Yeni Bir Dönemin Eşiğinde KESK- Mehmet Aydoğan, Barış Uluocak, Abdullah Tunalı

27 Ekim 2014 Pazartesi

AKP hükümeti 12 yıllık iktidarının temel yaklaşımı olan baskıcı ve zorba karakterini her geçen gün artırarak devam ettiriyor.


Gerek, stratejik derinlik, değerli yalnızlık, gibi süslü kavramlarla tanımlanmaya çalışılsa da gerçek bir fiyaskoya dönüşmüş dış politikadaki sıkışma ve çaresizlik hali, gerekse içerde muazzam bir beceriksizlik ve kaosa yola açan yönetememe durumu AKP’nin artık açık biçimde faşistçe diyebileceğimiz baskılarının artmasını da beraberinde getiriyor.

İçine girmiş olduğu krizi, sokakları ve toplumsal muhalefeti zapturapt altına alacak yeni hamlelerle savuşturmaya çalışan AKP en son Kobane sürecinde görüldüğü gibi bu doğrultuda polisini de gerici faşist paramiliterleri de kullanmaktan imtina etmiyor.

Bir yandan tek başına iktidar olmanın vermiş olduğu güç ve cüretkarlıkla işine gelen her türlü yasal düzenlenmeyi toplumun büyük bir kesiminin istek ve görüşlerini görmezden gelerek çıkaran hükümet, yasal alanda rahatça ilerletmiş olduğu yeni rejim inşasını polisiye tedbirlerle de güvence altına almaya çalışıyor. "İç güvenlik reformu” diye pazarlanmaya çalıştığı yeni paketle, polisin zaten sokaklarda ve meydanlarda fazlasıyla kullanmaktan çekinmediği yetkilerine yeni yasal kılıflar uydurma hazırlığındaki AKP iktidarı belliki önümüzdeki günlerde ülkeyi adım adım İslami faşizme sürükleyen politikalarının hızını ve dozunu her alanda artıracak yeni adımlar atmaktan da çekinmeyecektir.

Tüm bu tablo içerisinde toplumsal muhalefetin her kesiminin, yaşamın her alanında dinamik ve dirençli bir karşı koyuş örgütlemesi artık tarihsel bir sorumluluktur.

KESK ve Emek Hareketinin sorumluluğu…
Şüphesizki baskı ve zorbalığın hayatın her alanında fütursuzca artış gösterdiği böylesi bir dönemde örgütümüz KESK’e de büyük bir sorumluluk ve görev düşmektedir. KESK uzun süredir içinde bulunmuş olduğu etkisiz ve atıl pozisyondan çıkacak yol ve yöntemleri bir an önce geliştirmeli ve hayata geçirmelidir. Zira toplumsal hayatı kendi liberal ve gerici karakteri doğrultusunda yeniden inşa eden AKP iktidarı ideolojisi ve personeliyle yüzde yüz kendi fıtratına uygun bir kamusallık örgütlemekte de son derece atak davranmaktadır.

KESK, özellikle kamusal alanın hızla piyasalaştırıldığı, güvencesiz ve taşeron çalışma sisteminin temel istihdam biçimine dönüştürüldüğü yine buna bağlı olarak bütün kamusal alanın İslami ritüellerle şekillendirildiği bir siyasal ortamda geniş emekçi kesimlerin beklentisini karşılamaktan uzaktır.
 
KESK kuruluşundan itibaren emekçiler nezdinde oluşturmuş olduğu geniş kitle mutabakatından ve kolektif mücadele pratiğinden hızla uzaklaşmaktadır. Üyelerden kopuk, siyaset indirgemeci eylem kararları ve rutinleşmiş sendikal hayatıyla KESK ülkenin en dirençli emek örgütü olma karakterini günden güne kaybetmektedir.

Tüzüğümüzde yer alan ve adeta ezberlediğimiz “Tüm emekçilerin birlikte mücadelesi ve ortak demokratik örgütlenmesi hedefiyle ortak mücadeleyi örgütlemek”  amacı yasalara sıkışmış, rutine boğulmuş bir sendikal hayat içerisinde adeta unutulup gitmektedir.

AKP’nin azgın saldırganlığından payını fazlasıyla alan kamu emekçilerinin yeniden kolektif  eylemini, iş yerlerinden ve tüm üyelerinin katılımını gözeten bir yönelimle örgütlemesi ve hayat geçirmesi kaçınılmazdır. Son dönem alınan grev kararlarında olduğu gibi talep ve tutulan pozisyon ne kadar haklı olursa olsun örgütün geneli tarafından yeterince anlaşılamamış ve gerek karar alma süreçleri gerekse uygulama açsından birçok problem yaşanmıştır. Üstelik ne yazık ki bu aceleye getirilmiş eylem süreci KESK’in ülke için son derece önemli, hayati konularda sözünün etkisini azaltmak gibi amacı dışında sonuçlara yol açmış, bu iletişim ve kolektivite eksikliği örgütte ciddi tartışmalara ve parçalı duruşa sebep olmuştur.

Elbetteki KESK ekonomik ve özlük haklar mücadelesine sıkışmış bir sendikalist hatta mahkum edilemez ancak özgürlük ve demokrasi taleplerini dile getiren KESK’in kuruluşundan itibaren oluşturmuş olduğu muazzam kitle mutabakatına uygun ve kendi özgün duruşunu yansıtan, böylelikle de sözünün ve eyleminin etkisini çoğaltan bir tarzda örgütlenmesi zorunludur. KESK’in barış mücadelesi  de dahil olmak üzere demokrasi  mücadelesi kendisi dışındaki siyasal  ortam ve aktörlerden  etkilenme algısını oluşturacak mahiyetten uzak olmalıdır. Barış ve demokrasi mücadelesinde KESK  kendi söz ve eylemini kurma potansiyelini kullanamamaktan kaynaklı sıkışma, daralma ve inandırıcılığını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Üyelerinin hayata ve meslek alanına dair gündelik taleplerindeki siyasallığı kavrayamayan ve bu talepleri tali gören bir bakış açısı sınıf ve kitle sendikacılığı fikrinden uzaklaşmaya denk düşmektedir ve bu bakış açısıyla yürütülen sendikal mücadele daralmaya mahkumdur.

KESK ve bağlı sendikaların üyeleriyle örgütsel mekanizmaların verimli kullanılamaması nedeniyle yaşamış olduğu kopukluk giderek fikri rabıtanın da zayıfladığı bir çözülmeye doğru ilerlemektedir. KESK  Genel  Başkanının Akil İnsanlar Heyeti toplantılarına katılmaktaki ısrarı da bu kopukluğun bir örneği olarak okunabilir. Sürecin başında barışa bir nebze olsun katkı sunma ihtimali gözetilerek örgüt içindeki eleştirel tutumun dozunun makul seviyede kalmasına dikkat edilmişti. Ancak gelinen aşamada hükümetin yönetememe krizinin can simidi olarak devreye sokulan ve barış sürecine katkısının ne olduğunun anlaşılamadığı bir noktada bu heyete tüm eleştirileri göz ardı ederek katılmanın anlaşılabilir bir gerekçesi olmadığı ortadadır.

Bugün karşı karşıya kaldığımız tablo 12 yıllık AKP iktidarının, mezhepçi, ırkçı, gerici, cinsiyetçi liberal politikalarının uygulanma hız ve dozunun giderek artacağı bir dönemi işaret etmektedir. Güncel haliyle örgütümüz KESK, bu politikalara tarihine ve mücadele birikimine yakışır bir dirençle karşı koyabilecek dinamizmden yoksundur. KESK’in bu karşı koyuş perspektifiyle yeniden ve kapsayıcı bir akılla örgütlemesi ve yapılandırılması şarttır. Çünkü KESK bir benzerine ancak Gezi’de,  o da kısa süreli olarak şahit olabildiğimiz geniş direniş mutabakatının emekçiler açısından vücut bulmuş halidir ve bu hali yeniden açığa çıkaracak bir tazelenmeye ihtiyacı vardır.

Şüphesiz ki “Gezi’den sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözü  bir niyetten ibarettir, aksi  ihtimal yani siyasal ve sendikal hattımızın eskisi gibi sürme durumu da kuvvetle muhtemeldir.

Bugün  KESK’li emekçiler olarak yapmamız gereken şey KESK’in mayasında bulunan potansiyeli iş yerlerinden ve merkeze en uzak üyesinin söz, yetki ve karar hakkını örgütleyerek ortaya çıkarılmasıdır.

KESK’i  bugünkü dar, dağınık, sıkışmış halinden çıkarmak, örgütlenememiş etkisiz grevler ve tenha basın açıklamaları rutinini aşacak hamleleri zorlamak ve devamında istihdamın parçalı ve esnek halinin yasalar yoluyla dayatılmış formlarını aşacak birleşik bir emek hareketini yaratmak  ortak sorumluluğumuzdur. Bunu başaramadığımız bir pozisyonda tarihsel vebalimiz altından kalkamayacağımız kadara ağır olacaktır.
 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome