Örgütlü Bir Kadın Hareketi Dayanışmayı Örecektir - Aysel Aydın

9 Mart 2012 Cuma

Türkiye’de ki kadın hareketleri, bu yıl 8 Mart’ta “ileri demokrasi” mücadelesi veren AKP hükümetinin, insanın emeğini, düşüncesini değersizleştirdiği, şiddet ve baskılarla yıldırdığı, yok saymayı cüretkarca savunduğu kısacası sinsi bir korkunun yaratıldığı ortamda alanlarda olacak.


Türkiye’de Haziran 2011 yapılan seçimlerle, 12 Eylül sonrasında yaratılan Neo-Liberal politikaların yeniden devamlılığını sağlama konusunda ustalaşan AKP-Cemaat Koalisyonu, Küresel Kapitalizme eklemlenme sürecini hızla tamamlarken, Küresel Sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, yeniden yapılandırma sürecinin getirdiği rejim krizi ve bu doğrultuda devam eden egemen sınıflar içi, iç iktidar kavgaları, ülkemizde AKP-Cemaat Koalisyonu eliyle tasfiye etme ve müdahalelerle derinleştirilerek, toplum yaşamında sınır tanımayan bir piyasacılığa dönüştü. Güvencesizliği, yoksulluğu, insanların “kaderi” gibi göstererek muhafazakarlığı, gericiliği geliştiren yeni bir rejim, yeni bir Türkiye olma yolunda hedefe ulaştılar.

Küresel Kapitalizmin “ataerkil” yapısının korunması konusunda büyük şeflerinden tam not alan AKP-Cemaat Koalisyonu, pekiştirdiği bu güçle, toplum üzerinde “korkun bizden” havası estirirken “kadınların sorunları” için aldığı önlemler kadını tamamen görmezden gelerek cinsiyetçi zihniyetlerinin kurbanı yapmaya devam ediyor.
İktidara geldikleri 2002 yılından beri kademe kademe uyguladıkları politikalar, insanca yaşamın koşullarını zorlarken, gericiliğe olan inançlarını ilk başta cinsiyet ayrımcılığı üzerinden kadınlara uyguladılar.
Önceleri laik-gerici tartışmaları içerisinde örtülü-örtüsüz kadınları öne çıkardılar sonrasında muasır devletler seviyesine ulaşmanın göstergesi olarak kadınlara sınırlı haklar tanıdılar. Bir çok kadın hareketi “yeni” olduğunu düşündüğü bu sözde “ileri” iyileştirmeleri kendileri açısından olumlasa da bir süre sonra bunun Kapitalist Sistemin ataerkinin yeniden dönüştürüldüğü ve kendileri için yapılan bir “değişim” olmadığı ortaya çıktı. Bu çıkış ne yazık ki biriktirilen kazanımları da fululaştırdı. 

Toplum tarafından içselleştirilmiş kadınlık-erkeklik rollerinin mitleştirilmesini yazılı veya  görsel medya aracılığı ile büyük bir iştahla sunan bu ataerkil zihniyet, kapitalizmin kadınlar üzerinde yarattığı hegemonyayı gizler oysa ataerki, kadınların sömürülmesi ve ezilmesinin tarihsel derinliğini gösterirken, kapitalizm bu ataerkil sistemin en son gelişmiş halini anlatır.
Kapitalizmin bu görünmez hali, kadın hareketlerinin “kadınların sorunları” üzerine yaptığı tahlillerde meselenin erkek-kadın arasında yaşanan bitmek bilmez bir “çelişki” olduğu varsayımını ortaya çıkarır. Bu tahlile göre düşman “dışta” değil, “içte”dir. En yakın olanla yapılan bu savaşım bir süre sonra “kimliğin” ufalanıp dağılmasına ve yeniden yaratılmasına denk düşer. Kimlik sorunu içerisine sıkıştırılmış kadınlar dahil her hareket onu çevreleyen ekonomik, siyasal ve kültürel nedenleri reddeder. Mağduriyetler daha çok ön plana çıkar ve bir süre sonra bir cinsin (kadın) diğerinden (erkek) üstün olduğu kabul edilir.

Günümüzde bir çok toplumda kadınların mağduriyetlerine neden olan erkek egemenliğinin ataerkil bir sistem olarak adlandırılmasının doğru olup olmadığının kadın hareketleri içerisinde tartışmaları sürerken, “Ataerki” nin kelimesi kelimesine “babaların yönetimi” olduğunu unutmamak gerekir. Fakat günümüzün erkek egemenliği, “babaların yönetiminin” ötesine geçer. Kocaların yönetimini, erkek patronların yönetimini, birçok toplumsal kurumu, siyaseti, ekonomiyi kısacası “erkekler ligi” ya da “erkekler meclisi” denen yerleri yöneten erkekleri içerir.
Bu nedenle, “ataerkinin” pek çok ataerki öncesi toplumları etkilemiş ve dönüştürmüş, adeta evrensel bir sistem olması gerçeği, bu sistemi genişleten temel mekanizmalarla, yani soygun, savaşlar ve fetihlerle açıklanmak zorundadır.

Kapitalist sömürü, kendi devamlılığını sürdürmek için ataerkinin yeniden üretilip, geliştirilmesine muhtaçtır. Kapitalist sömürünün, toplumsal ve cinsiyete dayalı iş bölümü, sistemin birbirini tamamlayan, iç içe geçmiş bir bütünün halkasıdır.
Bu iç içe geçmiş cinsiyetçi ve emek sömürüsüne dayanan Kapitalist sistemin her türlü sömürüsü yani kadın-erkek ilişkisiyle başlayıp, insanların doğayla ilişkisine, metropollerin sömürgelerle ilişkisine varıncaya değin bütün Kapitalist ataerkil ilişkilerle mücadele etmek zorundadır. Kadın hareketi bunlardan sadece birine yoğunlaşırsa amacına ulaşamaz çünkü bunlar birbiriyle ilişkilidir.

Bugün, Kadının Kurtuluşunu böylesi bir bütünlük içerisinde ele alacak, başka bir insanın(kadın-erkek) başka bir hayatın mümkün olduğunu, geleceğe ertelemeden bugünden başlayarak mücadele eden, dayanışmayı ören, bağımsız bir kadın muhalefetine ihtiyaç vardır.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome