Yılanlarla anlaşmak! - İgor Pankratenko

15 Kasım 2012 Perşembe

Sorun, Türkiye’nin dış politik adımlarının (sadece Suriye konusunda değil), Ankara’nın bugün Rusya’ya aktif bir şekilde düşman olan güçlere doğru daha fazla seyretmekte olduğu sonucunun çıkarılmasına imkan vermesindedir.


Made in El Kaide: Türkiye için kürek, Rusya için tehlike
Suriye’de operasyonlar yapan Türk istihbarat servislerinin yönetim kadrosu ve Al-Kaide yönetimi arasında sıkı bağların olduğu son derece açık bir durum ve bu konuda hiçbir giz mevcut değil. Bundan yüksek sesle bahsedilmemesinin ise tek bir nedeni var. O da Şam’dan gelen ana haber kaynaklarının esasen Suriye karşıtı koalisyona giren ve daha da ilginç olanı Al-Kaide’nin simgesi olduğu ‘uluslararası terörizme’ karşı aktif mücadele veren ülkelere ait kitle haberleşme medyası olması. Bu tür bağlantıların açık bir şekilde kabul edilmesinin belli bir uygunsuzluk oranı olduğu açıktır: Batılı sıradan insanlar Esad rejiminin yıkılmasına hararetli bir şekilde destek veriyor. Ancak bu devriliş liberal romatizmin geleneklerine uygun bir şekilde yani ‘geniş halk kitlelerinin’ devrimci-demokratik yaratıcılığı sonucunda gerçekleşmelidir. Bunda Suriye’ye toplanmış uluslararası paralı askerlerin dipçiklerine hiç mi hiç yeri olamaz.

Türk istihbarat servislerinin hareketlerinde Yakın Doğu’daki Büyük Oyun’un çerçevesine alınamayacak hiçbir husus söz konusu değildir: Al-Kaide’nin şimdiki lideri dünya müslümanlarını Suriye’li ayaklanmacılara ‘her şeyleriyle, hiç bir fedakarlıktan kaçınmadan’ destek vermeye çağırıyor, Türk istihbarat servisleri ise yüzyıllar içinde denenmiş ‘istihbaratta safra yoktur, kadro vardır’ prensibine uygun olarak bu ‘her şey’ ile çalışmaktadır.

Ancak, anlaşılan o ki Türk-El-Kaide ilişkilerinde yeni bir etaba gelindi. Bir ay önce El-Kaide temsilcileri ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı yöneticilerinden biri arasında buluşma gerçekleşti. Bu buluşmanın detayları açıklanmıyor, ancak görüşmeler yapılmış olması gerçeği bile bazı entrika senaryolarının doğmasına neden oluyor.

Başdöndürücü övgü
Türkiye’nin Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun temmuz ayında Suriye konusunda yapılan uluslararası toplantıda ‘Suriye rejimine ve bu rejim destek verenlere olan baskıyı, bu çevreleri izolasyona tutarak artırmamız gerekir’ sözleri ile dile getirdiği maksimalizmi, Ankara’yı ciddi dış politik sorunlarla karşı karşıya getirdi.

Şimdi Batı’nın ve ayrıca suudilerin Suriye sorunu konusunda Erdoğan’ı ‘kullandıkları’ açık bir şekilde ortaya çıktı. Batı, Küçük Bush’un Amerikan-Türk ilişkilerindeki negatif etkisini ortadan kaldırarak, sözde kalmak üzere Ankara’nın Batı ve İslam dünyası arasındaki diyalogda Yakın Doğu, ‘özel operatörü’ rolüne destek vererek Türkiye yönetimini Suriye karşıtı koalisyonla karşı karşıya getirmiştir. Türkiye fiilen ‘özel operatörden’ (Erdoğan’ın yöneldiği), kaynayan Yakın Doğu kazanından kestane taşıma şerefi bahşedilen ‘ABD’nin ‘küçük ortağı’ haline gelmiştir.

Türkiye ABD ve Arap ülkeleri tarafından diplomatik destek vaadi ile Suriye krizine itilmiştir. Bu vaatler ve pohpohlama sonucunda Türkiye, silah sevkiyatını koordine eden ve silahlı grupların Suriye topraklarındaki hareketleri konusunda danışmanlık yapan komuta merkezinin İstanbul’da kurulmasına izin verdi. Bunun ardından Suudi Arabistan’dan ve Katar’dan daha sonra Suriye’ye aktarılmak üzere Türk depolarına silah sevkiyatları, Libya, Tunus, Cezayir ve Küveyt’ten gelen savaşçılar için ‘Türk koridoru’, Türk askeri personelinin çarpışmalara katılmak üzere ikna edilmeleri, Suriye-Türkiye sınırında içinde Türk silahlarının bulunduğu kamyonlar geldi.… Adaletli konuşmak gerekirse bu ‘itilişe’ ‘Arap senaryosunun’ tekrarlanacağına emin olan ne Erdoğan ne de Davutoğ’lu direnmemişlerdir. Her şey dışarıdan göründüğü gibi Esad rejimi yeteri kadar sağlam olmasaydı belki de gerçekleşebilecekti. Ancak analiz uzmanlarının hesapları efsanevi bir şekilde boşa çıktı, Suriye karşıtı saldırı ile karşı karşıya kalan Ankara ise birden yavaş yavaş bu konuda diplomatik izolasyona dönüşen bir yalnızlığın içinde buldu kendini.

Sonuç olarak da Türk ORSAM Müdürü Hasan Kanbolat’ın ‘son beşyüz yılın en parlak dönemi’ sözleri ile çok doğru bir şekilde belirttiği üzere gayet iyi günler yaşayan Moskova ile ilişkilere gerginlik, Tahran ile ‘özel ilişkilerin’ kurulmasında başarısızlık, Kürt Sorunu’nun kritik bir şekilde şiddetlenmesi durumları ortaya çıktı. Gittikçe gerginleşen iç politik çelişkiler ortamında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidardan uzaklaştırılması süreci Türkiye’de son derece ‘gerçek’ hale gelmektedir.

Ancak bir çok gözlemci, Erdoğan ve Davutoğlu tarafından uygulanan dış politikanın....yumuşak bir şekilde ifade edecek olursak.....kıvrak manevralarla dolu olduğunu ifade ediyorlar. En bilgili Türk politikacıları bir ağızdan bu macerada en az zarara uğrayacak şekilde Suriye karşıtı koalisyon treninden mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde atlamak gerektiğini ifade ederken, Erdoğan ve Davutoğlu burada da son derece alışılmadık bir yoldan gitmeye karar verdiler. Yani El-Kaide ile görüşmelere yeşil ışık yaktılar.

Yılanlarla anlaşmak
«Aranızda sadece komşu çocukları sokacaklarına dair anlaşma olsa bile yılanlara kendi bahçenizde yuva yaptırmamak gerekir. Eninde sonunda dönüp sizin çocuklarınızı da sokacaklardır». Bu sözler General David Petreus tarafından söylenmişti. Eğer mümkün olsa bu sözleri, 80-li yılların Afgan Talibanı’ndan, 90-lı yılların Çeçen ve Kosova bölücülerinden içinde bulunduğumuz yüzyılın ilk on yılı El-Kaidesi’ne kadar tüm aşırı güçlerle politik oyunlar oynayan politikacıların alnına yakarak kazımak gerekir.

En şaşkınlık veren husus ise bu oyunlardan elde edilen deneyimin politikacılara hiçbir ders vermiyor olmasıdır. Dahası, nedense kendilerinin başarılı olacağına, eski hatalara düşmeyeceklerine ve yılanların kendilerini sokmamasını sağlayacaklarına kesinlikle emin olan yeni bir nesil gelmektedir. Şimdiki Türk yönetiminin ‘Müslüman Kardeşler’ ile özel, içine maliye karışmış olan sıkı ilişkileri, İran Körfezi monarşileri ile ilişkileri Ankara makamlarına El-Kaide’nin bazı oyun kurallarına, varılmış olan mutabakatalara uyacağını düşündürebiliyor.

Suriye’de ani bir müdahale olamaz, Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun pozisyonları ciddi bir sarsıntı geçirdi, aklıselime aykırı bir şekilde Suriye topraklarında Şam’daki rejimin hemen olmasa da devrilmesini sağlayabilecek ‘istikrar bölgeleri’ ve terörist aktivite bölgelerinin oluşturulması konusunda karar alınıyor. Açıktır ki bu planın uygulayıcıları El-Kaide aktivistleri olacak, finansmanı Suudi Arabistan ve Katar yapacak, Ankara ise saygın koordinatör ve teknik yönetici rolünü üstlenecek.

Bu tür bir gelişmenin politik saflığı ortada.
Geçtiğimiz yüzyıl içinde bir ülke bu senaryoyu gerçekleştirme kararı almıştı. Bu kararın sonuçları neler oldu görmek için Pakistan’daki durum ile ilgili haberleri ve yorumları takip edin. Politika ve tarihte her türlü benzetme ‘topal kalır’, ancak %10’luk bir benzerlik olması halinde bile Türkiye’ye ve tüm bölgeye bir baş ağrısı olacağı şimdiden ortadadır. Burada yerel bir doğa parkı meydana getirilmesi mümkün olmayacaktır ve El-Kaide daha da ileri gidecektir. Tüm sorun ve politik entrika bu gidişin nereye olacağı konusundadır.

Türk yönetiminin saf ve sorumsuz insanlardan oluştuğunu düşünmemek gerekir. Yeteri kadar görüşmelerde kiminle karşı karşıya olduklarını anlıyorlar ve tabii ki Türkiye topraklarını Al-Kaide faaliyetine karşı emniyetli tutmaya çabalıyorlar. Bunu ne kadar süre ile sağlayabilecekleri, ‘Vatan’ gazetesinde yayınlanan Türk analiz uzmanı Jondor Mehdi’nin karamsar tahminleri gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ikinci sorudur. Birinci soru ise Türk-El-Kaide görüşmelerinin sonuçlarından birinin Sovyetler dönemi sonrasının Orta Asya ülkelerinde ve Rusya topraklarında Salafilerin aktifleşmesi olacağı ile ilgilidir. Esasen, Türkiye El-Kaide’ye fazla bir söz veremez: para ve silah Körfez monarşilerinden geliyor, El-Kaide’nin ‘toplara yem’ kadro sorunu da olmayacaktır, Salafi versiyonu ile cihad için şimdiki Yakın Doğu’da bu rolü üstlenmek isteyenlerin sayısı fazlasıyla çoktur. Bugün El-Kaide’nin Ankara’dan beklediği tek bir şey olabilir, o da Türkiye’nin fazla sağlam olmayan pozisyonlara sahip olduğu Rusya Kafkasyası’na, Tataristan’a, Kırıma, Sovyetler sonrası Orta Asya’ya giriş kanallarıdır. Bunların şimdilik kültürel, insani programlar ve ekonomik yayılma şeklinde olmaları da yeterlidir.

İşte bu husus da iki yönlü ilişkiler gündemine Rus tarafından bazı değişiklikler yapılması için yeterli derecede önemli bir nedendir.

Yerevan’lı analiz uzmanı Mihail Agacanyan son derece adil bir şekilde makalelerinden birinde şu hususa yer vemiştir: ‘Rus-Türk ilişkilerinde son yıllarda ‘ekonomisyona’ eğilim, mevcut politik görüş ayrılıklarını ekonomik bağların kuvvetlendirilmesi ile aşma çabaları Moskova ve Ankara’yı belli bir çift yönlü çıkmaza sokmuştur’.

Bir yandan durum son derece elverişlidir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın, Kazan’da düzenlenen Rus-Türk Ekonomik İşbirliği Komisyonu toplantısında tahmin ettiği seviyeye varmasa bile iki ülke arasındaki ticaret hacmi artıyor.

Sorun, Türkiye’nin dış politik adımlarının (sadece Suriye konusunda değil), Ankara’nın bugün Rusya’ya aktif bir şekilde düşman olan güçlere doğru daha fazla seyretmekte olduğu sonucunun çıkarılmasına imkan vermesindedir. Sadece bu husus bile dış ticaret dengesi rakamları karşısında şaşkınlığa düşmeyi bırakmak için yeterlidir. Yine Taner Yıldız, yeni bir başlık olarak geçtiğimiz günlerde şu açıklamayı yaptı: ‘Türkiye, Rusya ve İran arasında Suriye krizi konusundaki farklılıklara rağmen, ülkemiz bu iki ülke ile mevcut ticari-ekonomik ilişkileri muhafaza etmeyi başarmaktadır’. Türk tarafının neredeyse ‘tarihi’ ve ‘atılım’ olarak ilan ettiği Erdoğan’ın Tahran ziyaretinden sonra İran’dan alınan petrol ve gaz hacimlerinin önemli ölçüde azaltıldığı açıklaması gelmişti. Ankara, bugün Suudi Arabistan, Libya ve Rusya ile petrol ithal hacimlerinin artırılması konusunda görüşmeler yapıyor. Ankara’nın baş döndürücü manevraları dikkate alınacak olursa, Türk tarafı için ciddi bir politik gereklilik olması halinde Rusya’nın bu listeden düşebileceğini tahmin etmek mümkündür. Bu gelişme Türkiye’yi Suriye karşıtı koalisyona karşı iten güçlerin onayı ve mali desteği ile gerçekleşecektir.


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome