Soma’nın katili belli - Ayça Söylemez

27 Mayıs 2014 Salı


Maskeleri konuştuk, sarı sendikaları, denetlemeyen denetçileri, taşeron olmayan taşeronları, aslında gerçek taşeronun devletten madeni kiralayan Soma Holding olduğunu, madencilere ilkel birikim dönemi çalışma koşullarının dayatıldığını, tütüne koyulan kota sonrası yoksul köylünün nasıl madene mecbur bırakıldığını, işçilerin nasıl değersiz ve harcanabilir görüldüğünü, iş cinayetlerinin yıllardır sürdüğünü ve hiçbir patronun ceza almadığını...
Bir türlü asıl meseleye gelemedik.

Ve şimdi başladığımız yere geri dönüyoruz: Soma Holding bünyesindeki Ata Bacası ve Işıklar maden ocaklarında çalışan işçiler, önce geçen cuma günü işe çağrıldı. Madencilerin tepkisi üzerine hem işveren hem hazret açıklama yaptı, işçilere 1 Haziran’a kadar izinli sayılacaklarının sözünü verdiler. Kamuoyu tepkisinin ve ilgisinin Soma’dan çekildiğini düşünen işveren, “şansını bir kez daha denedi” ve işçilere ekip başından mesaj gitti:
“Gelen gelir. Gelmeyen kendi bilir.”

Bankalara dağ gibi borcu olan, hayatını başka türlü kazanma imkanı bulunmayan, evin tek çalışanı olan yoksul işçiler yine de boyun eğmedi tehdide, “Gelmiyoruz” dediler. İşveren, tehdidini (şimdilik) geri çekmek zorunda kaldı.
Ne zamana kadar?
Biz asıl meseleye gelene kadar.

Örneğin, Kemal Derviş koşa koşa gelip “reçetesini” önümüze serdiğinde, tütün ekiminin sınırlandırılmasını dayattığında, eğer toplumdan güçlü bir ses çıksaydı, Somalılar madene mecbur kalır, mecbur kaldıkları için de bu koşullarda çalışmaya mahkûm olurlar mıydı? (Ege’de tütün ekiminin sınırlandırılması sadece Soma’yı değil, bölgedeki tüm tarımı vurdu. Manisa’nın maden olmayan bölgelerinde de sömürünün “kalesi” olan tekstil atölyeleri var.)
Ya da örneğin, tütün kotasının ilk mağdurlarından olan TEKEL işçileri Ankara’ya gidip oturduğunda arkalarında yüksek bir ses olsaydı, sendikacıların çevirdiği dolaplar yeter miydi direnişlerini bitirmeye?
Mesela ta Özal zamanından beri özelleştirmelere karşı çıkanlar, “geri kafalılıkla” itham edilmeselerdi de, işçilerin hakları daha az budansaydı bugün ölür müydü madenciler?
Hiç olmadı bugüne dek - Bakan Yıldız’ın açıklamasına göre - 17 milyon ton bedava kömür dağıtılmışken, bu değirmenin suyunun nereden geldiğini sorsaydık?
Soma Holding’in patronu Alp Gürkan TKİ’nin 130-140 dolara mal ettiği kömürün tonunu 23.8 dolara mal ettiklerini övünerek anlatırken, işin buraya varacağını bilmiyor muydu? Bildiği başka şeyler de vardı: Arkasında 34 yıllık devlet-sermaye politikasının olduğunu; hükümetin, ölen ya da ölmekten beter koşullarda yaşayan maden işçisinin değil ne kadar maliyetle kaç ton kömür çıkarttığının peşine düştüğünü, olur da işçiler ölürse  başına hiçbir şey gelmeyeceğini...

Oysa asıl mesele basit, en geri kafalı halimle söylüyorum ki, asıl mesele kapitalizm. Kapitalizmin gerçeklerini yok sayan her çözüm önerisi de çöp olmaya mahkûm.

BirGün Gazetesi
27 Mayıs 2014


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome