Sendikasız Demokrasi - Özdemir Kolcu

25 Ocak 2012 Çarşamba

Her fırsatta “ileri demokrasi”den bahseden AKP, bu ülkede emeği ile geçinen işçilere, kamu emekçilerine sendikal hak ve özgürlükleri çok görerek tercihini açıkça sergilemektedir.


2821 ve 2822 sayılı sendika yasalarını birleştirerek bazı değişiklikler öngören Toplu İş İlişkileri Kanunu taslağı aylardır hükümet tarafından Meclise gönderilemiyor. Hak-İş, yasasının çıkarılması talebini iletmek üzere Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanını, AKP grup başkanvekilini ve genel başkan yardımcısını ayrı ayrı ziyaret etti. Anlaşıldığı kadarı ile Hak-İş yasa taslağı kayıp oldu diye aramaya koyulmuş. Türk-İş’te ise derin bir sessizlik hakim. Hükümet cephesinden basına yansıyan haberlere göre taslak işverenleri üzeceğini düşünen bazı bakanlara takılmış.

Oysa tasarı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Türk-İş, Hak-İş ve TİSK ile birlikte hazırlanmıştı. Bilindiği üzere DİSK 12 Eylül ürünü 2821ve 2822 sayılı yasaların ILO ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşme standartlarına uygun sendikal hakları getirmeyeceğini söyleyerek hazırlık çalışmalarından çekilmişti.

Taslakta toplu iş sözleşmesi ve greve ilişkin 12 Eylülün ruhunu taşıyan yaklaşım korunmuş. İşkolu barajı yüzde 10’dan binde 5’e, işkollarının sayısı 28’den 18’e indirilirken işyeri barajı olan yüzde 50 korunmuş işletme barajı yüzde 40’a çekilmiş. Ancak yetki tespit ve itiraz süreci, grev hakkına yönelik sınırlamalar mevcut yasadaki haliyle büyük ölçüde korunuyor. Hükümetin grev erteleme yetkisinde herhangi bir değişiklik yapılmıyor. Bütün bunlara rağmen yasa taslağı Meclise gönderilmedi. Hükümet bu, ne yapacağı belli olmaz. Her an sözünden cayabilir. İşte size örnek. 

12 Eylül referandumu ile kabul edilen ve kamu emekçilerinin toplu sözleşme hakkını düzenleyen Anayasa’nın 53. Maddesine göre 4688 sayılı yasada değişiklik yapılmasına ilişkin hazırlık çalışmaları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Memur Sen, Kamu Sen ve KESK’inde katıldığı toplantılarda aylardır tartışıldı. Ortak bir taslak üzerinde uzlaşılamadı. KESK; ısrarla örgütlenme ve toplu sözleşme hakkı gibi grev hakkının da sendikal hak ve özgürlüklerin ayrılmaz bir parçası olduğunu savunarak taslağın ruhuna itiraz ederken, diğer konfederasyonlar ise bazı maddelerine çekince koymuştu. Az da olsa üç konfederasyonun ortak önerileri de vardı.

Toplu sözleşmenin hem genel hem de işkollarında kurum düzeyinde, yetki tespitinin haziran ayında, toplu sözleşmenin eylül ayında yapılması, tedavi yardımının da toplu sözleşmeye konu edilmesi gibi konfederasyonların ortak önerisi çalışma taslağında yer alırken Meclis’e sevk edilen taslakta Hükümet hepsini çizmiş. Ne denir demokrasinin cilvesi bu.

Üçlü Danışma Kurullarında konfederasyonların görüş ve önerilerinin taslağa yansıyacağını dair söylemde bulunan hükümet temsilcisi bu sözünü unutarak Bakanlar Kurulu'na ve Meclis’e başka taslak göndermek suretiyle bilinen o demokrasi anlayışını bir kez daha sergiledi.

Her fırsatta “ileri demokrasi”den bahseden AKP, bu ülkede emeği ile geçinen işçilere, kamu emekçilerine sendikal hak ve özgürlükleri çok görerek tercihini açıkça sergilemektedir. Sorun bunu göremeyecek kadar gözleri körleşmiş sendika yöneticilerinde, dahası bu yöneticilerin peşinden giden işçilerde, emekçilerde. Anlayacağınız suçun en büyüğü onlarda demeğe dilim varmıyor ama bunu gördüğü halde anlatamayanlarda da.    

4688, 2821 ve 2822 gibi mevcut yasaların temel mantığı, bölüp parçalayıp, sendikal mücadelenin önüne set çekip onu kontrol altında tutmak, sendikal örgütlenme alanına ilişkin yasakları güvence altına almak şeklinde tasarlanmaktadır. O nedenle bu yasaların temel mantığı, hedefi ve özü değiştirilmeden yapılacak olan tadilatın, işçilerin ve emekçilerin yaşadığı sorunlara çözüm üretmesi olanaksızdır.
Sendikal hak ve özgürlükler; örgütlenme, toplu pazarlık hakkı ki bilinen en yaygın yöntemiyle toplusözleşme hakkı ve grev hakkını da içeren toplu eylem hakkından oluşur. Bu üç temel unsur birbiriyle iç içe geçmekte ve birinin eksikliği diğerlerinin varlığını ortadan kaldırmaktadır.

Bu hak ve özgürlükler, bütün dünyada emekçilerin yıllardır sürdürdükleri mücadeleler sonucunda kazanılmış haklarlardır. Uluslararası hukuk belgelerinde bütünlük içinde ve birbirinden koparılmaz biçimde tanımlanmıştır. Oysa hükümetin hazırladığı 4688, 2821 ve 2822 sayılı yasalarla çalışma yaşamında uygulamayı düşündüğü tadilat planı aynı zamanda tarafı olduğumuz uluslararası normların aksine bir içeriktedir.

Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılması insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının ön şartıdır. Nasıl ki insan hak ve özgürlüklerinin olmadığı yerde demokrasiden bahsedilemezse sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmadığı bir toplumda da insan haklarından dolayısı ile de demokrasiden bahsedilemez. Bir toplumda sendika yoksa insan hak ve özgürlükleri de yoktur, demokrasi de.


Yazarlar:Özdemir Kolcu

İlgili Yazılar

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome