Post-modernizmin Eleştirisi Olarak Kürtaj - Çağhan Kızıl

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yaşanan, egemen iktidarın, bireyin yaşamı üzerindeki hükümranlığını siyaset alanının dışına taşırarak doktor ile egemenin rollerinin iç içe girdiği sisli bir bağlama kaydırmasıdır.


I
İnsan yaşamının gittikçe daha da egemen siyasetin tektipleştirici kalıplarına tabi hale gelmesini, Foucault, biyopolitika olarak tanımlar. Ona göre binlerce yıl boyunca insan, siyasal varoluş kapasitesi bulunan, aynı zamanda kendi varlığını sorgulayan bir hayvan olarak kaldıktan sonra, modern dünyanın dinamikleri içinde tam da siyaseti belirleme kapasitesine sahip olmuşken, bir anda kendisini dışsal bir yönetimin gücüne bağlayarak kendi benliğini nesneleştirmiştir. Arendt, bu nesneleştirmenin sebebini millet temelinde yaratılan sınırlı bir politik ortaklık anlaşmasının egemen iktidarına bağlarken Jessop, devletin kendisini varedebilme yeteneğinin sosyolojik koşullarının insanları egemen iktidarın güç araçlarının gelişmişliğine tabi kıldığını savunur. Belki artık bugün, toplumların yaşadığı bu değişimin iradi bir yönelimden çok, neoliberalizmin egemen iktidarının ve onun postmodern yöneliminin politik ve sosyal hegemonyasının sonucu olduğunu açık bir şekilde anlayabiliriz. 

II
1920 yılında Almanya´da Karl Binding ve Alfred Hoche, Yaşanmaya Layık Olmayan Hayatı Bitirme Yetkisi (Die Freigabe der Vernichtung lebensunwertens Lebens) adında bir kitap yayınlamışlardı. Bu kitabın ana kavramlarından birisi intihardı. Yazarlar, bir kişinin intihar etmesinin hem din hem de toplum normları tarafından kabul edilmemesinin sebebinin bireylerin kendi yaşamları üzerindeki egemenliklerinin yerine ikame edilmeye çalışılan resmi devlet egemenliği olduğunu söylemekteydi. Buna göre, hukuk sistemi, bireyin kendi bedeni üzerindeki doğal hakimiyetini ne tanımazlıktan gelebiliyor ne de yukarıdaki nedenler yüzünden intiharı yasal görebiliyordu. Dolayısıyla bugün de halen çözüme ulaşmamış bir hukuki-sosyal paradoks yüzey çizgileri ile açığa çıkıyordu: düşünebilen bir varlık olarak insanın kendi yaşamı ve biyolojik işleyişi üzerinde karar verebilme hakkının genişliği. İntihar örneğinde kişinin öz seçimi olarak algılanabilecek tercihler (yaşanmaya değmeyen yaşamın sonlandırılması), öte yandan şu soruyu ortaya çıkararak kendi karşıtını da yaratıyordu: peki o zaman devam ettirilmesi gereken yaşamlar nelerdir? Bu iki durumun çarpışmasından doğan daha büyük bir çelişki de nihayetinde hayatın değerli olup olmadığına karar veren mekanizma ya da erk nedir?

III
Modern egemenlik, insanların kendilerini ona karşı sorumlu hissettikleri bir gücün varlığını verili alır. Bu güç, günümüz toplumlarında iktidar yapısı ve onu yeniden yaratmakta kullanılan kanaat çevreleridir. Bireyin kendi varlığı üzerinde kayıtsız şartsız bir egemenlik sağlaması ile bunun karşısına konan yaşamın siyasal niteliğinden arınıp kutsallaştırılması kavramları arasındaki gerilimli bölgede yeşeren çelişkilerden biri iktidarın insan yaşamına müdahale etmesi ve buna karşı gelişen özgürlük nosyonudur. Nazi Almanya´sındaki öjenik uygulamaları, modern egemen iktidarın kişinin bedenine direk müdahalesinin en açık örneklerinden biridir. Agamben´e göre Nazilerin bu uygulamaları, insanı bir soruna getirilen bir çözüm kılığında egemen iktidarın çıplak hayat üzerindeki hükümranlığını kurmanın biyopolitik bir uygulamasıdır. Yaşanması gereken ya da yaşsanmamasıi gereke bir hayatın varlığını sorgulamak ya da bu konuda yorum yapmak bile özgürlüğün bireysel sınırlarını aşan ve başka bireylerin sadece yaşamaktan kaynaklanan „kendi bedenleri üzerindeki egemenlik“lerine bir müdahale olacağı açıktır. Schmitt´e göre hayat siyasetin en yüce değeri haline geldiğinde, egemen iktidarın tanımlanmasındaki ana zemin de değişmiş oluyor. Bireyciliğin ve çıkarcılığın gittikçe daha da ön plana alındığı günümüzün post-modern kişilik alanında, toplumsallığın yaratıldığı düzlemin ezen-ezilen ilişkisinden çok daha farklı mecralara kaymasının yarattığı da buna benzer bir travmadır.

IV
Günümüz dünyasında, daha da artan teolojik bir bakış açısıyla, insanın kutsallığı fakat bunun ötesinde doğanın ve diğer canlıların önemsizliği üzerine yapılan güzellemeler de, işte tam bu nedenle iktidar mekanizmalarının kişileri kendisine tabi kılmaya çalışmasının bir aygıtıdır. Bugünlerde kürtajı Uludere ile beraber tartışmamız, oldukça kırılgan ve ince bir baskı mekanizmasına işaret etmektedir. Kimlikleri nedeniyle dışlanan ve öldürülen „toplumsallıkları içindeki bireyler“in karşısına, kadınların kendi bedenleri üzerindeki kontrolünü yansıtan kürtaj olgusunun „bireysel özgürlükten kopartılmış bir toplumsal alanda“ tartışılması, yaratılmaya çalışılan kafa karışıklığı ve muhafazakar toplum mühendisliğinin tıp ile siyasetin içice geçirilmesi ayağının açık bir göstergesidir. Yaşanan, aslında egemen iktidarın, bireyin yaşamı üzerindeki hükümranlığını siyaset alanının dışına taşırarak doktor ile egemenin rollerinin iç içe girdiği sisli bir bağlama kaydırmasıdır. Bu durum, post-modernizmin rasyonalitenin karşısına bilinemez ve kaderci toplum anlayışını koyma politikasından bağımsız değildir. Yapılması gereken belki de düşünüş ve karar verme mekanizmalarını merkezi otoriteden bağımsızlaştıran bir anlayışın, "kendi için, başkaları için, ve daha da önemlisi ortaklaşa bir biçimde" karar alabilmesidir. Karar verebilmek, politik bir varlık olarak insanın en temel özelliklerinden biri olmalıdır ki birey kendisini toplumsal alan içinde bir yere yerleştirebilsin. Küreselleşme çağında devlet egemenliğinin liberal/muhafazakar bir anlayışla zahiri bir "paylaşıma" gitmesi, toplum nezdinde "demokrasi" yanılsaması olarak kendini bulabilir - ki son yıllarda Türkiye´de yaşadığımız da budur. Biliyoruz ki liberal eğilimin bireye yaptığı vurgunun hegemonyaya yansıması, sistemin tek tek bireyler üzerinden bir ayrım politikası uygulamasıdır. Bu, aynı zamanda cemaatler olarak örgütlenen toplumlarda kitlelerin dışlanmasını da beraberinde getirmektedir. Esasen, liberal vurgunun aksine ama onun ilgilendiği birey alanında, bireysel özgürleşme ve insanın yabancılaşmasının önlenmesi, iktidarın dönüşümünü sağlamak açısından devrimci bir sol bakışı oluşturabilir.  


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome