Yaşamda, Çalışma Yaşamında ve Sendikalarda Kadın Olmak - Nevin Kaplan

7 Mart 2012 Çarşamba

Konuştuğumuz zaman
Korkarız,
Sesimiz duyulmayacak diye,
Sözümüz küçümsenecek diye
Ama sustuğumuz zamanda,
Korkarız…
Öyleyse konuşalım daha iyi…


Kadının toplumsal yaşamdaki yerine  baktığımızda,  yaşamın  yarısını oluşturan  biz kadınların,  yine yaşamın hangi alanında olursa olsun, sözümüzü söylemekten hep   kaçınmış,  yada   korkmuşuzdur.
Oysa  söylenecek o   kadar   çok sözümüz vardır ki!  Yutkunduğumuz,  boğazımızda düğümlediğimiz,  söyleyemediğimiz pek çok şey…
İsteriz ki!  Sendikalar’da yarı üye sayısına sahip kadınlarımızın  söyleyemediklerini söyleyelim, tartışalım, taleplerimizi dile getirelim. Kadın mücadelesinin tarihsel sürecini  paylaşalım, çözüm önerileri bulunmasına katkı sunalım. Bulunduğumuz alanlardan doğru yaşamı kadınlar lehine değiştirebilecek pozitif desteklerin açığa çıkmasını sağlayalım. Sendikal alanlarda ve yaşamın her alanında, hayatı değiştirmek için mücadele edelim…

Bizler biliyoruz ki!   kadınlar yaşamlarının her döneminde ayrımcılığa uğramaktadırlar. Evde, işte, sokakta, sosyal yaşamda… Kadın kimliği “ikinci cins” edilgen bağımsız sosyal statüsü olmayan bir kimliktir. Kadına biçilen bu kimlik kadının sosyal, ekonomik, sendikal ve siyasal alana katılımını engellemektedir. Ya da bu  alanlar da kadınların siyasal vitrin aracı olarak kullanılmasına neden olmaktadır.

Sosyo – Politik tarihe baktığımızda “ikinci cins” rolün  tüm dünya kadınları için geçerli olduğunu görürüz. Gelişmiş ülkelerde de kadına yönelik ayrımcılığa karşı bir takım yasalar ve uygulamalar olmasına karşı, kadın sorununun mevcut olduğunu, kadınların çeşitli şekillerde ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldıklarını, yapılan   araştırma    ve istatistikler göstermektedir. Ancak, kadınların da bu rolü benimsemiş oldukları, kadın olmaktan kaynaklanan sorunlarının bilincine varmakta, duyarlılık göstermekte  çok da  istekli  olmadıkları   diğer   bir gerçekliğimizdir.

Kadın kimliğini ve bakış açısını kazanmış olan kadınlarımızın mücadelesi ise, çeşitli biçimlerde engellerle karşılaşmaktadır. Yaşamın tüm alanlarında kadınlarımızın yönetimlere katılımları, yer almaları erkek egemen bakış açısından dolayı engellenmektedir. Dolayısıyla kadınlarla ilgili kararlarda ve  kadın haklarına yönelik yasaların, çıkarılmasında, kadınlara yönelik politikaların belirlenmesinde, erkek egemen zihniyet hakim olmaktadır. Sonuç olarak içselleştirilememiş, somut ve çözücü olmayan, kadınlara gerçekten hayatı kolaylaştırmayan, bir adım ileri gidemeyen  kanunlar kurallar dizisi dayatılmaktadır.

Kendini geliştirmek isteyen kadınlar eğitim olanaklarından yeterince faydalanamamaktadır.  Kız çocuklarının okuma yazma oranı erkek çocuklara göre daha düşüktür. Köylerde kırsallaşan kadın emeği söz konusudur. Yoksulluk neticesinde yaşanan göç olayları kadınları köylerde,  tarlalarda hiçbir güvencesi olmadan karın tokluğuna çalışmaya itmiştir.

Kadının kendi yaşamında söz ve karar sahibi olmasının yolu, kadın olmaktan kaynaklanan sorunların bilincine varmaktan ve eğitiminden geçmektedir. Ülkemizde eğitim alanında kadınlarla erkekler arasında çok büyük uçurumlar bulunmaktadır.

Kadınların eğitimi, kız çocuklarının okutulması, kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadın haklarının korunması, yasalar da güvence altına alınması gerekmektedir. Türkiye bu anlamda Uluslar arası sözleşmelere çekincesiz imza koymalıdır. Birlik ülkelerinde yürütülen programların, uygulamaya geçirilmesi öncelikli politikalar olmalıdır.                                                                                     

Son yıllarda Türkiye'de kadınlar için ve kadınlar adına çok söz söyleniyor. Kadınların aile içinde maruz kaldıkları şiddet karşısında güçlendirilmeleri, namus cinayetlerinin ifşa edilmesi ve cezalandırılması, kadın istihdamının artırılması, kadınların eğitime katılımlarının önünün açılması, Anayasa ve yasalarda kadınların durumunun çeşitli düzenlemelerle güçlendirilmesi gibi hedefler için, pek çok kadın grubu seferber olmuş durumda.

Devlet ve sermaye çevreleri de bu hedeflerden bazılarını benimsemiş gibi görünüyor. Kendi ihtiyaçları için olsun, AB ile uyum politikalarının gereği olarak olsun, ya da kadınlardan gelen taleplerin basıncı yüzünden olsun, onlar da kadınların taleplerini dikkate almaya, ya da alır gibi görünmeye çalışıyorlar.

Çalışma yaşamına baktığımızda, kreş ve ebeveyn izni emekçilerin temel haklarındandır. Kamuyu daraltan, temel insan ihtiyaçlarını dahi piyasaların insafına terk eden mevcut devlet anlayışı bir çok başka hakkımızı olduğu gibi bu haklarımızı da gasp etmektedir. Sadece devlet bu konuda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmediği için milyonlarca çalışan anne-baba ya  aile büyüklerinden, hısım akrabadan destek almak ya da ücretli bakıcı ve özel kreşlerden hizmet almak ikilemi içindedir. Devletin bu hak gaspının bir başka vahim sonucu da, bir çok annenin çocuk bakımı gibi çağdaş dünyanın artık bir sorun olarak görmediği bir nedenle çalışma yaşamından ayrılmak zorunda kalmasıdır.

Kadınlar eşit ücret ve sosyal haklara sahip değiller. Kadın emeği ucuz iş gücü olarak görülmektedir. Geleneksel toplumsal, yapımız erkek eksenli olarak yapılanmıştır.  Bu da erkeğe aktif, kadına edilgen bir rol yüklemiştir. Kadın sosyal yaşamın dışında tutulmuş, ev içinde annelik rolüyle dar bir yaşama sıkıştırılmıştır. Kadınlar sendikal alanlarda aktif rol alamamış, çocuk ve yaşlı bakımı kadınları eve hapsetmiştir.

Kadının gerek çalışma yaşamına kazandırılması gerekse birey olma mücadelesinde ise; sendikalar birinci derecede görev ve sorumluluk duyması gereken kurumlardır. Ne yazık ki ülkemizde sendikaların kadınlara yönelik hiçbir eylem planı yoktur. Sendikal alanlarda erkek egemen anlayışı ile örgütlenmiş alanlardır.

Kadınların sendikal ve siyasal alanlarda söz ve karar sahibi olabilmeleri bu alanların kadınlaşması ile, yönetimlerde kadın temsiliyetlerinin yer almasından geçmektedir. AB ülkelerinde bu anlamda ulusal düzeyde, yaşamın her alanında kadınlara yönelik kota uygulanmakta, Uluslar arası sendikaların programlarında, ise kadınların yönetim mekanizmalarında yer almalarını kolaylaştırıcı politikalar yer almaktadır.  Bazılarına değinecek olursak;

*Kadınlar ve erkekler arasındaki eşitliğe aykırı mevzuat hükümlerinin  ayıklanması,
 *Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesine (CEDAW) karşı çekincenin kaldırılması,
 *Karar alma mekanizmalarında cinsiyetler arası dengenin sağlanması,
 *İş ve ev hayatının beraber yürütülmesinin kolaylaştırılması. vs. gibi.

Ülkemizdeki sayısal veriler ve araştırmalar; Çalışma yaşamında ve Sendikalarda kadın olmanın kolay olmadığını ve kadın temsiliyetlerinde sorun olduğunu göstermektedir.

Konfederasyonumuzda 94 başkandan sadece 7’si kadın!
Kadınların, sendika yönetimlerindeki oranlarına bakıldığında ise, üyelik oranlarının çok altında temsil edilmektedirler.  “2009 yılında yapılan bir araştırmaya göre DİSK, HAK-İŞ ve TÜRK-İŞ’ in genel başkanları ve Merkez Yönetim, Denetleme ve Disiplin Kurulu üyeleri arasında kadın bulmak mümkün değil. Konfederasyonlarda durum böyleyken bu konfederasyonlara bağlı işçi sendikalarındaki durum da pek farklı değil. Çalışma Bakanlığı’nın 2008 verilerine göre toplam 28 işkolunda örgütlü bulunan 94 sendikanın genel başkanlarının 87’si erkek iken sadece 7 sendikanın genel başkanı kadındır (%7.4). Bu sendikaların 493 kişilik merkez yönetim kurulu üyeleri arasındaki kadın sayısı 35 (%7); 282 kişilik denetim kurulu üyeleri arasındaki kadın sayısı 28 (%9.9) ve 333 kişilik disiplin kurulu üyeleri arasındaki kadın sayısı ise sadece 40’tır (%12).”

Kadınlar sendikalardan neden uzak?..Yapılan istatistiklerde;
-Kadınlar sendikanın kendilerine ne bakımdan faydalı olacağını bilmiyorlar.
-Aile ile ilgili sorumlulukları yüzünden zamanları yok.
-Onlara bu konuda yol gösteren olmamış.
-Sendikalar hakkında olumsuz düşüncelere sahipler.
- Sendikalar kadınların ihtiyaçlarına cevap vermiyor.
-Erkeklerin egemenliğindeler.
-İşverenden çekiniyorlar.
-Kocaları engel oluyor.
-Üye aidatlarını ödemekte zorlanıyorlar.
-Üye olmak için özgüvene sahip değiller.

Kadınların sendikasızlık statüsünü aşmaları için sendikaların öncelikle yapması gerekenler :
-Sendikaların sağladığı yasal hakları çeşitli kampanyalarla  kadınlara anlatarak bilinç yükseltmek.
-Bir kadın grubu işyerlerini ziyaret ederek çalışan kadınlarla şikayetçi oldukları konular başta olmak üzere, kendilerini ilgilendiren konularda görüş alış verişinde bulunması.
-İşyeri düzeyinde sendika temsilcisi kadınlarla sendika üyeliğine özendirici çalışmalar yapmak.
-Kadınların sorunlarıyla ilgili eğitim programları.
-Kadınları sendikalara çekmek ve örgütlemek için sendika temsilcisi kadınların eğitilmesi.
-Toplu pazarlık, örgütlenme taktikleri vb. için kadın çalışanların taleplerinin programlara alınması.
Eğitim programları yapıp, çalışma grupları oluşturmak.
-Tüm sendikalarda “KADIN SEKRETERLİKLERİ’NİN” kurumsal ayaklarının kurulması, kadın Dairelerinin oluşturulması gerekmektedir..
-Sendikaların, ana tüzüklerini cinsiyet eşitliğini sağlayacak tarzda gözden geçirmesi gerekir.
Kadınlara yönelik bilinç yükseltme kampanyalarında, özellikle. Kreş ve çocuk bakımevi gibi özel hizmetler sağlama yoluyla kadınların sendikalarda daha faal çalışmasının önü açılmalıdır.
Her türlü ayrımcılığa, eşitsizliğe, adaletsizliğe, şiddete karşı,  kadınların Sendikal ve siyasal alanlarda eşit temsiliyetini sağlamak amacıyla, olumlu önlemler başta olmak üzere, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. (Pozitif ayrımcılık kuralı, yaşlılar, çocuklar ve engelliler için de açıkça vurgulanmalıdır).

 “Biz kadınlar; dinsel, geleneksel, ekonomik ve politik her tür cins ayrımcılığına, işsizlik ve gerici savaşlar içerisinde, kadının kimliksizleştirilmesine ve kişiliksizleştirilmesine, mal, meta, ev kölesi ve cinsel köle olarak pazarlanmasına ve daha sayamadığımız kadın olmaktan kaynaklı yaşadığı tüm sorunlara karşı çıkarak, egemenlerin bizleri koydukları kalıpları parçalamak zorundayız. Dilimiz, dinimiz, rengimiz, etnik kimliğimiz, ırkımız ne olursa olsun,  dünyanın neresinden olursak olalım, bizler kadınız… Ve yaşamı var eden biz kadınlar dünyanın neresinden olursak olalım, bir araya geldiğimizde ve mücadele ettiğimizde karşımızda duracak hiç bir güç yoktur.”

 “YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI”                       
 “YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ”

Nevin KAPLAN
KESK eski Kadın Sekreteri
KESK Danışma Meclisi üyesi                                                                             


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome