Türkiye ve Sol Üzerine Söyleşi (New Politics)

18 Temmuz 2013 Perşembe

Amerika'da yayınlanan New Politics dergisi, YAZ 2013 sayısında, Türkiye, AKP ve Sol üzerine Oğuzhan Müftüoğlu ile Şubat 2013'de gerçekleştirilen söyleşiye yer verdi.


AKP iktidarı ile yaşanan ülke gerçekliği ve bunun içerisinde ülkenin ve solun geleceği tartışıldı. Söyleşinin tam metnini yayınlıyoruz.


New Politics tarafından yayınlanan söyleşinin ingilizce metnine ulaşmak için tıklayın.

Türkiye, Erdoğan Hükümeti ve Sol
Oğuzhan Müftüoğlu

Söyleşi: Dan La Botz

Türkiye dışında ve özellikle ABD’de, Recep Tayyip Erdoğan genellikle Türkiye’de on yıllar süren askeri yönetime son veren, daha demokratik bir hükümet tesis eden, ekonomik refahı getiren ve Müslümanların dinlerini yaşamasına olanak tanıyan bir lider olarak resmediliyor. Bu değerlendirmeyi paylaşmadığınızı biliyoruz. Erdoğan ve hükümetini siz nasıl resmedersiniz?
Türkiye’de son yarım yüzyıl boyunca bizim yaşadığımız askeri yönetimler kapitalist Dünyaya egemen olan ‘soğuk Savaş’ politikalarının bir uzantısıydı. Bu yüzden Askeri yönetimler batıda gösterilmek istenenin aksine Müslümanlar üzerinde değil, solun ve emekçi sınıfların üzerindeki bir faşist baskı sistemiydi. Zaten Türkiye’de genel olarak Müslümanların dinlerini yaşamaları konusunda bir sorun olmamıştır; tersine toplum üzerinde bağnaz dinsel baskılar vardır.

Tayip Erdoğan hükümetini özellikle ABD yönetiminin BOP çerçevesindeki bölge politikaları açısından desteklediği bir proje olarak görüyorum. Erdoğan Türkiye’nin en tutucu, radikal İslamcı kesimlerini içinde barındıran “milli görüşçü” gelenek (Refah partisi ) içerisindeki bir siyasetçiydi. İki binli yılların başlarında Refah Partisi’nin de üye olduğu koalisyon hükümeti döneminde 28 Şubat krizi ortaya çıktı. Krizin arka planında uluslar arası sermayenin neoliberal politikalarına uyum süreci bağlamındaki bazı kararların alınmasına RP tarafından çıkartılan güçlükler vardı. Bu yüzden Tayip Erdoğan’ın da içinde bulunduğu bir grup tarafından askerlerin de desteklediği ve ABD nin Ortadoğu politikalarıyla uzlaşan yeni bir siyasi oluşum olarak AKP ortaya çıkarıldı. Böylece uluslar arası sermaye ile ticari ilişkileri olan dinci elitlerin de desteklediği AKP kendisini sözde yenilikçi ve değişimci bir parti olarak iktidar olanağı yakaladı.

Erdoğan hükümetleri döneminde askeri bürokrasi içerisindeki eski soğuk savaş döneminden kalma darbeci eğilimler taşıyan muhalif unsurların tasfiye edilmesi Erdoğan hükümetine askeri vesayet karşıtı bir vizyon yüklenmesine yol açıyor. Sivilleşme yanlısı liberal siyasetçiler tarafından AKP’ye ciddi bir destek sağlayan bu gelişme gerçekte TSK’nın soğuk savaş sonrası değişen NATO ve ABD politikaları doğrultusundaki yeni görevlere diranen unsurlarının tasfiyesinden ibarettir.

Özetle içte ve dışta yaratılan görüntüsüne karşın AKP yenilikçi ve değişimci- demokrat bir parti değildir. Muhalif gençler, işçiler, çevre savunucuları ve emekçi halk kesimlerinin hak mücadelelerine karşı yoğun bir baskı var. Toplumun farklı inanç kesimleri üzerindeki dinci baskıların giderek yoğunlaştırıldığını, devletin Sünni İslam ilkelerine dayanan bir ılımlı İslamdevletine dönüştürüldüğü görülüyor. Bütün bu gelişmelerin ülkenin geleceği için özgürlük ve demokrasi açısından ciddi bir risk oluşturduğunu düşünüyorum.

Türkiye içinde Erdoğan’a karşı muhalefetin niteliği nedir? Belli başlı siyasi partiler hangileri ve bunların hükümetten farkları ne? Sol ne kadar önemli? Sizin partinizin anlamı/önemi ne düzeyde?

Türkiye’de AKP hükümetinin uygulamalarına karşı geniş bir toplumsal muhalefet var. Ancak bu geniş muhalefet eğilimleri bu günkü haliyle örgütlü bir politik muhalefet niteliği taşımamaktadır. En örgütlü ve etkin muhalefet Parlamentoda BDP ile temsil edilen Kürt Hareketidir. Parlamentodaki en büyük –ana – muhalefet partisi olan CHP geçilen dönemde içine sürüklendiği milliyetçi muhafazakar çizgiden hala kurtulabilmiş değildir. Ülkenin güçlü bir sol harekete ihtiyacı vardır. Bu gün seçim barajları nedeniyle parlamentoda temsil olanağına sahip olmayan ÖDP Kürt sorunu başta olmak üzere ülkenin temel sorunlarının özgürlük ve eşitlik temelindeki demokratik çözümlerini savunan ve geniş bir toplumsal temele sahip devrimci mücadele geleneğinden güç alan bir partidir.

Erdoğan hükümeti altındaki Türkiye’de, öğrenciler, Kürtler, gazeteciler ve sol çok yoğun baskı altında. Ama son birkaç hafta içinde insan hakları avukatlarının tutuklanması ile birlikte sanki her şey daha da kötüye gidiyor. Avukatlara karşı yürütülen bu baskının zamanlaması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Zamanlama konusunda özel bir bilgi sahibi değilim. Erdoğan’ın kendisi açısından bir başarısızlık göstergesi olarak gelişen Suriye politikaları konusundaki sıkıntılarının iç politikadaki bu tür baskı uygulamalarına da yansıtıldığı şeklinde bir görüntü söz konusu. AKP bir koalisyon iktidarı ve ‘Cemaat’le Erdoğan arasındaki gerilimlerin zaman zaman son zamanlarda tamamen siyasallaşmış olan yargı ve güvenlik politikalarında kendini gösterebiliyor. Hükümet uygulamaları hiçbir zaman açıklık ve hukukilik zemininde yürütülmediği için bu konularda sağlam verilere dayanmayan spekülatif bir yorum yapmayı doğru bulmuyorum.

Şaşırtıcı bir şekilde, bu son baskı ve tutuklamalara rağmen, Kürt sorunu konusunda bir ilerlemeden söz ediliyor. Son birkaç hafta içinde Amerika ve İngiltere’deki en önemli haber yayın organları, Türkiye’nin bir dönüm noktasında olabileceğinden söz ediyor; Türkiye hükümeti ve Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasındaki savaş halinin son bulmasına yönelik müzakerelerden bahsediliyor. Tüm bunların zamanlaması hakkında nedüşünüyorsunuz? Son gelişmelerin önemi ne? Siz nasıl bir sonuç ortaya çıkmasını istersiniz? Ve muhtemel sonucun ne olacağını düşünüyorsunuz?
Kürt sorunu sadece Türkiye’nin bir iç sorunu olmaktan çoktan çıkmış durumda. Bu yüzden bu konuda gündeme gelen çözüm önerileri, uluslar arası güç merkezlerinin bölge üzerindeki politik stratejileri çerçevesinde anlamlandırılmak zorunda. Muhtemel sonucu belirleyecek olan etkenlerin çokluğu ve birden çok belirsizlik taşıması nedeniyle çıkacak sonuç hakkında bizim net bir öngörüde bulunmamız bu yüzden oldukça zor görünüyor.

Erdoğan’ın Kürt sorunu konusundaki açılım politikalarında asıl olarak önümüzdeki dönemde gündeme gelecek seçimler sürecinde özellikle kendi başkanlık hedefleri açısından belirli bir zamana yayılmış bir çatışmasızlığı hedeflemiş olabilir.

Ancak Erdoğan’ın veya başkalarının hesapları ne olursa olsun, bizim bu sorunun barışçı bir çözümü doğrultusundaki her gelişmeyi desteklememizden doğal bir şey olamaz. Bize göre sorunun bir arada yaşama esasına dayanan gerçek bir çözümü için gerekli toplumsal uzlaşma zemininin sağlanabilmesi savaş ortamının ortadan kalkmasına bağlıdır. Hükümet veya devletin bazı kurumlarıyla Kürt hareketi/PKK arasında gerçekleştirilecek bir uzlaşma, şimdi hangi amaçlarla yapılmış olursa olsun, sorunun gerçek bir çözümü açısından bu günkünden daha ileri bir konumu ifade edebilecektir.

Bu gün sürüp giden ve giderek etnik bir çatışma içine sürüklenme tehlikesi yaratan silahlı çatışma halinin sona ermesinin, işçi ve emekçi sınıfların mücadelelerinin öne çıkacağı bir toplumsal / siyasal konjonktüre geçişe yol açabileceğini umuyorum. Türkiye toplumunun bir parçası olarak Kürt halkının kısmen de olsa özgürlüğüne kavuşabilmesinin bütün emekçi halkların gerçekten özgürleşmelerinin de önünün açılması demek olacağını düşünüyorum.

Erdoğan’ın Kürt sorunu ile ilgili açılımı, rejimde bir özgürleşme vaat ediyor mu? Demokratik haklar ve işçi hakları gibi diğer alanlarda da değişikliklerin gündeme geleceğini umuyor musunuz?
AKP hükümetinin kendi ajandasında bir özgürleşme hedefi olmadığı sol kamuoyunda çoğunlukla paylaşılan bir kanıdır. Uzun vadede Ülkenin ve toplumun giderek daha bağnaz bir dincilik temelinde adım adım şekillendirilmesini hedefleyen bir yol izliyor ve her türden muhalif akıma karşı hukuk dışı baskı yöntemleri uygulamaktan çekinmiyor. Açılım politikalarının bir amacı da özünde bu gün karşısındaki en güçlü ve örgütlü güç olan Kürt muhalefetini etkisizleştirmeye dönüktür. Türkiye’deki pek çok yorumcu Erdoğan hükümetinin bazı demokratik haklar karşısında BDP’nin meclis gurubunun mecliste devam eden Anayasa çalışmaları konusunda AKP’nin anayasa önerisine destek verebileceği görüşünde. Gerçekleşmesi zayıf bir ihtimal olarak görmekle birlikte böyle bir gelişmenin ülkenin daha baskıcı ve otoriter bir rejimin içine sürükleneceği düşüncesindeyim.

Türkiye’de bir sol hareketin ortaya çıkması ile ilgili nasıl bir yol öngörüyorsunuz? Bu hareketin programına ilişkin temel öğelerin neler olacağını düşünüyorsunuz? Erdoğan ve partisinin kısa vadede iktidardan düşürülebilme ihtimalini gerçekçi buluyor musunuz? Uzun vadede Türkiye’nin geleceğinde sol bir hükümet görüyor musunuz?
Bir yüz yıla yakın bir süredir süren Cumhuriyet rejiminin taşıdığı toplumsal sorunların ağırlığı altındaki bunalan Türkiye toplumu ciddi bir değişim ve yenileşme talebi içindedir. Ancak 12 Eylül askeri darbesi sonrasında oldukça zayıflatılmış ve etkisiz bir duruma sürüklenen sol hareketler toplumun değişim taleplerini karşılayacak inandırıcı ve etkin bir güç oluşturma imkanı bulamadılar. Bu boşluktan da yaralanan AKP kapitalist dünyanın talepleri doğrultusundaki neoliberal bir ‘değişim’ programıyla ortaya çıkarıldı ve halkın İslami inançlarıyla birlikte değişim taleplerini de arkasına alma imkanı buldu.

Bu yüzden genel olarak sol hareketler şimdi güçlü bir toplumsal destekten yoksun durumda. Bunun için her şeyden şimdi artık içeriği daha açık görünmeye başlayan AKP politikalarına karşı gerçek bir değişim programıyla halkın desteğinin kazanması gerekir. Sermaye güçlerine dayanan iktidarlara karşı solun bilinçli ve örgütlü bir halk hareketinden başka bir yolu yoktur.

Önemli bir güçlük özellikle parlamento içindeki iktidar seçeneği konumunda bulunan sosyal demokrat partinin uzun süredir laiklik temelinde bir ulusalcı/muhafazakar çizgi izleyerek düzen karşıtı yoksul kesimlerin desteğini yitirmiş olmasıdır. Bu durum sizin sorunuzda da ima edildiği gibi AKP iktidarının kısa vadede iktidardan düşmesinin gerçekçi olmadığı şeklinde bir görüntüye yol açmaktadır.

Ancak gerek Türkiye’de gerekse Amerika ve Avrupa’da kurulu düzenlerin insanlığı nasıl bir felaketin içine sürüklediği apaçık ortada duruyor. Bu koşullarda solun sadece mümkün değil kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum. İnsanlık sonsuz bir kaosun içinde kaybolup gitmeden, onu başarabilirsek eğer...
 

*New Politics, Summer 2013,  Dan La Botz


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome