Yeni Yükseköğretim Yasa Tasarısı Üzerine

9 Kasım 2012 Cuma

Üniversitelerin yeniden yapılandırılmasını öngören YÖK yasa tasarısı açıklandı.


YÖK’ün kuruluşunun yıldönümünün hemen öncesinde, 5 Kasım’da açıklanan yasa tasarısı, üniversitelerin finansman ve işleyiş, yönetim ve yoğunlaşma alanlarına göre ayrılmasını; YÖK’ün adının ve işleyişinin değiştirilmesini; üniversite kurullarının ve akademisinin bu işleyişe uygun biçimde yapılandırılmasını öngörüyor. Tüm bu alanlarda yapılacak olan değişiklikler ise YÖK tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilecek.

Tasarıya göre YÖK’ün ismi değiştirilerek Türkiye Yükseköğretim Kurulu olması öneriliyor.  12 Eylül’ün üniversitelerde yeniden yapılanma sürecinin aracı olarak kurulan YÖK’e ilişkin değişiklik AKP tarafından bir tür YÖK ile hesaplaşma ile üniversitelerin özgürleştirilmesi adı altında yeniden yapılanmanın içeriği gizlenmeye çalışılıyor. 

YÖK’ün yeniden yapılanma ihtiyacının nedeni,  neoliberal sömürü düzeninin gerekleri doğrultusundaki gelişmelerin üst yapıda tamamlanması bu anlamda üniversitelerin piyasa merkezli yeni bir kurumsal işleyiş içerisindeki yeni bir hukukunun oluşturulmasıdır.

Yeni tasarının içeriği de bu ihtiyaca yanıt vermek, piyasa merkezli düzenlemeleri belirli bir bütünlük içerisinde sıçratmak üzerine oluşturulmuş durumda.

* Yeni Yükseköğretimin Piyasa Merkezli Genel İlkeleri
YÖK’ün 3 Şubat 2011’de, “Çeşitlilik”, “Kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik”, “Performans değerlendirmesi ve rekabet”, “Kalite güvencesi” ilkeleri çerçevesinde yükseköğretimini yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışmalarını başlatmıştı. 14 Ekim’de yayımlanan yeni yükseköğretim yasasına ilişkin genel çerçeve metni de aynı ilkeler doğrultusunda hazırlanmış; son yayımlanan tasarı ile yapılandırmanın ince ayarları da yapılmıştır.

“Yeni Bir Yükseköğretim Yasasına Doğru” başlıklı metinde ise ilkelerin tanımlamaları şöyle yer alıyor:

Çeşitlilik ilkesi: Farklı özellikteki üniversiteleri farklı yönetim modelleri eşliğinde faaliyette bulunabilmeleri, bölgesel dinamikleri ve ihtiyaçları gözeterek farklı alanlara odaklanabilmeleri, uzaktan eğitim modeline de imkân tanıyan bir öğretim ortamının kurulması.

Kurumsal özerklik ve hesap verebilirlik: Bütün yükseköğretim kurumları şeffaf bir yapı içerisinde kendi kurullarına, öğrencilerine, öğretim elemanlarına, bulunduğu bölgeye, ilgili üst kurula, ulusal ve uluslararası kalite kuruluşlarına hesap verebilecektir.

Performans değerlendirmesi ve rekabet: Rekabeti teşvik etmek, yükseköğretim kurumlarının performansı öne çıkaran bir yönetim modeli geliştirmesini zorunlu kılmaktadır. Akademik üretimi merkeze alan bir yapı önerildiği için akademisyenlerin performansları doğrudan kurumun performansına yansımaktadır.

Mali esneklik ve çok kaynaklı gelir yapısı: Yeni bir finansman modeli geliştirmek önemli. Üniversitelerin bölgesinden ve mezunlarından daha fazla katkı alabilmelerini teşvik eden bir sistem öngörülmekte. Kaynak kullanımında esneklik önemli bir noktadadır.

Bu ilkeler temelinde yeniden yapılandırılması öngörülen taslağa göre üniversiteler finansman ve işleyişine, yönetimine ve yoğunlaşma alanına göre ayrıştırılıyor. Buna göre yükseköğretimin özerkliği sadece mali özerkliğe; çeşitliliği ise piyasalaşma mantığına uygun üniversitelerin çoğaltılmasında ve farklı alanlarda yapılan çalışmalarıyla sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde donatılmasına dayandırılıyor.

Tasarı ile finansman ve işleyişine göre devlet ve vakıf olarak ayrılan üniversitelere özel üniversiteler de ekleniyor. Böylece çeşitli alanlarda sermayenin bilgi üretimini gerçekleştiren ‘şirket üniversiteler’in kurulması için getirilen vakıf zorunluluğu ortadan kaldırılıyor.

*Üniversitelerin Yönetim Biçimindeki Değişiklikler
Tasarıya göre, üniversiteler yönetim biçimi esasında kurumsallaşmış ve kurumsallaşmakta olan üniversiteler olarak ikiye ayrılıyor. Devlet üniversitelerinin kurumsallaşmış olan bazılarında üniversite konseyi kurulabileceği ifade ediliyor. Büyük üniversitelerde kurulacak mütevelli heyeti görevli konseyin kuruluş şartları ise devlet üniversitelerinin ne kadar ‘şirketleşebildiği’ni gösteren kriterlerini kriterlere dayanıyor: Üniversitenin mali özerkliğini sağlamış olması (son 5 yıl içinde yükseköğretim kurumunun bütçesinin Kurul tarafından belirlenen miktarının kendi öz gelirlerinden elde edilmesi); öğretim elemanlarının performansının diğer devlet üniversitelerinden öğretim elemanlarının performansından yüksek olması.

Konsey üyelerinin, 2’si Bakanlar Kurulu tarafından, 2’si Yükseköğretim Kurulu tarafından atanır; 5’i üniversitenin her biri farklı fakültelerden ve bölüm başkanı ve üstü herhangi bir idari görevi olmayan öğretim üyesinden, 1’i ilde en çok vergi verenler veya üniversiteye en çok “bağış”ta bulunanlardan seçilecek. Sermayedarların ve hükümet temsilcilerinin üniversite yönetimine dahil edildiği konsey, rektör ve dekanlar seçecek, üniversite adına kamulaştırma yapacak, gayrimenkul satın alacak, sözleşmeli öğretim elemanları ve idari personele yapılacak ücret ve diğer ödemeleri, ders programlarını belirleyecek, öğrenci kontenjanlarını ve öğrenim ücretlerini Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde belirleyecek. Buna göre, oluşturulması planlanan Türkiye Yükseköğretim Kurulu’nun öğrenim ücreti için belirlediği ücretlendirme alt-üst limitli olacak; üniversite konseyleri de bu limite göre kendi aralığını seçecek. Maddenin uygulanabilmesi için gösterilecek referans ise ‘kaldırılan’ harçlar olacak.

* Üniversitelerde Teknik Ayrıştırma
Tasarıya göre üniversiteler yoğunlaşma alanlarına göre; araştırma,eğitim ve toplumsal hizmet şeklinde üç farklı alanda hizmet üretmeye odaklanacak.Böylece,kimi üniversitelerin sadece araştırma yapan, kimisinin sadece eğitim hizmeti üreten, kimisinin ise sadece toplumsal hizmet üreten üniversiteler ayrıştırılacak. Oysa bu üç hizmetin bileşimi üniversitelerin temelini oluşturan ve bilimsel bilgi üretimini sağlayan yapıyı oluşturur. Araştırma yapmayan, eğitim hizmeti üretmeyen ve bu hizmetleri toplumsallaştırmayan bir kurumun ise üniversite olmasına imkan yoktur.

*Yeniden Yapılandırılmış YÖK = TYK
YÖK yerine kurulacak olan Türkiye Yükseköğretim Kurulu ise YÖK’ün tüm görev ve yetkilerini devralarak bu görev ve yetkilerin tüm okullarda işletildiği merkez bir mekanizma işlevini görecek. Kurul’un iki danışmanı olacak:Rektörler Kurulu ve bunun yanında daha geniş bir danışma birimi olarak Yükseköğretim Şurası adıyla yeni bir yapı.

Tasarıya göre TYK, üniversitelerin diploma programlarını ülke ihtiyaçlarına ve kalite standartlarına göre düzenleyecek. Rekabet ve piyasa koşullarına göre değişen ülke ihtiyaçları, her yıl sermaye için güncellenen ders müfredatlarını oluşturacak, bu ihtiyacı karşılayacak yeni ders programlarının oluşturulmasına neden olacak.

“Yükseköğretim Kurumlarının Senatoları” ise her yıl bu düzenlemeyi yapacak kurul olarak görevlendiriliyor: Öğrenci ders değerlendirmeleri ile öğrencilerin mezuniyet sonrası istihdamına ilişkin bilgi, görüş ve tecrübelerine ihtiyaç duyulan kişileri ifade eden dış paydaşların diploma programlarına ilişkin değerlendirmelerini alır.

* Performansa Dayalı Akademi
Tasarıya göre, araştırma yapacak birimler, uzmanlaştıkları alanlarda ilave kamu kaynakları, idari ve mali kolaylıklar ve özel projelerle Kurul ve diğer kamu kurumları tarafından desteklenecek. Araştırmacı öğretim elemanı ise boş öğretim elemanı kadrosu yerine atanacak.

Taslakta, araştırma görevliliği ya da asistanlığın ise adı bile geçmiyor. Bunun yerine “proje araştırmacısı” ile “doktora sonrası araştırmacı” tanımlarına yer veriliyor. Proje araştırmacı, öğretim üyelerinin yürüttükleri projelerde kendilerine yardımcı olacak ve verdikleri işleri yapacak sözleşmeli statüde proje süresi ile sınırlı olmak üzere istihdam edilecek; doktora sonrası araştırmacı ise devlet yükseköğretim kurumlarında 2 yıl sözleşmeli olarak istihdam edilecek.

Böylece genç bilim insanları, projelere bağlı sözleşmeli çalışan statüsünde olacak güvencesiz-geçici istihdam olacak. Ya proje bittiğinde ya da doktora sonrası iki yılın ardından işten atılacaklar. İTÜ’lü araştırma görevlileri hakkında verilen kararların da dayanağını bu hüküm oluşturuyor.

Tasarı ile sadece araştırma görevlileri de yardımcı doçentler de tamamen sözleşmeli olacak; doçent ve profesörlerin de bir kısmı sözleşmeli olacak. Böylece tam esnek çalışma modeli üniversitenin tüm öğretim elemanları için geçerli hale getiriliyor. Performans ise akademik yükseltmenin temeli olacak.

* Toplumsal Hizmet! Bilgi Satma Ofisleri!
Üniversitelerde yapılması planlanan dönüşümün en somut ifadesi ise kurulması planlanan Bilgi Lisanslama Ofisleri faaliyetleriyle karşımıza çıkıyor. Ofislerin amaçları şöyle tanımlanıyor:
-Araştırmacıların yapacağı tanıtım faaliyetleri ile bilimsel çalışmaları ticari değeri yüksek konulara yönlendirmek,
-Pazarda ihtiyaç duyulan bilgileri belirleme çalışmalarını yürütmek,
-Araştırma sonunda üretilen bilgilerin ticari potansiyelini belirleme çalışmalarını yürütmek,
-Ticari değeri olan bilgileri fikri mülkiyet kapsamında koruma altına alma çalışmalarını yürütmek,
-Bilgilerin sanayi şirketlerinde veya AR-GE merkezlerinde ürüne dönüştürülmesi çalışmalarına destek hizmetleri sunmak,
-Bilgilerin satışından elde edilen gelirlerin yönetilmesi konularında faaliyet göstermek.
Bilginin satılabilir-satın alınabilir bir meta olarak görüldüğünün en açık ifadesi olan bu amaçlarla bilim tamamen terk ediliyor; bilimin kurumu olması gereken üniversiteler bütünüyle sermayeye teslim ediliyor.


***

Üniversiteleri Yeni Bir Mücadele Dönemi Bekliyor


AKP yeni üniversite yapılanmasını baskıcı ve merkeziyetçi yapısıyla 31 yıldır üniversitelerin kâbusu olan ve artık düzen açısından da ihtiyacı karşılamaktan uzaklaşan YÖK’ün yeniden yapılandırılması bir tür demokratik yöndeki değişim olarak sunmaya çalışıyor.

YÖK, 12 Eylül ile birlikte girilen emperyalizmin küreselleşme dalgasına eklemlenme doğrultusundaki neoliberal dönüşüm sürecinin yürütücüsü oldu. Düzenin yeniden yapılanmasına da paralel olarak üniversitelerde de bu süreç YÖK eliyle tedrici olarak gerçekleştirildi.

Bugün, yeniden yapılanmanın AKP eliyle büyük oranda tamamlandığı, sermayenin sınırsız hareket imkanına kavuşması ile bütün alanlara doğrudan nüfuz etmesinin yolunun açıldığı bir dönemdeyiz.

Üniversitelerin de bu sürece daha köklü biçimdeki bir değişimle eklemlenmesinin tamamlanması noktasında YÖK’ün bugünkü merkezi yapısının yetersiz kaldığı noktada bir değişim uzunca zamandır gündemdeydi. AKP birinci döneminde sözde YÖK’e karşı çıkar görünürken pek çok alanla birlikte YÖK’ün iktidarını da ele geçirerek kendi politikalarının bir parçası haline getirdi.

Bugün ise, yıllardır TÜSİAD’in raporlarında tartışılan ve sermayenin ihtiyacına yanıt verecek şekilde YÖK’ün yeniden yapılandırılması gündemde.

Yeniden yapılandırma içinde YÖK’ün yetkileri genişletilerek Türkiye Yükseköğretim Kurulu (TYK) olan –Yenilenmiş YÖK’e- devredilecek.

Önerilen değişikliklerde temel noktalardan birisi üniversite yönetimlerinde artık sermaye kesimlerinin doğrudan söz ve karar sahibi kılınmasıdır. TYK bir üst yasa yapıcı ve koordinasyon kurulu işlevine sahip olurken, mikro oligarşik yapılar olarak her üniversitenin kendi YÖK’ü –bu şekilde kurulmuş olacak.

İkinci temel nokta ise üniversitelerin sermayenin ihtiyacına uygun olarak piyasa için fonksiyonel hale getirilmesini esas alan bir esnekliğe kavuşturulması. Bu esneklik içerisinde kimi üniversiteler üst teknik liselere dönüştürülürken kimi üniversiteler sermayenin araştırma-geliştirme faaliyetlerinin merkezi işlevini görecek. Bilimsel bilginin yerini piyasa projelerinin almasına bağlı olarak üniversitenin akademik yapısı da buna uygun şekilde performansa göre düzenlenecek.

Bu şekilde üniversitenin kamusal niteliği tamamen ortadan kaldırılıyor. Üniversiteler artık büyük bir bütçeyi kontrol edecek üst yapısındaki sermaye ile birlikte bir piyasa unsuru haline dönüştürülecek.

Topyekûn dönüşümün ifadesi olan tasarı ile AKP’nin son dönemde tüm kamu alanlarında yaptığı gibi esnek-güvencesiz-sözleşmeli çalışma koşulları yasalaştırılacak. Bu çalışma koşullarının baskısı altında kalacak olan akademisyenler ise piyasanın ihtiyacını karşılayacak araştırma yapmak zorunda kalacak. Böylesi bir çalışma koşulları altında ise özgür-bilimsel ve toplum, insan ve doğa yararına araştırma yapılamayacak. 

Üniversitelerin doğrudan sermayenin söz sahibi olduğu mikro oligarşik yönetim mekanizması ile yönetilmesi her şeyden önce üniversitelerde gerçek bir demokrasi sorununu belirgin hale getirmektedir. Öğrencilerin ve üniversitenin gerçek tüm bileşenlerinin yönetim yapısı dışında bırakıldığı, yönetimin üniversite dışındaki unsurlarla belirlendiği yeni yapılanma karşısında söz ve karar hakkı mücadelesinin de önemi daha da artacak.

Öte yandan üniversitenin piyasa ilkelerinin içerisinde kurumsallaştırılması kamusallığı tamamen ortadan kaldıran, üniversite içi bütün ilişkileri piyasalaştıran bir sonuç üretecek. Bunun yaratacağı derin sonuçlar karşısında kamusal bir eğitimi savunmak önemli bir mücadele başlığı olacaktır. Üniversitelerin piyasanın ihtiyacına yanıt üretme noktasında farklılaştırılmasına dayanan esnekleştirmenin sonuçları bir üniversite bütünlüğünü de tamamen ortadan kaldırarak, farklı sorunları gündeme getirecektir. Bu aynı zamanda bugün de en temel sorunlardan birisi olan işsizlik ve güvencesizliği derinleştirecektir. 

Bu anlamda, üniversiteleri yeni bir mücadele dönemi beklemektedir.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome