Washington, Suriye’ye Yönelik Saldırılarını Arttırıyor - Bill Van Auken

8 Nisan 2013 Pazartesi

Amerika Birleşik Devletleri ile Ürdün ordusu, kendilerine milis yetiştirmek amacıyla kurdukları kamplardaki eğitimlerini yoğunlaştırdı. Bu kamplarda eğitim alan binlerce silahlı milis, Suriye’nin güneyinde oluşturulacak tampon bölgeye gönderilecek.


Amerika Birleşik Devletleri ile Ürdün ordusu, kendilerine milis yetiştirmek amacıyla kurdukları kamplardaki eğitimlerini yoğunlaştırdı. Bu kamplarda eğitim alan binlerce silahlı milis, Suriye’nin güneyinde oluşturulacak tampon bölgeye gönderilecek.

Washington Post, Amerikalı ve Ürdünlü gizli kaynaklarından aldığı bilgilere dayanarak, ABD’nin yaklaşık 3000 askerini Suriyeli “isyancıların” eğitimlerinin planlanandan daha erken bir tarihte tamamlanması için görevlendirdiğini yazdı.

İsyancıları Suriye ile Ürdün sınırı arasında kalan 230 kilometrelik bölgede kullanmak için eğitim programının bu ayın sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor.

Pentagon’un geçtiğimiz Ekim ayında Ürdün’e 150 kişilik özel tim gönderdiği biliniyor. New York Times, o dönemde “Ürdün’ün sınırın Suriye tarafında kalan kısmına geçmesini öngören, Suriye ile Ürdün arasına tampon bölge oluşturulması fikrinin Amerika’nın Suriye sınırına karakol kurma teşebbüsü ile doğrudan bağlantılı olduğunu” yazmıştı.  

Suriye’deki muhalif gruplar geçtiğimiz Çarşamba günü, Dera şehrinin güneybatısında bulunan ve Ürdün sınırına sadece birkaç kilometre mesafedeki hava savunma üssünü ele geçirdi. İki ülke arasındaki sınır geçme noktalarını, karakolları ve Şam’a giden otobanın bir kısmını daha önce zapt etmişlerdi. 

Ürdün’deki monarşi iki ülke arasında tampon bölge oluşturulmasını kendi güvenliğini düşünerek destekliyor. Ürdün yönetimi, iç savaşın kendi ülkesine sıçrayarak rejime zarar vermesinden endişe duyuyor. Bugüne kadar 470.000 Suriyeli Ürdün’e sığındı. Ürdün yönetimi Beşar Esed’e karşı savaşan İslamcı güçlerin Ürdün’de de rejim değişikliği için kolları sıvamasından korkuyor.

Böyle bir durumun gerçekleşme ihtimali var; çünkü Batının desteklediği dinci grupların başlattıkları iç savaşlar genellikle sınır ötesine taşar. Lübnan’dan gelen bir habere göre, geçtiğimiz Çarşamba günü Suriye’nin savaş helikopterlerinden biri sınırın öbür tarafından gelenlerin barındığı ve iç savaşa silah gönderen kamplardan birine saldırdı. Bunun yanı sıra, Lübnan’ın ikinci büyük şehri olan Tripoli’de Sünniler ile Şiiler arasında mezhep savaşları başladı.    

Iraklı bir yetkili, ülkesinin sınır bölgesinin Suriye’deki karışıklıklar yüzünden “terör yuvasına” döndüğünü söyledi. Suriye’de gittikçe güçlenen, El-Kaide ile bağlantılı gruplar başta Bağdat’ta olmak üzere pek çok Irak şehrinde terör saldırıları düzenliyor. 

Post’un haberine göre: “Tampon bölgenin oluşturulması halinde, şimdi isyancıların kontrolünde olan ve ordudan kaçan binlerce asker ile sivilin toplanma alanı haline gelen bölge tahliye edilecek.” Başka bir deyişle, Ürdün rejimi mültecileri “evlerine” yani Suriye’ye geri göndermek istiyor.

Post’un haberine göre, Ürdün parlamentosu mensupları Suriye sınırının kapatılmasını ve tampon bölge oluşturulmasını talep ettiler. Vekillerden biri gazeteye yaptığı açıklamada: “Bu bir seçim değil; Ürdün’ündeki problemlerin daha da büyümemesi için tek gerçekçi çözüm yolu” diyor. 

Post, Amerikalı ve Ürdünlü yetkililerin sözlerine atıfta bulunarak, tampon bölgenin oluşturulmasının önündeki en büyük engelin Washington’un “hava koruması” desteğinde bulunmayı reddetmesi olacağını belirtiyor. Suriye’nin bombalanması veya iletişim için altyapı oluşturulması gibi konularda Amerika’nın desteğinin alınması şarttır. 

“Obama yönetimi, Amerika’daki krizi gerekçe göstererek, destek vermek için öne sürdüğü koşulları gittikçe arttırıyor.” ABD’nin eski Connecticut Senatörü ve Demokratların başkan yardımcısı adayı Joseph Lieberman, Çarşamba günü Wall Street Journal’da yayımlanan yazısında bu savı dile getirdi. Lieberman, “Esed’in uçaklarını, helikopterlerini ve füzelerini etkisiz hale getirmek için düzenlenecek saldırılara ABD’nin öncülük etmesi gerektiğini” yazdı.

Liberman, ABD’nin Suriye’de “ önemli çıkarları” bulunduğunu söyleyerek bunların korunması, güçlenen El-Kaide’ye karşı önlem alınması için müdahalenin kaçınılmaz olduğunu savundu. Suriye halkının El-Kaide’yi gittikçe artan oranda desteklemesini ise ABD’nin Esed rejimine doğrudan askeri müdahalede bulunmamasına gösterilen bir tepki olarak yorumladı. 

Suriye’deki isyancıların, El-Kaide ile bağlantılı, mevcut rejime karşı en büyük muhalif güç konumunda bulunan Nusra Cephesi dâhil olduğu, sünni İslamcı grupların kontrolünde hareket ettiğine dair pek çok Suriye kaynaklı haber var.
Basra Körfezindeki sünni monarşilerin gönderdiği ve Türkiye’de bu amaç için gizli bir üs kuran CIA kanalıyla gelen silah ve asker yardımlarının büyük bir kısmının bu gruplara gönderildiği söyleniyor.

Her ne kadar Obama yönetimi Nusra Cephesi’ni kâğıt üzerinde terör örgütü listesine eklemiş olsa da, İslamcı grupların öncüsü konumundaki yapıyı arabalara bomba yerleştirme eylemleri veya sivilleri hedef alan saldırıları gibi pek çok alanda fiilen desteklemeyi sürdürüyor.

ABD yönetiminin temsilcileri El-Kaide ile bağlantılı grupların Suriye ile İsrail arasında kalan bölgede mevzilenebileceği konusunda uyarırken, Tel Aviv bu kuvvetleri alttan alta destekliyor görünüyor.  Bu durum, İsrail Savunma Bakanlığı Güvenlik Dairesi Başkanı Amos Gil’ad’ın İsrail medyasına yaptığı ve El-Kaide’nin ciddi bir tehdit unsuru olmadığını söylediği açıklamada görünür oldu: “El-Kaide; İran, Suriye ve Hizbullah kadar büyük bir tehdit değil.” Gil’ad, El-Kaide ile birlikte hareket eden Suriyeli grupların saldırılarını “İran ve Hizbullah’a indirilen darbeler” olarak yorumladı.

Amerikan istihbarat teşkilatları ile bağlantıları olan, Washington Post yazarı David Ignatius, Özgür Suriye Ordusunun ABD Dışişleri Bakanlığı için “savaş düzenine” dair bilgilendirici olduğunu söyledi. Buna dayanarak “isyancı grupların birçoğunun İslami kökenleri bulunduğunun” anlaşıldığını belirtti. 

Igantius, “ülkenin Esed sonrasında da belki iç savaştaki kadar karmaşık ve tehlikeli olacağı” konusunda uyardı. “Müslüman gruplar Esed’in kimyasal silahlarını da barındıran silah deposunu ele geçirmeye çalışacak; bu da yeni bir tehdit unsuru oluşturacak.”

David Ignatius, Dışişleri Bakanlığına ulaşan bir belgede isimleri neredeyse aynı olan iki farklı İslamcı gruptan bahsedildiğini aktarıyor. Birini Suudi Arabistan destekliyor. Öteki ise “zengin Suudilerden, Kuveyt ve diğer Arap ülkelerinden bireysel” yardımlar alıyor. Hatta Katar monarşisinin desteklediği üçüncü bir “isyancı gruptan” bile söz ediliyor. Nusra Cephesinin ise yaklaşık 6000 milisi bulunuyor.

Ignatius, ABD’nin Suudi rejimine desteklediği İslamcı cepheyle Türkiye’nin desteklediği, Salim İdris’in komuta ettiği, Özgür Suriye Ordusu arasında ittifak oluşturması için baskı yaptığını söylüyor. Ignatius: “Böylece belli ölçüde de olsa düzen sağlanmış olur ve İdris Esed rejimin bir kısmının da dâhil edilebileceği geçici, askeri bir yönetim oluşturma fırsatı elde eder.” 

Bu senaryo, ABD’nin Suriye “devrimindeki” stratejisini anlamak için yeterlidir. Amerika Birleşik Devletleri, bir yandan El-Kaide ve benzeri güçlere ülkedeki rejim değişikliği için çatışmalar başlattırırken öte yanda Esed’den artakalan güvenlik güçlerini kurulacak yeni düzende ABD emperyalizminin bölgedeki çıkarlarını savunması için hazırlamaya çalışıyordu.

Kaynak: http://www.wsws.org/
Çeviren: Feride Tekeli


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome