Rusya ve Ekonomik Savaş- Larry Elliot (The Guardian)

9 Eylül 2014 Salı

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının üzerinden 25 yıl geçti. Soğuk Savaşı, ekonomik açıdan daha üstün olan Batı kazandı, Sovyetler Birliği’nde komünizmin çökmesi ve iki Almanya’nın birleşmesi ile birlikte yeni bir dönem başladı.


RUSYA VE EKONOMİK SAVAŞ:
HUZUR İÇİNDE YAT YENİ DÜNYA DÜZENİNİN PİYASAYA EKONOMİSİ
Larry Elliot- The Guardian, 31 Ağustos 2014
Çeviren: Deniz E. Doğru

Berlin Duvarı’nın yıkılmasının üzerinden 25 yıl geçti. Soğuk Savaşı, ekonomik açıdan daha üstün olan Batı kazandı, Sovyetler Birliği’nde komünizmin çökmesi ve iki Almanya’nın birleşmesi ile birlikte yeni bir dönem başladı.
25 yıldır ilk kez Batı, Rusya konusunda ciddi endişeler duyuyor. Ukrayna devlet başkanı Petro Proshenko “ülkesinin geri dönülmez bir noktanın, yani Rusya ile savaşın, eşiğinde olduğunu” söylüyor.
ABD ve AB, eğer askerlerini doğu Ukrayna’dan çekmezse Rusya’ya karşı çok daha sert yaptırımlar uygulayacak. Ekonomik savaş, aynen 1980’lerde olduğu gibi, Rusya’ya zarar verebilir. Yaptırımlar şimdiden Rusya ekonomisini sıkıntıya sokuyor; borçları döndürmenin maliyeti yükseliyor, ülkenin enerji sektörünün modernize edillebilmesi için gerekli yabancı yatırımların yapılmasını neredeyse imkânsız hale getiriyor. Ekonomik büyüme durma noktasına geldi ve ülke bir süre sonra uzun ve derin bir ekonomik durgunluğa girecek.

Putin bu durumdan çok da endişe ediyor gibi görünmüyor. Rusya lideri, ortada ekonomisi yeniden gerilemenin eşiğinde bir Avro Bölgesi varken, Rusya zaten kemer sıkmaya çoktan alışmışken, ambargo savaşına girilmesi halinde ilk pes edecek tarafın henüz ekonomik durgunluktan çıkamamış olan Batı olacağını düşünüyor. Haklı ya da değil, ama ortada net olan bir şey var: Demir Perde’nin açılması ile birlikte başlayan dönem artık sona erdi.
Sovyetler Birliği’nin çökmesi ile birlikte neler olduğunu hatırlayın: İki süper güçten geriye tek bir süper güç kalmıştı: ABD.  Birbirine rakip iki ideoloji yerine geride artık sadece kapitalizm vardı. ABD Başkanı George Bush “neyin başarılı olduğunu biliyoruz: serbest piyasa” diyordu.

Takip eden yıllar Bush vizyonunun en parlak devri olacaktı. Kapitalizm, dünyanın daha önce hiç giremediği ya da kısmen girebildiği bölgelerine doğru yayıldı: Çin, Hindistan ve Rusya. Dolar, dünyanın rezerv para birimi olma konumunu sağlamlaştırdı. Washington’daki FED, dünyanın merkez bankasına dönüştü.

Yedi yıl süren Uruguay müzakerelerinin ardından gümrük tarifeleri indirildi, bütün ülkelerin piyasaları dünyaya açıldı. Uluslar üstü bir kurum, Dünya Ticaret Örgütü, dünya ticaretinin jandarmalığını yapmak ve liberalleşmenin önünü daha da açmak üzere Cenevre’de kuruldu.

Rusya’ya uygulanan şok terapi ile birlikte ülke ekonomisi 1990’ların sonunda yüzde 40 küçüldü. Erkekler arasında ortalama yaşam süresi kısaldı. Özelleştirmelerle birlikte eskiden kamu malı olan varlıklar inanılmaz derecede zenginleşen oligarklara devredildi. Yoksulluk patladı.

Sovyetler Birliği’nin çöküşü etkisini Batı’da iki şekilde gösterdi. En belirgin etkisi, Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ekonomiye getirdiği  rahatlama oldu. Artık devletler savunma için o kadar büyük paralar harcamak zorunda kalmayacak, Kızıl Ordu tehdidini bertaraf etmek için kullanılan bütçede vergi indirimleri yapılabilecek ve bütçe diğer harcamalara ayrılabilecekti.

İngiltere’nin savunmaya harcadığı para bugün milli gelirinin yüzde 2’sidir. Bu oran 1980’lerin sonunda yüzde 4 idi. Ancak zaman içinde anlaşıldı ki birbirine rakip iki ideolojinin varlığı kapitalizmin aşırılıklarının törpülenmesini de sağlıyordu. Sovyetler Birliği artık ortadan kaybolunca, kapitalizm gerçek yüzünü gösterecekti. Kısa bir süre için bu durum pek de belli olmadı, çünkü gelişmekte olan ülkelerden gelen ucuz mallar enflasyonu düşürüyor, merkez bankalarının faiz oranlarını ev fiyatlarının aşırı yükselmesini sağlayacak kadar düşük seviyelerde tutabilmelerini sağlıyordu.

Ancak, ucuz kredi-aşırı borçlanmaya dayanan model duvara tosladığında, dizginsiz kapitalizmin aynı zamanda iş güvencesi olmayan istihdam, düşen yaşam standartları ve sosyal harcamalarda kesinti anlamına geldiği de anlaşılacaktı. Bunların hiçbiri halkın istediği şeyler değildi ve işte bu yüzden finansal kriz başladığından bu yana birçok hükümet iktidarı kaybetti.

Siyasetçiler mesajı almıştı. Bütün bu olanlardan şöyle bir sonuç çıkardılar: Giderek zorlaşan şartlar altında, başkaları için maliyeti ne olursa olsun sadece kendi çıkarlarını gözetmelisin. Mesela şu örneği alalım; tek kutuplu bir dünyanın varlığını devam ettirebilmesi için ABD Merkez Bankası FED dünyanın merkez bankası olma sorumluluğu ile hareket etmelidir. Bunun anlamı, niceliksel genişleme-NG (quantitative easing) ve bunu takip edecek olan para politikasında normalleşme sürecinin başka ülkelerin durumlarına hassasiyet gösterilerek uygulanması gerektiğidir. Ancak, FED politikaları tamamen Amerika’nın çıkarları gözetilerek uygulanıyor. Eğer NG politikası, gelişmekte olan ülkelere sıcak para akışında artışa ve NG’nin sonlandırılması bu ekonomilerden sermaye kaçışına neden oluyorsa, bu çok kötü.

NG politikaları ayrıca rekabet avantajı elde etmek için de kullanılıyor. Merkez Bankaları bunu daha fazla miktarda elektronik para basarak yapıyor. İktisadın temel kanunlarından bir tanesi, bir malın arzı artarsa fiyatının düşeceğidir. Para arzının artması paranın değerini düşürür, ülkenin ihraç malları daha da ucuzlar. Mesela Japonlar, Yen’in değerini düşürecek politikalar uygulayacaklarını açıkladıklarında bu ithal malların tarifelerini arttırmakla aynı anlama geliyordu. Bu, 1930’larda uygulanan rekabetçi devalüasyonlar ile aynı şeydir ama daha üstü kapalı bir şekilde.

Serbest ticaret de bu arada güme gitti. 12 yıl süren müzakerelerin ardından DTÖ, 2013 yılında Bali’de varılan, daha mütevazi boyutlarda bir anlaşmada karar kıldı. Bu anlaşma gümrük işlemlerinde bürokrasinin ve yolsuzlukların azaltılmasını öngörüyordu. Aslında, bu, itibarını korumaya çalışan DTÖ’nün yapabileceğinin en azıydı. Temmuz ayının sonunda ise Hindistan bu anlaşmaya taş koydu. Yeni Delhi fikrini değiştirmezse, artık bu anlaşma ölüdür ve DTÖ artık işlevsiz hale gelecektir. Bu artık çok taraflılıktan uzaklaşan bir dünyadır.

Putin’in sunacağı hiçbir alternatif ideoloji yok ama artık zaman da değişti. Şimdi bu, daha karma karışık, daha az bir netlikle tarif edilebilen, çok kutuplu bir dünyadır. Sadece, Rusya’nın, Çin’le yapacağı petrol ticaretinde ruble ve yuan’un kullanılacağını açıklayarak doların egemenliğine meydan okuması yüzünden değil. Sadece, dünya üzerinde etki alanlarının yeniden gündeme gelmesi sebebiyle de değil. Sadece, devletlerin daha müdahaleci ve korumacı davranmaları nedeniyle de değil. Yedi yıl suren ekonomik altüst oluşun ardından ABD başkanının ya da Batılı herhangi bir liderin artık “neyin başarılı olduğunu biliyoruz: serbest piyasa” diyebileceği tahayyül bile edilemeyeceği için.

Öyleyse; Huzur içinde yat yeni dünya düzeni. Doğum yeri: Berlin 1989. Ölümü Lehman Brothers ile birlikte 2008. Ukrayna’nın batısında Ağustos 2014’de toprağa verildi.

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome