Sağlıkta Neden Sosyalizm? - İlker Belek*

27 Nisan 2015 Pazartesi


Kapitalizm, kapitalist sağlık sistemleri büyük sorunlarla yüklü. Oysa, bir başka yaşam zorunlu ve mümkün. Zaten hem deneyimler hem de teori buna işaret ediyor.
 

YAŞAMIN KENDİSİ SOSYALİZMİN SAĞLIKTA BAŞARILI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR
 

Sosyalizm deneyimleri, sınıflı toplumların 5000 yıllık tarihine göre henüz çok yeni. Buna karşılık insanlığın gelişimi bakımından sağladığı kazanımlar çarpıcı.
İlk sosyalizm denemesi 1871 Paris Komünü’ydü. Komün Fransa’nın içinde bulunduğu savaş ortamına ve kaynakların kıtlığına bakmaksızın faizi kaldırmış, işçilerin rehin bırakmak zorunda kalmış oldukları aletlerini kendilerine iade etmiş, kilise topraklarını ve bankaları kamulaştırmış, eğitimi yaygınlaştıracak önlemler almış, ekmeği halka ücretsiz olarak dağıtmaya başlamıştı.
 

Sosyalizmin bir devlet organizasyonu olarak ilk kez kendisini ortaya koyduğu Sovyetler Birliği (1917), 2. Dünya Savaşı sonrasında sosyalist sisteme katılan Avrupa ülkeleri ve 1959’da sosyalizme adım atan Küba ise sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerde kapitalist ülkelere göre hep çok daha başarılı bir performans sergilediler.
Sovyetler Birliği, daha devrimin başında, günlük zorunlu çalışma süresini 8 saate (tehlikeli işlerde 6 olmak üzere) indirmiş, bütün çalışan gebelere doğumdan önce ve sonra ikişer ay ücretli izin hakkı tanımış, sağlık hizmetini hiç katkı payı almaksızın organize etmişti.
 

Bu konularda somut verileri hep yazacağız.
 

Eğer bu yaşanmışlıklar önemliyse, eğer insanlık zaman kaybetmek istemiyorsa, eğer akıl ve adalet duygusu halen mevcutsa, işte bunun için sosyalizm.
 

TEORİ DE SAĞLIKTA SOSYALİZME İŞARET EDİYOR
 

Ama bir de işin teorik yönü var ve bu artı değer sömürüsüyle ilişkilidir.
Kapitalizm artı değer sömürüsü üzerinden var olur. Sosyalizm işte bunu yok eder. Sömürüsüz kapitalizm yoktur ve sömürüyü yok etmeyen rejim sosyalist olamaz.
Marks’ın ünlü formülünde (DEĞER = SABİT SERMAYE + ÜCRET + ARTI DEĞER) ifade ettiği gibi, insan açısından kullanım değeri taşıyan her şey, insanın üretim faaliyetinin ürünüdür.
 

Üretimi işçi-emekçi sınıflar gerçekleştirir ve mal ve hizmet üretimi olmak üzere iki tür üretim vardır.
 

İşçi sınıfı, kapitalistin fabrikasına yığdığı ham ve/veya ara malları işleyerek değer üretir. Değerlerin bütün ülke için yıllık toplamı ulusal gelir olarak isimlendirilir.
 

Demek ki ulusal gelirin bir kısmı sabit sermaye (fabrika + hammadde-ara mal) olarak burjuva tarafından sağlanır. İşçi sınıfı bunu, kendi emek gücüyle işleyerek o yılın ulusal gelirini ortaya çıkarır. Yeni üretilen değere, ulusal gelire, üretimin tamamlandığı noktada burjuvazi el koyar.
 

Burjuvazi, ulusal gelire el koymasının meşruiyetini, fabrikaların sahibi, hammaddelerin tedarikçisi olmaklığıyla açıklar. Oysa, onun, bu üretim döneminde kullanıma soktuğu hammadde başka sektörlerdeki işçi sınıfının emek gücünün ürünüdür. Ve, fabrikasını da, bir önceki üretim döngüsünde, yine işçi sınıfı, işçi sınıfının bir önceki kuşağı üretmiştir. İşçinin emek gücünün ürünü olmayan hiçbir değer, fabrika yoktur ve burjuvazi yalnızca asalaktır. Aslında ulusal gelirle birlikte sabit sermayenin de tamamı işçi sınıfına aittir.
 

Burjuvazi, el koyduğu ulusal gelirin bir kısmını işçi sınıfına ücret olarak öder, bir kısmını da doğrudan kendi özel mülkiyetine geçirir. Buna artı değer adı verilir.
Artı değerin ücrete oranı artı değer oranı olarak isimlendirilir ve işçi sınıfının maruz bırakıldığı sömürünün derecesini tanımlar.
Artı değerin fazlalığı, toplumsal gereksinimler için kullanılacak kaynakların eksilmesi anlamına gelir. Burjuvazi artı değere el koyarak halk sınıflarının aç ve açıkta kalmasına neden olur.
 

Kapitalizmde sömürü, sistemin genetiğinde mevcuttur, kuraldır, onun var oluş koşuludur.
Artı değer sömürüsünün ortadan kaldırılması, kapitalistlerin ellerindeki sabit sermayenin tümüyle kamulaştırılmasını, yani aslında ait olduğu, kendisini üretmiş olan aktöre devredilmesini gerektirir. Kamulaştırma sosyalizmden başka yolla sağlanamaz.
 

İşte bunun için sosyalizm.
 

İNSANİ DEĞERLERLE EŞİTSİZLİKLER, YOKSULLUKLAR BAĞDAŞMAZ
 

Artı değer sömürüsü, halk sınıflarının yaşam koşullarını, refah düzeylerini, bütün eşitsizlikleri, yoksulluğu belirler. Sömürü gerçekliğin özü, eşitsizlik ve yoksulluklar ise onun tezahürüdür. Eşitsizlik ve yoksulluklardan söz edip, öze, kapitalizme işaret etmemek, sorunu çözmenin tek yolunun kapitalizmi yıkmak olduğunu söylememek, gerçekliği karartmak, zihinleri bulandırmak ve kaçınılmaz biçimde kapitalizme hizmet etmek demektir.
 

İşte bir de bunun için, yani insan olmak adına sosyalizm.


Kaynak: http://www.halkinsagligi.org/
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome