Sağlıkta Dönüşüm

19 Ocak 2012 Perşembe

Annesi babası sigortalı olmayan ve yeşil kart alamayan ailelerin çocukları GSS’ den yararlanamıyor.


Sinem ÖZŞAHİN*

Sağlık çalışanları geçtiğimiz yıl 19-20 Nisanda ve bu yıl da 21 Aralık’ta olmak üzere 2 grev yaptılar. Hatta söylenenlere göre bir de süresiz grev bekliyor bizi. Zaman zaman haberlerde - meclisin haberi olsun olmasın - yayınlanan yasaları ve sağlık çalışanlarının bunlara itirazlarını duyuyoruz. Diyorlar ki sağlık özelleşiyor, diyorlar ki artık parası olmayanın sağlık hakkı da olmayacak, diyorlar ki mesleki güvence yok sözleşme var. Ağızlarından düşürmedikleri bir de laf var ki ‘Sağlıkta Dönüşüm’.  Neymiş bu dönüşüm?

1980 öncesinde Türkiye’de de diğer dünya ülkeleri gibi yeniden yapılanma dönemi başlamıştı. Küreselleşme, devletin yeni rolü, özelleştirme, kamu harcamalarının dönüşümü gibi konular gündemdeydi. 1980lerin ortalarından itibaren de sosyal devlet anlayışı toplumun hızla dışına taşınmış, piyasa ekonomisi kavramı her alanda (kamusal alanda da) hakim olmaya başlamıştı. Kamu harcamalarında dönüşüm; toplumsal masrafların kısılması, tüketim harcamalarının kısılması ve özel mali sermaye birikiminin desteklenmesiyle ortaya çıkmıştı. Tüm kamu alanı özelleştirilmeye, halka ait kurumlar yavaş yavaş bireylere satılmaya başladı. Sağlıkta dönüşüm de 30 yıl önce işte böyle başladı. Devletin üzerinden bir yük daha atılmış oldu.

Sağlıkta reform adıyla pazarlanan ve sadece bir yıkımdan ibaret olan bu dönüşüm; hem sağlık hizmetini alan kişilerin hem de hizmeti sunan kişilerin haklarına gaspetmiş durumdadır. İnsanların artık bu hizmetten yararlanabilmeleri için vergi vermeleri yetmeyecek her ay SGK tarafından belirlenen miktarda prim ödeyecek ve hastaneye her başvurduğunda katılım payı ödemek zorunda kalacaklar. Reçetede de sınırlı sayıyı geçen her ilaç için ayrı para alınacak. “GSS ile gelir düzeyi ne olursa olsun bütün vatandaşlar doğumdan ölüme kadar sağlık sigortasına sahip olacak.” sözlerinin ne kadar aldatmaca olduğu buradan bile anlaşılıyor.

Hükümet dönüşüm programının propagandasını yaparken de bir çok yalana başvurdu: Genel Sağlık Sigortası çıkardık. Artık herkesin sağlık sigortası var. Genel sağlık sigortası kapsamında sağlık hizmetlerinden ücretsiz olarak faydalanılacak. GSS bütün sağlık harcamaları karşılayacak. Vatandaşa mevcut olanın dışında ek bir yük getirilmeyecek. GSS’ li bütün vatandaşlar eşit olacak. 18 yaşın altındaki çocuklar koşulsuz olarak GSS kapsamına alındı. Daha neler neler. Bir kısmının cevabını daha önce verdik zaten ama yine de eklenmesi gereken çok şey var. Örneğin 18 yaş altı meselesi; annesi babası sigortalı olmayan ve yeşil kart alamayan ailelerin çocukları GSS’ den yararlanamıyor.

Aile içindeki kişi başı geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan bütün vatandaşlar her ay GSS primini ödemek zorunda. Geliri asgari ücretin üçte biri (295 TL) ile asgari ücret (886,5 TL) arasında olanlar aylık 35,4 TL; asgari ücret ile asgari ücretin iki katı (bin 773 TL) arasında olanlar aylık 106,38 TL, asgari ücretin iki katından daha fazla olanlar 212,76 TL tutarındaki zorunlu primlerini ödeyecek. Ödenmesi zorunlu olan primler, ödenmediği takdirde sürekli olarak birikecek ve daha sonra faizi ile birlikte vatandaştan tahsil edilecek. Ekonomik durumu iyi olanlar da bu durumdan etkilenecekler tabi. SGK bir teminat paketi hazırlayacak içine de bazı hastalıkları koyacak. Böylece her türlü sağlık hizmeti kapsam dışında bırakılabilecek. Yani primini ödeyebilen insanlar da sağlık hizmetinden yararlanamayacak.
Doğal olarak sağlık çalışanları, yani hizmeti veren kesim de dönüşümden payını aldı. Aile hekimliği, performans sistemi, tam gün yasası, kamu hastane birlikleri yasası ve en son kanun hükmünde kararnameler. tüm bu dönüşüm sayesinde artık personel sözleşmeli olacak. Kalıcı personel geçici işçi statüsünde çalışacak. Aile hekimliğinde hekim işletmeci yerine konmakta fatura - kira ödeme , personel çalıştırma maliyeti düzenlemeye yönelik önlemler alma gibi işlerden sorumlu tutulacak. Eğer isterse de yanında ‘yardımcı’ olarak 1 hemşire çalıştırabilme hakkına sahip. Bunun yanında aile hekiminin asıl yapması gerekli görevleri yapamamakta. Koruyucu sağlık hizmetleri; gebe izlemi, bebek izlemi, aşı takibi eksik kalmakta. Ekip çalışması olmayan bir sağlık hizmeti sunmak durumundalar ve üstelik eğer yeterli hastası olmazsa da sözleşmesi feshedilmektedir.

Sağlık Bakanlığı artık 2 kKsım gecesi Resmi Gazete'de yayınlanan kanun hükmünde kararnameler ile hedeflenen yere geliyor (toplum sağlığı için değil yerli ve uluslararası sermayeye daha çok para aktarmak üzere yeniden yapılandırılıyor) ve elini eteğini sağlık işinden çekip bu görevi bağlı kuruluşlarına havale ediyor.

KHK’ ya göre bütün illerde kamu hastane birlikleri kurulacak ve o şehirdeki bütün devlet hastaneleri tıp fakülteleri de dahil olmak üzere birliğe bağlanacak. Birlikleri genel sekreter, hastaneleri hastane yöneticileri yönetecek. Bu kişiler de dahil tıbbi-idari daire başkanları, başhekim, idari ve mali işler ile sağlık hizmeti müdürleri, müdür yardımcıları uzmanlar, büro görevlileri yani herkes sözleşmeli olacak. Genel sekreter, müdür, müdür yardımcıları, hastane yöneticilerinin sağlık çalışanı olmaları gibi bir zorunluluk yok. 4 yıllık yükseköğretim kurumundan mezun olmak kamu veya özel sektörde genel sekreter için 8 yıl, hastane yöneticisi için 5 yıl iş tecrübesine sahip olan ve sağlık bakanlığının seçtiği herkes olabilir. Birlikleri ve hastaneleri CEO’ lar yönetecek. tıbbi ve mali performans kriterlerine göre değerlendirecek. Sınıfı geçemeyen genel sekreter, hastane yöneticisi, başhekim, müdür ve yardımcıları işlerinden olacaklar. Hastaneler bu mali ve tıbbi performanslarına göre sınıflandırılıyor A, B, C, D, E olmak üzere. Grup düşme ya da çıkamama gibi sebeplerle yine işsiz kalma gündeme geliyor. Bunu önlemenin de tek yolu maliyeti kısmak, giderleri azaltmak, karı artırmak, diğer hastanelerle rekabet etmek, sağlığı değil memnuniyeti hedeflemek, sağlık çalışanlarını daha fazla çalıştırmak.

Bu arada belirtmeden geçmeyelim sınıflandırılmış hastanelere de öyle herkes kafasına göre gidemeyecek. Herkes kendi sınıfının hastanesine gidebilecek, yani ödediği prime göre belirlenmiş olan sınıfına. Eşitlik yine bozuldu bakın.

Hani dedik ya yöneticilerin işsiz kalmaması için hastaneler maliyeti azaltacak diye. Onun için de güzel bir çözüm bulmuşlar : ‘ithal hekim ve hemşire’. Ancak bu kişilerin sahip olmaları gereken eğitim, hasta ile iletişimde gerekli olan çok iyi düzeyde dil bilme, mesleki denetim, kötü mesleki uygulamalara karşı sorumluluk kuralları gibi toplum sağlığını ve yararını korumak için gerekli en temel düzenlemeler bile yapılmamış durumda. Böylece ucuz emek gücü piyasası oluşturulup, sağlık çalışanları arasında rekabet sağlanıp fiyat kırabilecekler! Bu durumu halkımızın büyük kesiminde Amerikan dizilerinin, fimlerinin yarattığı özentiyle “artık bize de yabancı doktorlar bakacak, ne güzel” diye memnuniyetle karşılarken, buna karşı çıkanların büyük kesiminin ise karşı çıkışlarını milliyetçi mecralarda sürdürmeleri tam bir handikap oluşturuyor. Bu arada merak edenler için belirtmeden geçmeyelim, bizim ülkemizde çalışmaya gelecek “ithal sağlık çalışanları” tabi ki Amerika’dan, Fansa’dan, Almanya’dan olmayacak, emeğin Türkiye’den bile daha ucuz olduğu doğu ülkelerinden gelecekler.

Bir de geleceğin sağlık çalışanları var ki onlar direkt olarak bu düzen için yetiştirilecekler. Ki zaten kontenjan artırımları, her ilde açılan, laboratuarı bile olmayan tıp fakülteleri, aldıkları niteliksiz tıp eğitimi sayesinde çoktan ucuz iş gücü oldular bile. Tıp eğitimi performans sistemi nedeniyle büyük zarara uğradı. Yaptığı işlem kadar para alacak öğretim görevlileri de eğitimi geride bırakıp hastanedeki odalarına döndüler.

Sağlıkta dönüşüm en kısa, en özet haliyle bunları içeriyor. Daha birçok şey daha var tabi ama onlar anlatılanlarla gözlerimizin önünde oluşan gerçeğin korkunçluğu karşısında ayrıntıdan öteye geçemeyen parçalar kalıyor.

Bu süreci durdurmayı görev edinmiş olanlara sokaklar adres olmaya devam ediyor-edecek. Sağlık çalışanları kendi hakları için, hastaların hakları için meydanlarda olmaya devam edecekler. Ama artık mücadeleyi biraz daha büyütmenin vaktidir. Hizmeti sunanlarla alanların birlikte haklarına sahip çıkma vaktidir. Şimdi istediğimiz sağlık hakkımızı almamızın vaktidir. Şimdi GöREV vaktidir.

*Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi


İlgili Yazılar

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome