Uludere ve Kürtaj - Köksal Aydın

27 Mayıs 2012 Pazar

Uludere katliamının dayanılmaz ağırlığından kurtulmanın yolu olarak toplumsal muhafazakarlıktaki artıştan kaynaklı kürtajın savunulması zor hafifliği. Toplumun geniş kesimleri tarafından sıkıştırılan bir gündemden, kurtulup avantajlı bir alana intikal siyaseti.


Siyaset haberlerini takip edemeyen birisi haklı olarak böylesi bir başlığa “ne alaka” diyebilir. Sezaryen ve kürtaj arasındaki ilişi neyse de Uludere’yi nereye koymalı? Doğrusu bu kadarına pes! Bir gündemin ağır yükünden ancak bu şekilde kurtulabilir bir siyasi lider. Meşhur Başbakanımız sezaryen konusundaki tıbbi bilgilerini döktürdüğü konuşmasını kürtajın Uludere katliamı ile aynı şey olduğunu vurgulayarak, “her kürtaj bir Uludere’dir” diyerek tamamladı. Böylece siyaset tarihinde olduğu kadar kriminolojiye ve daha önemlisi tıp tarihine de geçecek büyük bir ‘açılım’ yapmış oldu.

Böylesi bir ‘açılım’ın ardından şimdi herkes bir yanıt verme telaşına düşecektir şüphesiz. Başbakanın konuşmasına duyulan medya ilgisinden de anlaşıldığı üzere daha şimdiden hedef vurulmuş gözüküyor. Uludere katliamının dayanılmaz ağırlığından kurtulmanın yolu olarak toplumsal muhafazakarlıktaki artıştan kaynaklı kürtajın savunulması zor hafifliği. Dahası tarihteki örneklerini egale eden bir tür “Uludere’yi bırak kürtaja bak” siyaseti. Yine aynı tarzı siyaset ritüeli. Toplumun geniş kesimleri tarafından sıkıştırılan bir gündemden, dezavantajlı, dar zeminden kurtulup yine toplumun geniş kesimlerince desteklenecek, avantajlı, geniş bir alana intikal siyaseti. 

Başbakanın gerçek anlamda ustalık alanı bu olsa gerek. Merak ediyorum kaç kişi gerçek gündemimiz neydi diye sorup Uludere katliamı üzerine daha fazla yoğunlaşacak? Elbette edilen sözler çok tehlikeli ve her birisi kallavi yanıtları hak ediyor. Tek dikkat edilmesi gereken ise bu siyaset tarzının neye hizmet ettiğini bilmek, asıl gündemden, onların uzaklaşmak istediği gündemden uzaklaşmamak, hatta daha fazla yoğunlaşmak olmalıdır.

Bu arada Başbakanı yönlendirdiği besbelli olan şu meşhur Sağlık Bakanı’na da bir çift söz söylemek sanırım bizi tuzağa düşürmez. Sezaryen oranlarının artışı sağlık hizmetlerinin metalaştırılması, ticarileştirilmesinin bir sonucudur ve bizzat bu Bakanın uyguladığı “sağlıkta dönüşüm programı”nın eseridir. % 45’lere çıkan sezaryenle doğum oranlarının savunulacak bir yanı olmadığı gibi bu rakam ancak Bakanın ne denli başarısız olduğunu kanıtlayabilir. Ama Bakan yalnız da değil, çünkü benzer liberal politikaların hayat bulduğu tüm ülkelerde sezaryenle doğum oranları artmaktadır. E, nede olsa bu programların gerçek sahibi sağlıktaki küresel tekeller ve temel amaç malum.

İsteğe veya tıbbi gerekçelere bağlı olarak gebeliğin sonlandırılması anlamına gelen kürtaj meselesinin aynı zamanda kadın hakları açısından tarihsel gelişimine, Başbakan’ın “İslami gençlik” özlemine dair şüphesiz çok şey yazılabilir. AKP’nin birçok alanda sergilediği pervasız gericiliği, kürtajla ilgili tehditkâr niyetini başla bir zeminde tartışmakta yarar var. Bu yazıda Uludere katliamı ile kürtaj arasındaki ilişkiye girerek Başbakanın etkili anaforuna kapılmaya niyetim yok. Başbakanın sözlerden çıkarılacak en önemli sonuç ULUDERE’DE 34 YURTTAŞIMIZIN KATLEDİLDİĞİDİR. Başbakan bunu itiraf etmektedir. Ortada bir katliam varsa elbette katiller de vardır. Yapılması gereken de bu noktada durmak, diğer katliamlarla birlikte bu katliamın hesabını sormak, “Memik Oğlan”ların katliamına neden olan, sürekli katil yaratan bu düzeni sorgulamak olmalıdır.  
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome