Ulusal İstihdam Strateji Raporu

22 Mayıs 2012 Salı

Emekçilere yöneltilen saldırıların bir stratejisi olarak karşımıza çıkan Ulusal İstihdam Stratejisi, bugün uygulanan sermaye yanlısı tüm politikaların gereksinimleri kapsamında emek gücü piyasalarının “uyumlandırma” sürecini ortaya koymaktadır.


IMF ve ILO gibi emperyalizmin yürütücüsü kurumları da arkasına alan AKP, yayınlanan tüm istatistiki veriler ile bugün Türkiye’de emek gücü piyasasını katı ve patronlar için maliyetli bulmaktadır. Bu nedenle daha güvencesiz ve daha ucuz işgücü yaratmak adına kolları sıvamış 2010 yılında Torba yasa ile başladığı istihdamda dönüşüm politikalarını ve amaçlarını Ulusal İstihdam Stratejisi’nde ortaya koymaktadır.

Elbette Ulusal İstihdam Stratejisi AKP’nin özgün bir projesi değil, dünyada emek güçlerine karşı dayatılan tüm politikaların sadece bir uzantısıdır. Bugün diğer bir görünümü de Avrupa bölgesinde “kemer sıkma” adı ile ilerleyen bir süreç, Türkiye’de Ulusal İstihdam Stratejisinde başlıklar altında toplanmıştır.

Ülkelerin uyguladıkları neoliberal politikaların derinliğine göre emeğe karşı izlenen politikaların şiddetinin de aynı oranda arttığı düşünüldüğünde, Avrupa emekçilerini ayağa kaldıran “kemer sıkma” uygulamalarının yanında Ulusal İstihdam Stratejisi Türkiye’de emekçi kesime yöneltilen açık bir “saldırıların” niteliğini taşımaktadır.


Kısaca Ulusal İstihdam Stratejisi
2012-2023 dönemi için hazırlanan Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS), emek gücü piyasasında neoliberal bir dönüşümün genel bir programı olarak para parça hayata geçirilmektedir.

İş güvencesinin düzenlendiği, çalışma saatleri ve ücretlendirme gibi düzenlemeleri içeren 4857 sayılı İş Yasası'nın daha esnek çalışma biçimleri ile düzenlenmesine yönelik bir amaç içinde hazırlanan Ulusal İstihdam Stratejisi, genel kapsamı bakımından işveren üzerindeki işgücü maliyetlerinin düşürülmesini hedeflemektedir.

Türkiye'de emek-gücü piyasalarını "katı" olarak tanımlayan bu çalışma, varolan işsizlik sorununda da bu "katı"lığı baş etmen olarak tarif etmektedir. "Ücret-dışı işgücü maliyetinin yüksekliği" nedeni ile bugün "işverenler üzerindeki bu ağır maliyetlerin istihdamın önündeki en büyük engellerden" biri olduğu yanılsaması altında bu maliyetlerin düşürülmesini önermektedir.

Kısaca UİS güvenceli çalışma biçiminin işsizlik yarattığı ve ancak bu güvencenin yok edilmesi ile işsizliğin önüne geçilebilineceğini kendi alanında teorize etmektedir.

Bir yol haritası olarak belirlenen bu strateji, temel politika eksenini şu alanlarda belirlemektedir;
i.    Eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi,
ii.    İşgücü piyasasının esnekleştirilmesi,
iii.    Kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların istihdamının artırılması,
iv.    İstihdam-sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi

Asıl amaç…
“İşgücü piyasasının katılıkları ve ücret dışı işgücü maliyetinin yüksekliği, ekonomik büyümenin istihdam yaratması önündeki diğer engellerdir”UİS

80 sonrası neoliberal politikalar ile zemini kurulan, özellikle 2000 sonrası hızlanan işgücü piyasalarının esnekleştirilmesi stratejisi, yeni istihdam biçimleri yaratırken aynı zamanda düşük ücretlerin daha da geriletilmesini amaçlamıştır. İşgücü piyasalarında hedef alınan yeni yapı ile tam süreli istihdam, sosyal koruma ve sendikal haklar gibi kazanımların yerine geçici veya kısmi süreli çalışma, güvencesiz çalışma biçimi ve örgütsüz bir işçi sınıfının yaratılması gayesi büyümektedir. Bu kapsamda yaygınlaşan taşeron iş ilişkisi ile de iş güvencesi ve sosyal güvenceden yoksun bir çalışma biçimi, koşulların giderek gerilediği bir ortamda ücretlerin de giderek düşmesine olanak vermektedir.

Esnek istihdam modeli genel anlamı ile süreklilik arz etmeyen istihdam, düşük ücret, sosyal güvenlikten, işsizlik ve yoksulluğa karşı korunmasızlığa neden olan sosyal koruma yoksunluğu üzerinde yükselen ortadan bir istihdam biçimidir.

Uzun süredir üzerinde çalışılan, sermaye kesiminin de hayata geçirilmesi için yoğun baskı kurduğu istihdamın esnekleşmesine ilişkin yeni düzenleme, işverene birçok yetki tanımlarken, işçinin ise daha sert bir sömürüye maruz kalmasına neden olmaktadır.

Bugünkü mevcut sistemde çalışma süresi haftada yaklaşık 45 saattir. Fazla mesailer ile birlikte hesaplandığında bu rakam yaklaşık 54 saate çıkabilmektedir. Bugün bu mevcut göstergeler ile Türkiye, dünya genelinde en uzun mesailerin görüldüğü 14. ülke sıralamasında yerini almakta.

Yine bugün Türkiye yıllık ücretli izinler, hastalık izinleri, haftalık mesai saatleri ve fazla mesai süreleri ile işçilere en zor hatta insani sınırları zorlayan çalışma koşullarının dayatıldığı ülkeler arasında. İzin hakkının en sınırlı uygulandığı, ücretli izinlerin veya hastalık gibi nedenlerden doğan izinlerin en asgari ölçüde verildiği ülkelerin başında gelmektedir.

Çalışma koşulları bir işçinin sağlıklı bir yaşam kurması için yeterli değildir. Bugün iş cinayetleri bir felaket seviyesinde can almaya devam ederken, sağlıklı ve güvenli çalışmanın bir “maliyet” unsuru olarak görüldüğü bir zihniyette bilinçli alınmayan önlemler, artık neredeyse günde 4 işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. AKP hükümeti ise bu cinayetlere “kader” deyip geçiyor. Göstermelik tasarlanan yasalar ile işçilerin sağlığı ve güvenliği uzman olmayan “uzmanların” eline bırakılıyor, yetmezmiş gibi bu alanda piyasaya açılıp ticarileştiriliyor.
Yeni düzenleme ile artık işveren işçinin çalışma saatlerini “keyfi” olarak belirleyebileceği gibi, fazla mesai vermeden işçiyi daha uzun mesailerde çalıştırabilecektir.

Oluşturulan raporda geleceğin iş alanının hizmetler sektöründe olacağının altı çizilirken, istihdamda yeni oluşturulacak biçimin bu alanlarda ve oluşturulan “yeni” koşullarda şekillenmesi amaçlanmaktadır.

Ulusal İstihdam Stratejisinin ilk perdesi: Torba Yasa
Bölüşümde emeğe verilen payın azalması ve sermaye kesimi için daha ucuz işgücü yaratılması amacına dönük işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, güvenceli esneklik, kıdem tazminatı, İşsizlik Sigortası Fonu, esnek çalışma modelleri, fazla çalışma süreleri, özel istihdam büroları-geçici iş ilişkisi ve bölgesel asgari ücret uygulamalarını strateji olarak benimseyen AKP hükümeti, dönüşümdeki ilk somut adımlarını Torba Yasa ile atmıştı. Toplam 113 maddeden oluşan, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda, 4857 sayılı İş Kanununda ve de 4474 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununda yapılan değişiklikleri kapsayan Torba Yasa ile emek gücü piyasalarının esnekleştirilmesine yönelik atılan adımlar şu şekilde olmuştur;
•    Gizli işsizlerin- eksik istihdam edilenlerin sayısı arttırılmakta
•    Yarı zamanlı ve geçici çalışma biçimleri desteklenmekte
•    Gençlerin işgücünde daha fazla sömürüye açık olmaları sağlanmakta; stajyerlik gibi çalışma biçimleri ile sömürü şiddetini arttırılırken, stajyerlik için uygulanan asgari ücret bedeli düşürülmektedir. Stajyer çalıştıran iş yerleri için çalıştırılması gerek işçi sayısı sınırı 20’den 5’e çekilirken, uygulama ile gençlerin önünün açıldığını göstermeye çalışan AKP hükümeti, stajyerlik ile ucuz emek sömürüsünün kapılarını sermayeye özellikle gençler üzerinden açmaktadır.
•    Sektörel ve bölgesel krizlerde Kısa çalışma ödeneğinden yararlanılmasının önü açılırken, işçilerin ücretlerinin işsizlik fonundan karşılanması sağlanmaktadır. Bu sayede işçi kriz anlarında sermayeye yük olmayacak, daha düşük ücret ile “devlet garantisi” altına mahkum edilecektir.
•    4857 sayılı İş Kanunu’nun “Çağrı Üzerine Çalışma”, “Çağrı üzerine çalışma, evden çalışma ve uzaktan çalışma” olarak yeniden düzenlenmiştir. Böylece kısmi süreli çalışma biçimi de yaygınlaştırılmış ve işçiler asgari ücretin de altında kalacak bir istihdam biçimine sürüklenmektedir.
•    4857 sayılı İş Kanunu’nun 15. maddesinde, bütün işçiler için azami iki ay olan deneme süresi 25 yaşın altındaki işçiler için azami dört aya çıkarılmakta olup, bu genç işçilerin ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır.

Yeni 4+4+4 Eğitim Sistemi ile "Yükselen Rekabet"
Ulusal İstihdam Stratejisi'nde altı çizilen, güçlendirilmesinin gerekli olduğuna inanılan alanlardan biri de eğitim. Strateji metininde "Türkiye’de eğitim sisteminin en önemli eksikliği ekonominin ihtiyacına uygun insan gücü sunamamasıdır. Eğitim sisteminin öğrenci ve öğretmen kalitesinden makine ve teçhizat eksikliğine kadar uzanan birçok sorunu mevcuttur. Bu kapsamda özellikle -öğrencilerin iş dünyası ile temasının başlıca aracı olan- stajların etkin bir şekilde uygulanamaması önemli bir eksikliktir. Örgün ve yaygın mesleki ve teknik eğitim programlarının iş dünyasının ihtiyaçlarına duyarlı olmaması, vasıflı meslek sahiplerinin yetiştirilmesine engel teşkil etmektedir. Bu programları tamamlayanlara verilen diploma veya belgeler, kişilerin sahip oldukları bilgi ve becerileri kanıtlamada yetersiz kalmaktadır." ifadelerine yer verilirken, amaçlananın emek gücü piyalarının yeni biçimi yanında eğitimde de dönüşümün hızlandırılması olduğu açıktır. İkisi arasında kurulan organik bağ ise bugün hayata geçirilen tüm uygulamaların, emekten sermayeye bir hak transferi olduğunun altını çizmektedir.

UİS kapsamında ele alınan eğitim-istihdam ilişkisi çerçevesinde, emekçiler hayat boyu öğrenmeye tabi tutulmaktadır. Mesleki eğitimin öne çıkartıldığı, ayrıca yeni 4+4+4 eğitim sistemi ile "çocuk işçilerin" iş dünyasına hazırlanmasını amaçlayan yeni uygulamalar kapsamında, UİS'de de yeni eğitim yasası ile "yeterli bilgi ve beceriye" sahip işgücünün yaratılacağı hedeflenmektedir. Esnek çalışma biçimi ile kalıcı bir istihdama dahil olamayacak bireye, yeni stratji kapsamında hayat boyu rekabet ve "iş kapma" görevi verilmektedir. Yeni uygulamalar ile işveren yönünden işten çıkarmaların maliyetleri asgariye indirilirken, tek bir işverene bağlı kalmayacak işçinin de, hayat boyu bir öğrenme biçimi ile kendini bu "dinamik" pazarda pazarlayabilme yetisini kazanması beklenmektedir. Diğer bir ifade ile artık bir işçi, işsizliğinden kendi sorumlu olacak, piyasanın rekabet anlayışına ayak uyduramadığı gerekçesi ile işsizliği adeta hak etmiş olacaktır.

Stratejie belirtilen konulardan biri de genç işsizlik sorunu. Strateji yaş gruplarına göre merkezi hükümet harcamalarını dikkate almakta, “üretken olmayan” olarak tanımladığı yaşlı gruplara daha fazla kaynak ayrıldığından yakınmaktadır. Dolayısı ile sosyal güvenlik harcamalarına ayrılan kaynağın düşürülmesini, gençler için harcanmasını önermektedir. Bu kaynakların ise genç işsizlik sorununda hangi alanlarda kullanılacağı yeni 4+4+4 eğitim sisteminde de anlaşılacağı gibi, raporda da yer verilen istihdam ve eğitimin ilişkisindeki anlayıştan öngörülebilmektedir.

Bölgesel Asgari Ücret Uygulaması
80'lerden itibaren düzenli olarak düşürülen reel ücretler, bugün açlık sınırının bile altında olduğu kabul edilen asgari ücretleri gündeme taşımaktadır. Sağlanan istihdam yaratmayan büyüme eğiliminin yanında, sermayenin önünün açılması için "ucuz işgücü" cazibesi yaratılmakta, bu kapsamda asgari ücretin bile UİS'te amaçlandığı gibi "bölgesel" şartlara uyumlandırılması ihtiyacı doğmaktadır.
50'li yıllarda önce kentlerin yerelinde belirlenen asgari ücretler, daha sonra aradaki uçurumların artması ile 60'ların sonuna doğru merkezileştirildi ve bölgesel asgari ücret uygulaması son buldu.

Şimdi ise yeniden eskiye dönmenin çabası izleniyor. Daha önce Anayasa Mahkemesi'nin eşitlik ilkesine aykırı bularak iptal ettiği bölgesel asgari ücret uygulaması, bugün "istihdam yaratacağız" sloganları ile AKP tarafından yeniden diriltilmeye çalışılıyor.

IMF'nin ve sermaye çevresinin üzerinde en yoğunlaştığı konulardan biri, bölgesel asgari ücret. Çünkü bir ülkede genel ücretlerin de belirleyicisi olan asgari ücretin çıtası düşürülecek, emeğin üretimden aldığı pay sermayeye doğru akacak.

AKP hükümetinin öne sürdüğü yeni teşvik sistemi ile özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölge'lerinde amaçladığı yatırımların niteliği de aslında UİS'nin içeriğinden doğrudan anlaşılabilmektedir. Küresel sermayenin neoliberal düzlemde alan arayışı, yerellerde de küresel reakebet uyum sürecini gündeme getirmektedir. Türkiye gibi sanayileşmede geri kalmış ülkelerde ise içselleştirilmeye çalışılan bu rekabet anlayışı bugün ucuz işgücünün öne çıkarılmasında kendini göstermektedir.

Ulusal İstihdam Stratejisinde ücretlerdeki "yeni düzenlemeye" istinaden öngörülen bu uygulamada artık sermaye çevresinde "yerel aktörlerin" vicdanına bırakılan asgari ücret, görece az gelişmiş bölgelerde daha düşük bir seviyede belirlenebilecek, hükümetin belirlediği alt ve üst sınırlar dahilinde uygulamaya konulabilinecek.

AKP’nin izlediği küresel eğilim
OECD üyesi 21 ülkede 1973-1995 döneminde kısmi süreli istihdamda iki katına yaklaşan bir artış yaşanmış, daha sonraki yıllarda aynı eğilim devam etmiştir. 1995 yılında yüzde 14.1 olan kısmi süreli çalışma oranı 2000 yılında ise yüzde 14.8 seviyesine çıkmıştır.

Aynı paralellikte geçici istihdam 1995 yılında yüzde 9.48 seviyesinden, 2000 yılında yüzde 11.15’e çıkmıştır.

Özellikle gençlerde, 16-19 yaş grubunda yer alanlar açısından durum çok daha dikkat çekicidir. 1995-2000 dönemi içerisinde geçici çalışma oranı bu yaş grubu için yüzde 31.08’den yüzde 42.25’e yükselmiştir.   

Kayıt Dışılık ile Mücadele Yalanı
Türkiye'de yaratılan istihdam yaratmayan ve rant ekonomisine dayalı büyüme eğiliminde başta inşaat ve turizm bağlantılı hizmetler sektörü lokomotif konumuna getirilirken, bu alanlarda yaratılan istihdam da yeni stratejiye uygun "güvencesiz ve olabildiğince esnek" olmaktadır. Bu sektörler uygulanan teşvik paketleri ve yaratılan cazibeler ile hükümet eli ile desteklenirken, ironik bir biçimde kayıt dışılık ile mücadele sözleri verilmektedir. Oysa UİS'te de bu sektörlerin en yoğun kayıt dışı istihdama uygun olduğu şu ifadeler ile labul edilmektedir; "inşaat, toptan/perakende ticaret, otel ve lokantacılık ile ulaştırma sektörlerinde kayıtdışılık yaygındır. Ayrıca, gençler, yaşlılar ve eğitim seviyesi düşük olanlar arasında kayıt dışı çalışma oranı artmaktadır.”

Türkiye'de bugün kayıt dışı çalıştırılanların oranı yüzde 50'ye yaklaşmakta iken, bu sorunun çözümünün emek piyasalarının esnekleştirilmesinden geçeceği tezi savunulmaktadır. Nitekim bilimsel olarak da aralarında ters bir orantı olduğu tarım sektöründe kendini açığa çıkarmaktadır. Bugün tarım sektöründe güvencesi olmadan, sosyal güvenlikten yoksun çalışanların oranı yüzde 85'lerdedir. UİS'te de belirtildiği gibi kayıt dışı çalıştırmada da en yüksek oranların görüldüğü sektörlerden biri yine tarımdır. Dolayısı ile esnek istihdam yönünde bir "süsleme" olarak öne koydukları "kayıt dışılık" ile mücadele tezi, metinin kendi içeriği ile bile kendini çürütmektedir.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome