Roboski Katliamı: Bilanço ve Kırmızı Kitap

28 Aralık 2012 Cuma

Roboski katliamına yönelik tepkiler göstermiştir ki; halklar katliamları unutmayacaktır, tüm sorumluları bulunana, yargılanıp ceza alana kadar Roboski’nin peşini bırakmayacağız.


Tam bir yıl önce bir kış gecesi 34 yoksul Kürt köylüsünün bedeni havadan gelen bombalarla parçalandı. Tüm insanlığın kalbine atılan bombaydı F-16 canavarlarından atılanlar. Önce ‘terörist’ dediler. Sonra ‘kaçakçı’ya çıktı adları. Başbakan’ın Paşası özel ‘teşekkürlere’ mazhar oldu 34 beden üzerinden. ‘Terörle mücadele kararlılıkla sürecekti.’

Başbakan daha da pişkindi: “Her ölen için 123’er  bin lira verdik, yetmiyor mu? Kapatın artık bu konuyu” dedi ve ekledi ertesi günlerde: Roboski’yi protesto edenlerle düpedüz alay ediyordu: “Her kürtaj bir Uludere’dir.”

Ruhunu paraya ve borsaya endeksleyenlerden beklendik bir yanıttı. “Kürt değil mi ver parasını öldür” mantığının 30 yıllık beslediği faşist bir zihniyetti söz konusu olan.
Bizler unutmadık, unutmayacağız.
İnsanlığımızı yitirmedik, katillere de hesap sorana kadar ‘Unutursak Roboski’yi kalbimiz kurusun’ diyenlerdeniz.

Roboski Katliamı ve geçen bir yılın dökümü
Sınır ticareti yaparak geçimlerini sağlayan 38 köylüden 34’ü,  28 Aralık 2011 gecesi katırlara yükledikleri malzemeleriyle Irak-Türkiye sınırını geçerken TSK’ya ait F-16’lar tarafından yapılan operasyonla öldürüldüler. Bombardımandan yaralı kurtulan Ferhat Encü,  “Geri döndüğümüz sırada jetler bizi bombardımana tuttu. Bombardıman sırasında acı bir koku etrafı sardı. Birden insanlar yanarak can verdi. 5-6 kişi bombardımandan kaçarak kayalıkların arasına saklandı. Uçaklar orayı da bombaladı. Hepsi kayalıkların altında can verdi." diyordu.
Olayın sosyal medyada duyulmasıyla birlikte önce derin bir suskunluk arkasından ise büyük bir öfke seli Türkiye’ye dalga dalga yayıldı. Ana akım medya bir gece önce saat 19-21 arasında gerçekleşen olayı ertesi gün öğle sonrasına kadar duyurmadı. Daha sonra ‘Kahreden yanlışlık’ manşetleri atılmaya başlandı. Olaydan günler sonra konuşan Başbakan “Bu bölge, terör bölgesidir. Böyle bir bölgede silahlı kuvvetler bu Ahmet midir Mehmet midir bilemez ki. Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz bu görevi samimi bir şekilde yapmıştır" şeklinde açıklama yaptı.

İnsan öldürme konusunda ‘samimi’ olduklarına hiç şüphemiz olmadı geçen bu süre zarfında.

Genelkurmay’ın insansız ve insafsız açıklamaları
Genelkurmay Başkanlığı ise yaptığı 8 maddelik ilk açıklamada insansızlığını/insafsızlığını gösteriyordu: “Çeşitli kaynaklardan alınan istihbarat ve yapılan teknik analizler sonucunda, içlerinde örgüt elebaşılarının da bulunduğu terörist grupların bölgede bir araya geldikleri ve sınır hattındaki karakol ve üs bölgelerimize yönelik saldırı hazırlığı içinde oldukları anlaşılmış ve ilgili birlikler ikaz edilmiştir.”  Açıklama öylesine çalakalem yapılmış bir açıklamaydı ki, tek bir satırında ‘üzüntü’, ‘özür’, ‘hata yapıldı’ gibi ifadelere bile yer verilmezken geçen süre zarfında olay her yönüyle de karartılmaya çalışıldı.

Katliamı haklı gösteren, aslında ölen Kürtlerin ‘suçlu’ olduğunu belirten İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin öldürülen 34 Kürt köylüsü için, "Ölenler sağ yakalansaydı, kaçakçılıktan yargılanacaklardı" dedi. İçişleri Bakanı Naim Şahin pişkinlikte sınır tanımayarak, "Kaçakçılık BDP'nin emriyle yapılıyor. Bölge KCK'nin elinde, ölenler figürandır, gençler de orada olmasaydı, özür dilenecek bir şey yok" diyerek katliamın savunusunda bayrak koşusunu devraldı.

‘Konvoyun içinde PKK üst düzey yöneticilerinden Fehman Hüseyin ve ekibinin bulunduğu’ raporlarının 4-5 gündür MİT’ten Genelkurmay’a iletildiği bilgisi katliamı meşrulaştırmaya yönelik manipülasyon olarak uzun süre tartışıldı. Vurulan köylülerin sınırın Irak tarafında vurulması ise akıllara ‘Sınır ötesi harekât’ emrinin sadece Başbakan’a ait olduğu ve bu yetkisini acil durumlarda Genelkurmay’a devretmesini getirdi. Aileler katliamda kaybettikleri yakınları için adalet talebinde ısrarlı oldular.
Sonuç: Kardeşi öldürülen ve ısrarla olayın takipçisi olan Ferhat Encü 6 kez gözaltına alındı.

Sorunu çözmek istemiyorsanız komisyon kurun
3 Ocak 2012 tarihinde Roboski’de incelemede bulunan MAZLUMDER, İHD, ÇHD, TİHV, Türkiye Barış Meclisi, KESK, TTB ve DİSK'ten oluşan heyet tarafından katliama ilişkin yapılan ortak açıklamada, "Yapılan bir yargısız infazdır ve öldürülenlerin sayısı itibariyle bu toplu bir katliam niteliği taşımaktadır" denilerek, olay sonrası yaralılara yardım etmek için giden ambulans ve sağlık ekiplerine izin verilmediği, yaralıların bazılarının donarak öldüğü vurgulandı.

Yine aynı günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, Roboski katliamı ile ilgili Başbakan'ın özür dilemesi ve tazminat ödemesi gerektiğini söyledi. BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasında ise Başbakan Erdoğan'a "Biz senin meşruiyetini, Başbakanlığını tanımıyoruz. Sen kendini ne zannediyorsun. Bu halkın çocuklarını katledeceksin, kanlı ellerinle de BDP'den hesap soracaksın. Haddini bileceksin. Çıkıp bu çocukları katlettiğin için hesap vereceksin” dedi. Roboski katliamını protesto için BDP grubunun tüm milletvekilleri TBMM’de bir günlük oturma eylemi yaptı.

Katliamla ilgili istihbarat bilgilerinin MİT tarafından verildiği iddiaları üzerine MİT Müsteşarı Hakan Fidan yaptığı açıklamada ‘Bizim tarafımızdan herhangi bir istihbarat bilgisi verilmemiştir. Bu konuda basında çıkan yazılar gerçeği yansıtmamaktadır’ diyerek MİT’in bu olayla ilişkisinin ‘olmadığını’ ileri sürdü. Bu açıklamanın ertesinde Uludere Cumhuriyet Savcılığı Roboski katliamına ilişkin yürütülen soruşturmada ''gizlilik kararı'' aldı.

Katliamla ilgili olarak Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı, Uludere savcısına talimat vererek, yetkili askerlerin tüm telefon görüşmelerini istedi. Roboski katliamıyla ilgili protesto gösterilerinde çok sayıda kişi gözaltına alınırken, en ilginç olay yakınlarını Roboski katliamında kaybeden ve önce gözaltına alınan 8 kişiden 5'i Uludere Kaymakamı’nı protesto olayları bahane edilerek "Kasten adam öldürmeye teşebbüs" suçlamasıyla tutuklandı. Kürt yoksul emekçilerinin ölmeleri yetmiyordu anlaşılan, yas tutmaları, sorumluların bulunması talebiyle hak aramaları da devletimizin ‘şiddetli şefkatiyle’ buluşuyordu.

AKP ve MHP’nin kutsal ittifakı
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ise, Roboski Köyü'nde yaşanan katliamla ilgili Uludere Alt Komisyon kurulması kararını aldı. CHP tarafından Uludere’ye gönderilen milletvekili heyetinin katliama ilişkin hazırladığı raporda, olay öncesi kaçağa gidenlerin jandarma başta olmak üzere herkes tarafından bilindiği belirtilerek, bombardıman boyunca köylülerin yardım talep eden telefonlarına askerlerce yeterli duyarlılık gösterilmediğinin tespit edildiği belirtildi. Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç ise, Roboski'de katledilen 34 kişinin ailelerine tazminat vereceklerini ve devamında "AİHM'e başvurup tazminat alabilirler" açıklaması yaparken, ailelere AİHM yolunun açık olduğunu söyledi. BDP’nin katliamın araştırılmasıyla ilgili TBMM’ye sunduğu Meclis Araştırma Önergesi ise AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedilerek faşist ‘Kutsal İttifak’ın Kürtler, emekçiler ve solcular karşısında devamlı işbirliği içerisinde olacağını da anımsatması açısından tarihe not düşülecek bir girişimdi.

Gülen Cemaati'nin sözcülüğünü yapan Zaman Gazetesi ise, Roboski'de yaşanan katliama ilişkin Heron görüntülerinden oluştuğunu iddia ettiği bilgiler ile katliamı PKK'ye yıkmaya çalıştı.

AKP ve destekçisi medyanın Roboski’de yaşanan katliamla ilgili yaptıkları tüm yayınlar olayın sorumluluğunu reddetme üzerine kurulurken;  BDP, PKK ve ölenlerin asıl ‘suçlular’ olduğu tezi işlenmesi medyanın yaşanan olaylarda hükümet yandaşlığında sınır tanımadığını da gösteriyordu.
 
Akademisyenler, yazarlar, sanatçılar ve insan hakları temsilcilerinden oluşan bir heyetin Uludere katliamında ölenlerin yakınlarıyla yaptıkları görüşmeler ve olay yerinde yaptıkları incelemeler sonrasında, olayın sorumluları olarak Başbakan ve Genelkurmay Başkanı hakkında suç duyurusunda bulundular.

Katliam soruşturmasının en can alıcı açıklamasını ise Ertuğrul Kürkçü yaptı: Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu'nun, Şırnak'ta yetkililer ile yaptıkları görüşmede askeri yetkililerin kendilerine olay akşamı bölgenin uçuşa yasak bölge ilan edildiğini ve bombardımana ilişkin kendilerine halen bir bilgi verilmediği bilgisi verdiğini belirterek, "Bu sözün anlamı açıktır. Emrin Başbakanlık ve Genelkurmay'dan verildiği ortada" diyerek ‘delillerin karartılmaya çalışıldığını’ söyledi.

BDP, 16 Şubat 2012 tarihinde, Roboski katliamı nedeniyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, kuvvet komutanları, ilgili bakanlar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında "insanlığa karşı suç işlemek" ve "toplu katliam yapmak" gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.    

5 Mart 2012     tarihinde TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu ile birlikte Roboski'de 34 emekçinin katledildiği Heron görüntülerini izleyen Aselsan uzmanları hazırladıkları raporu Meclis'e sundu. Raporda, dakika dakika yaşanan olay anlatılırken, görüntülerden insanların ve katırların net olarak ayırt edildiği, yapılan işlerin de belli olduğu vurgulandı.

Olay bilinçli, kasıtlı ve en üst düzeyden talimatla gerçekleştirilmiş bir katliamdı.     Başbakan’ın yaşanan katliamı ‘bizler kadere inanmış insanlarız’ diye nitelendirmesi büyük tepkiler çekerken soruşturmaların, açılan davaların katliamı örtbas etmeye yönelik bir çok girişimi içinde barındırdığı şüphesi tüm ilerici kamuoyunda etkili olmaya başladı.

Roboski Katliamına ilişkin TBMM Uludere Araştırma Komisyonu'na İçişleri Bakanlığı tarafından sunulan raporda, heronlardan çekilen görüntülerde kayma olduğu belirtilirken, olaydan İçişleri Bakanı, Jandarma Genel Komutanı ve Vali’nin bilgilendirilmediği ve devre dışı kaldıkları iddia edilerek, operasyonun Genelkurmay Başkanlığı tarafından icra edildiği kaydedildi.

CHP, BDP ve katliamı protesto eden tüm ilerici parti ve kuruluşlarda oluşan ortak kanı ise saklanan delillerin, kesilen görüntülerin, yandaş medyanın karartma girişimlerinin, devlet birimlerinin ellerindeki raporları komisyona vermek istememelerinin nedeninin,  olayın çok üst boyutlarda ‘tasarlandığı’na işaret ettiğini belirttiler. Emir ya Başbakan’dan ya da Genelkurmay Başkanı’ndan gelmişti.

İnsansız hava araçları ABD’den, katliam TSK’dan
Günler geçtikçe katliamın arkasındaki sis perdesi aralanıyordu. Wall Street Journal gazetesi Türk basını gibi bu işin peşini bırakmamıştı ve dünyanın öbür ucundan gazetecilik faaliyeti yaparak gündeme oturdu. WSJ, ABD'li yetkililer ve Pentagon'un bir iç değerlendirmesine dayanarak operasyonun bir Predator'un aktardığı görüntüler üzerine gerçekleştiğini belirttiler. Haberin devamında, "Konvoyun, videoları izleyen ABD'li personel tarafından tespit edildiğinde, Irak içinde olduğunu ve Türk sınırına doğru ilerlediğini, konvoydaki kişilerin "sivil veya gerilla savaşçıları" olup olmadıklarını söyleyemediklerini ancak bölgede sık sık "gerilla savaşçıların" göründüğünü belirterek, muhatapları Türk subaylarına bu bilginin teyit edilmesi gerektiğini belirten ABD'li subayların, ‘ek keşifle konvoyun kimliği belirlenebilir uyarılarına’ rağmen, Türk subayların Predatorları başka yerde uçurmalarını talep ettiğini’ söylediler. Pentagon’dan görevlinin WSJ’ye yaptığı açıklamalarla Türk Hükümeti’nin ve  Genelkurmay’ın açıklamaları taban tabana zıttı. Genelkurmay Başkanlığı ise çok tanıdık cümlelerle bu haberi yalanladı: “Haber gerçeği yansıtmıyor.”  Oysa 23 Mayıs 2012 tarihinde AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik yaptığı bir açıklamayla Genelkurmay’ın yalan söylediğini ortaya koyuyordu: Çelik, Roboski katliamına insanı boyutta yaklaştıklarını, hayatlarını kaybedenlerin ailelerine verilen paraları ise madden rahatlatmak için verdiklerini iddia etti. Çelik, istihbaratın ABD'den alındığını belirtirken, operasyon emrini ilgili komutanların verdiğini söyledi.

Soruşturmayı yürüten Uludere Cumhuriyet Savcısı’nın ise olaya karıştıkları iddia edilen askerlerin ifadelerine başvurmadığı ortaya çıktı. MİT ise, TBMM Araştırma Komisyonu’na gönderdiği raporda, “saldırıdan, yapılan resmi açıklamanın ardından haberimiz oldu” dedi.

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel ise ‘devlet adamlarının vakurluğu’ içerisinde bildik teraneleri okumayı sürdürüyordu: Roboski’de PKK’lilerin olduğunu ileri sürerek, “Kafilenin içinde silahlı militanlar olduğunu, askerin olay yerine ulaştığı sırada silahlar yok edildi."  Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'e Roboski’liler sert tepki gösterdiler.

Devletin tüm faili meçhul cinayetleri, katliamları örtmek üzere elinde bulundurduğu ‘tül perde’ medyasıyla, MİT’iyle, askeriyle, adaletiyle tüm toplumun üzerine serilmek isteniyordu bu katliamda da.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'nun bünyesinde kurulan Alt Komisyonun CHP'li üyesi Levent Gök, "Bu konuda Genelkurmay ve iktidar konunun üstünü örtmek için işbirliği yapıyor" dedi.     Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, "Raporu, Kasım ayının ortalarında yazmaya başlayacağız. Bir gecikme olmazsa ay sonunda raporu bitirmeyi planlıyoruz" diyerek aylar önce bitirilmesi gereken raporun hala yazımına bile başlanmadığını itiraf ediyordu. Ve daha korkunç bir itirafın gelmesi gecikmedi: Katliamı incelemek üzere oluşturulan Uludere Alt Komisyonu'nun AKP'li üyeleri katliamın sorumlularının tespit edilemeyeceğini savundu. Fakat her yönüyle rezilliklerin yaşandığı bu soruşturmalarda gerçekler gün ışığı gibi ortadayken, AKP’nin bir gün yalanlayıp diğer gün doğrulamalarıyla geçen 11 ay sonunda gelinen nokta şuydu: Uludere Alt Komisyonu Başkanı AKP'li İhsan Şener, Roboski katliamında bombalama emrinin kimin verdiği konusunda tahmin yürütemeyeceklerini söyleyerek, "Önceki operasyonlar nasıl yapılmışsa şimdi de aynı usulle yapılmıştır, o zaman emri kim verdiyse, şimdi de o vermiştir. Bu bilinmez bir şey değildir" dedi. Raporun olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen henüz yayınlanmaması, Komisyon Başkanı’nın ‘devlet kurumları bize bilgi göndermiyorlar, eksik yolluyorlar’ söylemiyle birleşince derin ve üst düzey odakların bu katliam soruşturmasının üstünün örtülmesini istedikleri kuşkusunu haklı olarak genişletiyor.

Sonuç: ‘Kırmızı Kitaba’ bakın!
Yayınlanacak raporun ise sorumluları ortaya çıkartmak yerine diğer tüm suikast, katliam ve olaylarda yaşandığı gibi akıllarda karanlık noktalar bırakmaya uygun bir içerikte olacağını söyleyebiliriz.

Sorumluları gözden kaçıran, ele vermeyen ve ‘devlette devamlılık esastır’ geleneğine uygun olarak katliam emrini verenlerin, uygulayanların ‘devletin tepelerinde’ görevlerini icra ediyor olması bize bir gerçeği tüm yalınlığıyla açıklıyor: 30 yıllık kirli savaşta her iktidarın temel misyonunun muhaliflere, emekçilere, Kürt hareketine, devrimcilere, öğrencilere devletin milli güvenliğine ait ‘kırmızı kitabı’na uygun önlemleri almakta bir an bile çekinmeyeceğidir.

Roboski katliamına yönelik tepkiler göstermiştir ki; halklar katliamları unutmayacaktır, tüm sorumluları bulunana, yargılanıp ceza alana kadar Roboski’nin peşini bırakmayacağız.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome