Toplumsal Yeniden Üretim, İktisat ve Kriz - Yrd. Doç. Dr. Emel Memiş

7 Mart 2012 Çarşamba


I.    Krizler toplumsal yeniden üretim sürecinin sekteye uğramasıdır
2008 yılında Birleşik Devletler başta olmak üzere zengin dünya ülkelerinde başlayan çöküş kısa sürede Büyük Buhran’dan günümüze dek yaşanan en büyük mali ve ekonomik krize dönüştü. Bir yıllık bir zaman aralığında etkiler gelişmekte olan ülke ekonomilerine sirayet ederek, sadece zengin ülkeleri değil diğerlerini de artan işsizlik ve yoksulluk, azalan ücretler, iktisadi daralma ve eriyen ulusal gelir sorunlarıyla yoğun durgunluklara itti. Bazı ülkeler tüm bu etkileri görece hafif biçimde yaşayarak mali önlem ve teşvik paketleriyle toparlanma sürecine girerken, bazıları için süreç var olan borç yükünün daha da artmasıyla sonuçlandı. Onlar için bu kriz başka pek çok alanda hâlihazırda yaşanmakta olan diğer ‘krizlerin’ yansımalarını daha da derinleştiren etkiler yarattı.
İktisatta geleneksel yaklaşımlar krizleri iktisadi büyüme, dış ticaret, finansal göstergeler ve istihdam eğilimleri takip edilerek inceler. Oysa krizlerin sosyal kalkınma alanında oldukça olumsuz sonuçlara yol açtığı bilinmesine rağmen ne yazık ki bu alana dair göstergeler ve değişimler izlenmemekte. Ancak Elson’ın (2009) açık biçimde ortaya koyduğu gibi iktisadi krizler asıl olarak toplumsal yeniden üretim sürecinin sekteye uğramasıdır. Yeniden üretim, meta ekonomisi sınırları dışında gerçekleşen iktisadi gereksinimleri kapsar; bir kısmını günlük yaşamsal ihtiyaçları sağlayan faaliyetlerin eviçi işlerin oluşturduğu ekonomik veya ekonomiyi doğrudan etkileyen faaliyetler olarak tanımlanabilir. (Ferber ve Nelson, 1993: 1-22; Power, 2004: 3-19; Barker ve Kuiper, 2003: 2-3). Bu gereksinimler yalnızca yeme, içme, giyinme, barınma gibi bazı temel ihtiyaçlardan oluşmaz. Toplumsal yeniden üretim, sermayenin ve iktisadi koşulların yeniden üretiminin yanı sıra toplumsal ilişkilerin ve toplumun bir bütün olarak yeniden üretilmesini de kapsar. Aslında piyasanın da yaşamsal gerekliliği olan kanunların, hukuksal kuralların ve düzenlemelerin benimsenmesi de yeniden üretim sürecinde gerçekleşir (Beneria 1979: 203-225; Mutari, 2001: 379-399; Laslett ve Brenner, 1989: 381-404).

Toplumsal yeniden üretim faaliyetleri toplumdan topluma ve zaman içerisinde çok çeşitlilik gösterir. Bazı gelişmekte olan ülkelerde bu günlük ihtiyaçlar diğerlerinden farklı olarak yine yaşamsal öneme sahip farklı ekonomik faaliyetleri de içerir: örneğin eve su taşıma, yakacak temin etme gibi. Davidoff’un (2002, s.144) belirttiği gibi, bu işler kültürel ve tarihsel bakımdan özgüldürler. Toplumsal yeniden üretim büyük ölçüde karşılıksız emek ile sağlanır ve sermaye için bir maliyet oluşturmaz.

Türkiye’de yeniden üretim cephesi ve karşılıksız emek, bugüne dek iktisatçılar tarafından ne yazık ki göz ardı edilerek inceleme alanı dışında bırakılmıştır. Egemen iktisat öğretisi bu konuya duyarsızdır. İktisatçıların aksine, diğer toplum bilimcilerin, biz iktisatçıları öykündürecek biçimde eviçi emeği incelemiş olduğu görülmektedir. Konuya ilişkin yapılan katkıların öncülleri olarak, Mayıs 1988’de çıkarılmaya başlanan Sosyalist Feminist Kaktüs dergisinde yer alan, eviçi uğraşları iş ve karşılıksız emek adıyla kavramlaştıran çalışmalar kabul edilebilir. Bu çalışmaların temelde sorguladıkları konulardan ilki, karşılıksız emek kavramının tanımlanması ve buna ilişkin belirgin zorluklardır.  Bu bağlamda, karşılıksız emeği diğer emek türlerinden farklı kılan niteliklerin neler olduğu, iktisadi değer üretip üretmediği yanıt aranan başlıca sorulardır olmuştur. Ayrıca, karşılıksız emeğin ne tür çalışma faaliyetlerini kapsadığı, bu faaliyetlerin iktisadi yaşamdaki önemi, yine bu faaliyetleri diğer çalışma faaliyetlerinden ayrı kılan niteliklerin neler olduğu ve tüm bu hususların karşılıksız emeğin “görünmeyen” kılınışı ile ilişkisi yanıt aranan diğer önemli sorular olmuştur. Kaktüs’ü milat alarak yaklaşık yirmi beş yıllık gelişim sürecinde karşılıksız emeğe yönelik üretilmiş kuramsal ve ampirik çalışmaların bir değerlendirmesi için Memiş ve Özay’a (2011) başvurulabilir.

II.    İktisadi Krizler
İktisatta geleneksel yaklaşımlar ekonomiyi, meta ekonomisi ile sınırlı olarak inceler ve en basit haliyle kapalı bir ekonomi varsayımıyla ekonominin üç sektörden oluştuğunu vurgular; hanehalkı, hükümet ve iş âlemi sektörü. Makro iktisatta temel araştırma konularından biri bu üç sektör arasında gerçekleşen gelir-harcama akımlarındaki sürekliliği getiren koşulların belirlenmesi ve bu akımların dengeli bir şekilde sürdürülebilmesidir. Dengesizlik durumu, bir başka deyişle krizler, ana akım iktisat anlayışına göre, hanehalkının yetersiz düzeydeki tasarruflarından, Keynesgil yaklaşıma göre ise tasarrufların yatırıma dönüştürülememesinden yani yetersiz ve istikrarsız yatırımlardan kaynaklanır. Sonuçta da krizlerden çıkış süreçleri yani çözüm ana akım yaklaşımına göre göreli fiyatlarda değişikliklerin gerçekleşmesiyle sağlanır. Ekonomik faaliyetler arası ikamelerin gerçekleşmesiyle piyasada kendiliğinden oluşur. Keynesyen yaklaşıma göre ise ancak mali ve para politikaları araçlarıyla bu dengesizliğin giderilmesi mümkündür, çünkü fiyatlar genellikle esnek değil aksine yapışkandır.

Feminist yaklaşım ise her iki yaklaşımın da karşılıksız emeğin ürettiği iktisadi değerin görmezden geldiklerine ve bu sebeple karşılıksız emek cephesinin ekonomik dengesizlikleri nasıl dengelediğini çözümleyemediklerine dikkat çeker (Elson, 1998). Feminist iktisat yaklaşımı göreli fiyatların ancak karşılıksız emek sayesinde intibak ettiğini; örneğin oluşan istihdam açıkları yüzünden ücretlerin düşük tutulmasının karşılıksız emeğin bu ücret sahiplerini sübvanse etmesiyle mümkün olabileceğini vurgular. Oluşan açıkların, hanehalkı tarafından hanehalkının yeniden organize edilmesiyle kapatıldığını gözler önüne serer. Özellikle kriz dönemlerinde iktisadi şokların olumsuz etkilerinin hanehalkları tarafından massedildiği açıkça gözlemlenmektedir. Feminist iktisat yaklaşımı, sadece göreli fiyatların değişiminin değil, makro iktisadi politikaların hedeflerinin gerçekleşmesinin de ancak karşılıksız emek yükünün görünmez olması ve eşitsiz biçimde paylaşılmasıyla mümkün olabildiğinin altını çizer. Kriz etkilerinin tam olarak anlaşılması ve çözüm önerilerinin doğru olarak saptanması ancak toplumsal cinsiyete duyarlı bir analiz çerçevesi ile mümkün olabilir.

Hanehalkı sektörünün yalnızca tüketici rolü değil aynı zamanda üretici rolü olduğu feminist yaklaşımın dışında bazı diğer yaklaşımlarca da kabul görür ancak feminist yaklaşım tüm bu yaklaşımlardan da farklı olarak hanehalkı sektörünün iktisadi değer ürettiğini öne sürer ve yine onlardan farklı olarak bu rolünün diğer okullar tarafından koşullar ne olursa olsun yerine getirilebileceği varsayımını kabul etmez. Diğerleri hanehalkı sektörünü bu anlamda sonsuz esnek olarak görürken, iktisadi koşullar ister kriz dönemleri olsun ister normal büyüme, patlama dönemleri olsun her halükarda bu görevini devam ettirebileceğini varsayar. İşte bu noktada feminist yaklaşım bu varsayımı sorgular. Feminist yaklaşım hanehalkı sektörünün üretici rolünün sonsuz esnekliğe sahip olmadığını ve özellikle kriz dönemleri gibi dönemlerde tükenebileceğini ve bu rolünü devam ettiremeyeceğini söyler.
 Özellikle kriz dönemlerinde, ekonominin karşılıksız emeğe dayalı görünmeyen yanı, hanelerin ayakta kalabilmesini, çalışanların krizin bütün sarsıcı etkilerine rağmen düşük ücretlerle yaşamlarını sürdürebilmesini sağlar. Büyük ölçüde kadın emeğine dayanan bu piyasalaşmamış üretim alanı ekonomide krizin etkilerini dengelemede ve kimi zaman telafi etmede önemlidir. Kriz dönemlerinde hanehalkı bireylerinin bazılarının işsiz kalması ve hane gelirinin azalmasıyla karşılıksız emek yükü de artar, satın alınamayan mal ve hizmetler çoğunlukla kadınlar tarafından sağlanan karşılıksız emek ile hane içinde üretilir (Floro vd., 2009).

III.    Bir Türkiye ‘Bulmacası’:İşgücü Piyasasında Neden Daha Fazla Kadın Yer Almıyor? 
Verilere bakıldığında karşılıksız emeğin tüm dünyada orantısız biçimde daha çok kadınlar tarafından yerine getirilen ekonomik faaliyetler olduğu görülmektedir. Kalkınma süreçlerinden, ülkelerin kalkınmışlık düzeylerinden bağımsız olarak ister gelişmekte olan ülke olsun ister gelişmiş ülke olsun, tarihsel olarak eldeki tüm veriler bu gerçeği doğrular niteliktedir.  Kadın ve erkek arasında karşılıksız emeğe ayrılan saat-zaman farkına göre Güney Afrika’dan, Japonya’ya, Meksika’dan, Fransa’ya, Hindistan’dan Birleşik Devletlere kadar çeşitli ülkeleri sıraladığımızda günde iki ila beş saat arasında değişen bir fark olduğunu görürüz.

Piyasa değeri olmayan ancak iktisadi değer üreten emeği ölçme çabaları hem kuramsal hem de kullanılan yöntem açısından halen devam etmekte olan tartışmalı bir süreç içerir (Bittman, 1992).  Örneğin Secombe (1974) ev kadınlarının yaptığı işlerin iktisadi değerini hesaplamak için gösterilen çabayı yapay olarak nitelemekte ve ancak burjuva mantığı açısından bir alıştırma olabileceğini vurgulamaktadır. İzleyen diğer bazı çalışmalar da karşılıksız emeğin belirsizliği, sürekliliği ve duygusal emek niteliklerine sahip olması sebebiyle değerinin ölçülemeyeceğine dikkat çekmiş ve bu çabaları boş olarak nitelemiştir (Bergmann, 1995; Himmelweit, 1995).  Bergmann, karşılıksız emeğin ölçülmesinin ev kadınlığını yüceltmek amacına hizmet edebileceğini, çabaların işgücü piyasasında kadın istihdamını artırmaya yöneltilmesi gerektiğini belirtirken; Himmelweit her şeyin ‘iş’ ve ‘iş olmayan’ olarak keskin bir biçimde ayrılmasına karşı çıkarak, özellikle bakım hizmetlerini diğer tüm emek türlerinden ayıran özgül özellikleri olduğuna, farklılıkların vurgulanması gerekliliğine dikkat çekmektedir.  
Tüm bu eleştirilere rağmen, nicel olarak saat zaman cinsiden karşılıksız emek yükünün belirlenmesinin kadın erkek eşitsizliği konusunda daha önce açığa çıkarılmayan boyutlara dikkat çektiğini belirtmek gerekir. Floro’nun (1996) da işaret ettiği gibi çalışma saatlerinin belirlenmesi, çalışma yaşamına dair önemli ipuçları sağlayabilir. Örneğin, çalışma yoğunluğu, çalışma saatlerinin uzunluğu ve bütün bunların çalışanlar üzerindeki etkilerine, yarattığı stres, sağlık problemlerine ilişkin göstergeler elde edilmesini sağlar. Ayrıca, ölçümlerin görece daha ikna edici nitelikte bulgular ortaya koyduğu ve bu alanlarda karşılıksız emeğin görünür hale gelmesine katkıda bulunduğu da unutulmamalıdır.

Karşılıksız emeğin saat zaman olarak ölçülebilmesi zaman kullanım anket verilerinin toplanmasıyla mümkün olmuştur. Zaman cetvelleri kullanılarak, hanehalkı içerisinde seçilen yetişkin bireylerin gün boyunca 10’ar veya 15’er dakikalık aralıklarla hangi faaliyetleri yerine getirdiği kaydedilir ve karşılıksız emek faaliyetlerine harcanan toplam zaman (hane ve ev bakımı yemek yapma, temizlik gibi, çocuk bakımı diğer aile fertlerinin bakımı, gönüllü işler, su taşıma yakacak temin etme gibi faaliyetlerin toplamı) hesaplanır.  Zaman cetvellerinin büyük ölçekte hazırlanması ve derlenmesi 1920’lerin ilk yıllarına uzanır. Sovyet ekonomist Stanislav Strumilin’in Moskova’da sanayi işçilerine uyguladığı anket 24-saat tam gün zaman bütçelerinin oluşturulmasını sağlamıştır  (Michelsen, 2005). İzleyen çalışmalarla, Strumilin ve diğer araştırmacılar, memur, çiftçi ve işsizlerin de zaman kullanım kalıplarını incelemek amacıyla kapsam dâhiline almıştır. Veriler temel olarak kişisel ihtiyaçlara, çocuk bakımına, eğitim faaliyetlerine, dini faaliyetlere ve boş zaman faaliyetlerine harcanan zaman bilgisini sunar. Bu liste bugün kullanılan en geniş faaliyet kategorilerini göz önüne alırsak neredeyse tümünü kapsamaktadır.  Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde 1970’lerde 1980’lerde küçük ölçekli yerel düzeyde yapılan anketler 1990’ların sonlarından itibaren ulusal düzeyde yapılmaya başlanmıştır. Günümüze gelindiğinde gelişmiş ülkelerin ulusal ve hatta çok uluslu karşılaştırabilir zaman kullanım verileri yanı sıra birçok gelişmekte olan ülkede de ulusal çapta zaman kullanım anket verilerine ulaşmak mümkündür. Bu konuda altmışa yakın gelişmekte olan ülkeye ait zaman kullanım verilerinin kullanılan metot, kapsam ve kavramları açısından detaylı bir değerlendirilmesi için Hirway’a  (2010) başvurulabilir.

Türkiye’de pilot çalışması 1990’ların sonunda yapılan ulusal zaman kulanım anketi ilk kez 2006 yılında gerçekleştirilmiştir. Anket, hanehalkı içerisinde seçilen bireylerin (15 yaş ve yukarı) bir hafta içi ve bir hafta sonu olmak üzere haftada iki gün boyunca 10’ar dakikalık aralıklarla hangi faaliyetleri yerine getirdiği kaydedilmiştir. Elde edilen veriler, Türkiye’de karşılıksız emek yükünün düşündürücü düzeyde orantısız biçimde kadınlar tarafından üstlenildiğini göstermektedir. Türkiye’de kadınlar ortalama olarak hanehalkı ve ev bakımına 5 saat 17 dakika zaman ayırırken erkekler sadece 51 dakika ayırmaktadır. Eğer grubu işgücü piyasasında çalışanlarla sınırlayacak olursak kadın çalışanların yine 4 saat 3 dakika erkek çalışanların ise 43 dakika karşılıksız çalışma faaliyetleri ile meşgul olduğu görülmekte (Tablo 1). Batılı bazı ülkelerle karşılaştırıldığında bu fark dört kat daha fazladır ve yazında sıkça bahsedilen çalışan kadının ikili işyükü savını (Özbay, 1998) destekler niteliktedir. İstatistikler, açık bir şekilde büyük farklılıklara işaret etmektedir.

Benzer biçimde toplam çalışma yükü ele aldığında ise (hem piyasa hem de piyasa dışı) ortalama 7 saat ayıran kadınların 6 saatten az ayıran erkeklerden daha fazla iş yükü olduğu ortaya çıkmakta. Toplam çalışmaya ayrılan zamanın oran dağılımı, farklılıkları daha da açık biçimde göstermekte; kadınlar toplam mesailerinin yüzde 87’sini hane ve ev bakımı faaliyetlerine ayırırken erkekler toplam mesailerinin yüzde 84’ünü ücretli işe ayırmaktadırlar. Çalışan kadınlar için dahi karşılıksız çalışma yükü toplam mesailerinin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Mesailerinin sadece yüzde 12'sini bu faaliyetlere ayıran çalışan erkeklerle kıyaslandığında bu oran çok yüksektir (Memiş vd, 2012).

Bu geleneksel ve keskin cinsiyet temelli işbölümünü belirleyen etkenleri yaşam döngüsü analizi gerçekleştirerek incelendiğinde ve örneğin evliliğin kadın ve erkek üzerinde ciddi boyutlarda asimetrik etki oluşturduğu sonucu açıkça ortaya çıkar. Evli erkeklerin karşılıksız emek yükü bekâr dönemlerine oranla yüzde 38 azalırken kadınların bu yükü evlilikle birlikte yüzde 49 oranında artış göstermektedir.  Memiş vd., çocuk sahibi olduklarında erkeklerin kadınların hane içi yüklerini paylaşmaya başladığına dair bulgular sunarken, bu paylaşımın yalnızca ilk çocukta gözlemlendiğini de belirtmektedir. İki ve daha fazla çocuk sahibi olduklarında erkeklerin bu paylaşımının sona erdiği gözlemlenmektedir. Bu bulgular ışığında çalışma Türkiye’de kadınların yaşam döngüsü sürecinde “evkadınlaştığı” sonucuna varır. Bu veriler yalnızca karşılıksız emeğin önemli bir kısmını oluşturan hanehalkı ve ev bakımına harcanan zamana ait olanlardır. Karşılıksız emeğin içerdiği diğer çalışma faaliyetleri incelendiğinde yine benzer bulgular elde etmek mümkündür. Ayrıca hanehalkı ve ev bakımı karşılıksız emeğin büyük bir kısmını oluştursa da karşılıksız emek gönüllü çalışma faaliyetleri gibi diğer faaliyetleri de kapsam içine alır.
Kadınlar tüm dünyada özellikle de şimdiki gibi kriz dönemlerinde hayatlarındaki bu önemli çelişkinin daha da farkına varırlar. Toplam çalışma yükleri, görece daha fazla olduğu halde çok daha düşük gelir elde ettiklerini açıkça görürler. Bunun temel nedeni kadınların gelir getiren işlerde çalışmıyor olmasıdır. Gerçekten de Türkiye’de kadının istihdama düşük katılım oranı Dünya Bankası’nı bu durumu bir ‘bulmaca’ olarak niteleyecek düzeydedir (%27). Ancak yukarıdaki bulgular doğrultusunda bu bulmaca nitelemesinin aslında yeniden üretim cephesindeki eşitsiz cinsiyetçi işbölümünün göz ardı edilmesinden kaynaklandığı iddia edilebilir.

Haneleri gelir düzeylerini temel alarak resmi yoksulluk sınırlarına göre sınıflandırdığımızda yoksul hanelerde kadın ve erkek arasındaki fark daha da açılmaktadır (Tablo 2). Yoksulluk halinin bu alandaki eşitsizlikleri de derinleştirici etkisi olduğu görülmektedir. Yalnızca nicel ölçümler değil niteleyici ölçümlerde de karşılıksız cephede yapılan işin yoğunluğuna bakıldığında benzer biçimde yükün çoğunu taşıyanın kadınlar olduğunu göstermektedir. Krizlerde bir yanda kadının karşılıksız emek yükünün arttığı gözlemlenirken diğer yanda hanedeki gelir kaybını telafi etmek amacıyla kadınların işgücüne katılımlarının da arttığı görülür. Örneğin 2001 krizinde Türkiye’de hanedeki gelir kaybını telafi etmek için kadınların işgücüne katılım oranı artar (Kızılırmak, 2008). Artan işgücüne katılım oranları ile birlikte ücretli emek zamanının da artması ne yazık ki kadınların karşılıksız emeğe ayırdıkları zamanın azalması anlamına gelmez, aksine kadınlar için toplam yükün arttığı “çifte mesainin” ortaya çıktığını gösterir.
Türkiye’de iktisadi krizlerin karşılıksız emek yükü üzerindeki etkilere ilişkin daha önceki bir çalışmamız kriz sonrasına ait zaman kullanım verilerinin henüz elimizde olmaması nedeniyle yürüttüğümüz tahminler doğrultusunda krizin bu alanda olası etkilerine dair birtakım ipuçları vermektedir. Kriz döneminde işsizlik oranındaki artışlar göz önüne alındığında Türkiye’de, kadınların karşılıksız çalışmaya harcadıkları zamanın ortalama olarak erkeklere kıyasla dört daha fazla arttığını göstermektedir. Bu bulgu kadınlar ve erkekler arasındaki açığın kadınlar aleyhine genişlediği anlamına gelmektedir (Bahçe ve Memiş, 2010).

Yeniden üretim ve üretim cephelerine dair bu cinsiyetçi işbölümü piyasadaki çalışma biçimlerine de yansımaktadır: kadınların erkeklere kıyasla daha düşük ücretli, enformel çalışma biçimlerinde, düzenli olmayan, korunmasız istihdam biçimlerinde ve yoğun olarak da ücretsiz aile işçisi olarak çalışmakta olduğu bilinmektedir. Çeşitli yıl ve dönemlere ait Uluslararası Çalışma Örgütü bültenleri bu gerçeği destekler nitelektedir. Feminist yaklaşım kısaca geleneksel yaklaşımların karşılıksız emek cephesinde ve uzantısı olarak piyasadaki eşitsizlikleri göz önüne almadıkları takdirde iktisadi dengesizliklerin bu eşitsizliklere yenilerini ekleyebileceklerini ve kriz yükünün maliyetinin daha da eşitsiz dağılmasına sebep olabileceklerini belirtir.  Eşitsizliğin uzantılarının yalnızca işgücü piyasasında değil diğer piyasalarda da uzantıları olduğu görülür: örneğin kadınların finansal varlıklara, kredilere erişimi işgücü piyasasındaki dezavantajlı konumuna bağlı olarak erkeklere kıyasla daha kısıtlı olması kadınların bu dezavantajlı konumlarda sıkışıp kalmalarına neden olmaktadır.  

IV.    Sonuç Yerine
Bugüne kadar iktisadi krizlerin ardından özellikle mali erimeyi ve büyümedeki daralmayı engellemek için önlemler alındığını görmekteyiz. Mali meselelerin öncelikli tutulmasının önemli bir sebebi bu meselelerin sorun olarak herkesçe kabul görmekte olması, ölçümlerinin ve analizlerinin kolaylıkla yapılmakta olmasıdır. Benzer biçimde, krizin toplumsal cinsiyete dayanan etkileri özellikle de karşılıksız emek cephesi üzerine etkileri de incelenmeli ve açıkça ortaya konularak politik kararlar alanların dikkatine sunulmalıdır. Çalışma yaşamında toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikler hususunda farkındalığın artırılması için toplumsal normların, değerlerin değişmesini gereklidir. Ancak unutulmamalıdır ki bu değişimler uzun süreçler gerektirdiğinden her tür ekonomik ve sosyal uygulama ve politika ‘görünmeyen’ karşılıksız emek cephesi dinamiklerini göz önüne alacak şekilde düzenlenmesi toplumsal değişim sürecinin  daha kısa sürede gerçekleşmesini mümkün kılabilir.     

Yrd. Doç. Dr. Emel Memiş
AÜ, SBF İktisat Bölümü

Kaynakça
Bahçe, S. A.K. ve Memiş, E. (2010) “İktisadi Krizler ve Kadının Karşılıksız Emeği”, İktisat Dergisi, sayı:514, s.35-41.
Beneria, Lourdes (1979), “Reproduction, Production and The Sexual Division of Labour”, Cambridge Journal Of Economics, 3/3: 203-25.
Barker, Drucilla ve Edith Kuiper (eds) (2003), Towards A Feminist Philosophy of Economics. (London: Routledge).
Bergmann, B. (1995) “Becker”s Theory of the Famıly: Preposterous Conclusions”, Feminist Economics, sayı: 1 (1), s. 141-150.
Bittman, M. (1992) Juggling Time: How Australian Families Use Time, AGPS: Canberra.
Davidoff, L. (2002) Feminist Tarihyazımında Sınıf ve Cinsiyet, İstanbul: İletişim Yayınları.
Elson, Diane. 2009. “Gender Equality and the Economic Crisis.” International Development Research Centre/Society for International Development (IDRC/SID) konferans sunum metni, Ottawa, 27 Kasım 2009.
Ferber, Marianne A. ve Julie A. Nelson  (der.) (1993), Beyond Economic Man: Feminist Theory and Economics (Chicago: Chicago University Press).
Floro, Maria S., Annika Tornqvist, Emcet Oktay Tas. 2009. “The Impact of the Economic Crisis on Women’s Economic Empowerment”, Swedish International Development Agency Çalışma  Metni Serisi: http://www1.american.edu/academic.depts/cas/econ/workingpapers/2009-26.pdf (Erişim tarihi: Ekim 2010).
Himmelweit, S. (1995) “The Discovery of Unpaid Work: The Social Consequences of the Expansion of Work”, Feminist Economics, sayı: 1(2), s. 1-19.
Hirway, I.  (2010) “Methodology and Methods of Time Use Data Collection: A World Survey of the Global South” Unpaid Work and the Economy: Gender, Time-Use and Poverty in Developing Countries içinde, der. Antonopoulos, R. ve Hirway, I., New York: Palgrave Macmillan.
Kizilirmak, Burca. 2008. “Labour Market Participation Decisions of Married Women: Evidence from Turkey”, Globalization and Development: A Handbook of New Perspective, A. Deshpande, (der.) Oxford University Press, Oxford, 2008.
Laslett, Barbara ve Johanna Brenner (1989), “Gender and Social Reproduction: Historical Perspectives,” Annual Review of Sociology. 15: 381-404.
Memiş, E., Öneş, U. ve Kızılırmak, B. (2012) “Housewifization of Women: Contextualizing Gendered Patterns of Paid and Unpaid Work”, Gender and Society in Turkey: The Impact of Neo-liberal Policies, EU Accession and Political Islam içinde, der. Dedeoğlu, S. ve Elveren, A., I.B. Tairus.
Memiş, E. ve Ö. Özay (2011) ‘Eviçi Uğraşlardan İktisatta Karşılıksız Emeğe: Türkiye Üzerine Yapılan Çalışmalara İlişkin Bir Değerlendirme’, Birkaç Arpa Boyu...21. Yüzyıla Girerken Türkiye'de Feminist Çalışmalar içinde, S. Sancar (ed.), Koç Üniversitesi Yayınları, İstanbul.
Michelson, W. (2005) Time Use: Expanding Explanation in the Social Sciences, USA: Paradigm Publishers
Mutari, Ellen (2001), “...As Broad As Our Life Experience: Visions of Feminist Political Economy, 1972-1991,” Review of Radical Political Economics. 33: 379-399.
Özbay, F. (1998a) Küresel Pazar Açısından Kadın Emeği ve İstihdamındaki Değişimler, İstanbul: İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı.
Power, Marilyn (2004), “Social Provisioning As A Starting Point For Feminist Economics,” Feminist Economics, 10/3: 3-19.
Secombe, W. (1974) “The Housewife and Her Labour under Capitalism”, New Left Review, sayı: I/83, Ocak-Şubat.


                    

                 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome