Yolumuz Fındıkların Arasından Geçerken

22 Ağustos 2012 Çarşamba

10-17 Ağustos tarihleri arasında kolektif bir üretimin pratiklerini ortaya koymaya, üretimi bireyciliğin, insanın yalnızlaşmasının bir parçası haline getiren rekabete dayalı piyasa ilişkilerinin dışında başka olan yaşama dair çabalar gerçekleştirdik, gerçekleştirmeye devam ediyor, devam da edeceğiz.


Paranın iktidarına karşı yine yollara düştük. Bu sefer Fatsa'da, Kızıldere'de katledilen Ahmet Atasoy'un köyünde, 1980'de "Nokta Operasyonu" ile tutuklanan ve 1985'te işkencede katledilen Terzi Fikri'nin topraklarında; sermayenin bütün alanlarını kuşattığı yaşamların direnme öyküsünün geçtiği Fatsa-Ünye sınırındaydık.

2-3 hane dışında, sadece fındık toplama dönemlerinde geliyor köylüler burada. Çoğu İstanbul'da çalışıyor, bir umut koşuyor fındıktan; o da kaç kilo çıkar, kilosu ne kadar olursa.

"Umut fakirin ekmeği" diyorlar çalışırken, biz umudu isyana çevirmek için düşmüşüz yollara...

Dayanışma yolculuğumuz son yıllarda Türkiye'nin dört bir yanında yaygınlaşırken, bu çalışmanın yaygınlaşması bir diğer anlamda politikleşmiş toplumsal direniş mevzilerine dönüştürülmesi bakımından kurucu bir muhalefet kanalının yaratılma çabasına dönüştü.

Yıllarca borca mahkum edilen üretici köylüler; tefecinin eline bırakılıyor, hayatları pamuk ipliğine de değil doğrudan piyasa ilişkilerine devredilen fındık dalına bağlı oluyor artık. AKP'nin 2009'dan bugüne fındık üretimine dönük olarak gerçekleştirdiği yeni sömürü politikaları bugün 'Paranın İktidarına karşı dayanışmak için yoluna düştüğümüz' Fatsa'nın köylerinde de hissediliyor, halk gün geçtikçe yoksullaşıyor.

İşte o 'başka yaşamı' buradan tariflemeye başlıyoruz. Sömürüye, talana karşı inadına tutunuyoruz dallara.

Uzun bir yoldan gelmiş, terminalde karşılanıyoruz. Köye yol almaya başlıyoruz. Umudun gülümsemesi var karşılayanlarda da, köy halkında da. Çünkü hatırlarına gelen: yörenin dinmeyen devrimci mücadeleleri, "Fındıkta Sömürüye Son" diye yola çıkan Devrimci Gençler. Geçen yılların da hatrı... Yine paranın iktidarına karşı dayanışmaya gelen gençler...

Gelir gelmez fındık bahçelerinde toplanmaya başlıyoruz. Bizimle birlikte fındık toplayan işçilerle birlikte başlıyoruz çalışmaya.

Çalışırken, dinlenirken tartışıyor, konuşuyoruz. AKP'nin sömürü politikalarının sadece fındıkta olmadığını, üniversitelerden HES'lere, taşeron işçilerin koşullarından, AKP'nin Suriye'de emperayalist politikaların taşeronluğuna kadar birçok şeyi konuşuyoruz. Mücadele yollarını tartışıyor, paylaşıyoruz.

"Neden yapıyorsunuz peki?" diyorlar.

Fındık üretiminin asli sorununun AKP'nin uyguladığı sömürü politikaları ve kamusal alanların özelleştirilmesinin ardından fındık üreticisinin tamamen tefeci-tüccarın eline bırakılması olduğunu, üreticinin süreç dahilinde hiçbir söz sahibi olmadığı, tamamen piyasalaşan bir sömürü düzeni kurulduğunu ifade ediyoruz.

Yaptığımız işi takdirle karşılıyorlar.

Fiyatlar Almanya'dan belirleniyor, diyor bir işçi. "Tefeciye borçlanır köy halkı, sonra fındıktan karşılar. %5-8 faiz koyar,8 yoksa satacak yer bulamazsın"

"Çok önceden 9 liraydı fındık. Geçen yıl 4.5-5 lira oldu. Halk ne kadar tepki gösterirse o kadar aşağı çekti Tayyip" diyor bir diğeri.

Dünya fındık talebinin yaklaşık 3/4'ünü Karadeniz'deki üretici karşılarken, AKP'nin gerçekleştirdiği sömürü ve talan politikaları gün geçtikçe fındık üreticisini daha da yoksul hale getirirken, yerli işbirlikçiler uluslararası fındık piyasasına daha fazla kâr getirecek fındığı sürüyorlar. Fındıkta yeni sömürü mekanizmalarının yeniden üretimini sağlayan neoliberal politikalar yine belirleyici hale geliyor ve üreticinin emeğini-sözünü-kararını itibarsızlaştırıyor.

Bu sömürü düzeninin yarattığı tahribat fındık işçisine varan ölçüde hissediliyor. Birçok şehirden gelen mevsimlik işçilerin çoğu çadırlarda kötü şartlar altında konaklıyorlar. Çevre köylerden gelen işçiler ise geçimlerinin bir kısmını fındık işçiliğiyle sağlamaya çalışıyorlar. Kürt işçileri ise ekonomik temelli sebepler nedeniyle gün geçtikçe kimlikleri üzerinden daha dışlanır hale geliyorlar.

Kadınlar ise bir diğer ezilen toplumsal kesim. Sabah kahvaltı hazırlamak için erken kalkıyor, evi temizliyor, yemeği yapıyor, bulaşıkları yıkıyor, en geç yatan o oluyor. Evde çalışanın yevmiyesi yok. Kadınlar, üretim sürecine aktif bir biçimde katılmalasının yanında çifte bir sömürü ile karşı karşıyalar.

Hepsinde olmasa da genelde amele başı olarak bilinen ekip koordinasyonunu sağlayan kişiler fındık toplamıyor, çift yevmiyeyle çalışıyorlar. Bu da fındık işçilerinin sömürü düzenine başka bir yoldan dahil olması anlamına geliyor. Ekipler birçok bahçede çalışırken, küçük çocuklar ve kadınların da dahil olduğu bu ekipler Karadeniz'in doğa koşullarında çalışabilmek ve yaşayabilmek için bir çaba içinde oluyorlar. Üreticinin durumu ise işçileri de etkiler halde oluyor. İşçilerin emek değerini karşılamak için gün geçtikçe daha zor koşullara itilen üreticiler, bahçelerin ancak bir kısmında işçileri çalıştırırken, bu durumda bile fındıktan kazandığı paranın ancak yarısını işçilere ödeyebiliyor. Kısacası fındık üretiminden kârı ne üretici ne de fındık işçisi elde eder haldedir. Şairin de portresini çizdiği gibi:

"Utanırım,
Utanırım fıkaralıktan,
Ele güne karşı çıplak...
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun?"


Biz bilerek düştük yola. Derdimiz dayanışma çalışmamızı direniş potansiyellerini yaratacak mevzilenmelerle, halkın yoksullaşmasının önüne geçirecek sahipliği yaratmak: dereye, suya, toprağa sahip çıkmanın imkanlarını, alanlarını yaratan pratikleri ortaya koymak.

Köyden ayrılırken mezarlığa uğruyoruz. Ahmet Atasoy'un ve mezar taşında yazdığı gibi 'Emek ve Ada'nın Yiğit Babası' Yusuf Çayır'ın mezarına. Ahmet Atasoy'un mezarını kaç kere parçalamak istemiş jandarmalar; ama yok edememişler anısını. Çoğu ev duvarında hala "Kurtuluşa Kadar Savaş" yazıyor. Köylü hala On'ları konuşuyor.

Bu çocuklar, diyordu fındık toplarken bir ara Ahmet Abi bizi göstererek...

"Herkes bu çocuklar gibi olsa, her şey daha güzel olur" diyordu uzaktan, duyuyorduk.

O köyden geçen nice Devrimci Gençleri hatırlar gibi...

Fatsa Dayanışma Ekibi


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome