden kurma fikri ve bunun pratikleri çoğaldığı oranda, Haziran direnişinin devrimci potansiyeli de devrimci bir kurucu irade olarak güçlenebilecektir.

Söyleşi: Can Uğur/BirGün Gazetesi


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome