Suriye’de Özel Güvenlikli Bölge Ne Anlama Geliyor?

21 Ağustos 2012 Salı 10:30:53

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 30 Ağustos’ta Fransa’nın çağrısıyla Suriye gündemiyle gerçekleşecek BM toplantısından önce bir açıklama yaparak, ‘özel güvenlik bölge’ talebini yineledi.


Suriye’de Özel Güvenlikli Bölge Ne Anlama Geliyor?

Daha önce de hem Başbakan Tayyip Erdoğan hem de Ahmet Davutoğlu tarafından gündeme getirilen özel güvenlikli bölgeler oluşturulması ne anlama geliyor? Bu kuşkusuz  Suriye’deki örtülü müdahale sürecinin yeni bir aşamasıdır aynı zamanda Türkiye açısından da kimi stratejik adımları da içermektedir.

Özel Güvenlikle Bölge Neden Gündeme Geliyor?
Suriye’de rejimi yıkmak amacıyla 1 yıldır çeşitli arayışlar hep gündemde oldu. Ekonomik kısıtlamalarla başlayan uluslar arası baskı, askeri güçleri desteklemeye dayanan politikalarla sürdürüldü. Özellikle son dönemde gerici askeri güçlerin rejim karşısında güçlendirme noktasında para ve silah yardımının arttırılması, yine Türkiye merkezle eğitim kamplarının kurulması emperyalistlerin en önemli hamlesiydi. Ancak gelinen noktada, bu gerici güçler eliyle iç savaş derinleşmekle birlikte rejimi gerçek anlamda sarsacak bir ilerleme sağlanamadı.

(1)Gerici askeri güçlerin yoğunlaştığı Hama, Humus, Dara, Idlib merkezlerde dahi Esat’ın kontrolü ele geçirmeye başlaması, Halep’te yine benzer gelişmelerin yaşanması bu yolla rejimin yıkılacağına dair beklentileri zayıflattı. Gerici güçler kimi noktalarda kısa süreli inisiyatifi ele alsa dahi, Libya müdahale modelinin önünü açacak olan Bingazi türü, kurtarılmış bölgeler yaratamadan rejimin müdahalesi ile geri çekilmek zorunda kalıyor. Bu konuda artık derinleşen iç savaşla birlikte bir pat durumunun hakim olduğu hatta son günlerde sürecin rejim lehine geliştiğini söylemek mümkün.

(2)Esat’a yönelik özellikle Şam’daki suikastın ardından beklenen hızla çözülme süreci gerçekleşmedi. Ordudan ve rejimin içinde kısmi çözülmeler meydana gelse de bunlar süreci rejimin aleyhine çevirebilecek bir nitelikte değil.

(3)Özgür Suriye Ordusu’nun inisiyatifi aldığı yerlerde gerçekleştirdiği katliamlar ve genel anlamda özellikle Hristiyan ve Aleviler karşısındaki tutumları bu güçlere karşı var olan şüpheyi derinleştiriyor. Bunun sonucu olarak, bu güçler etkinliklerini daha çok ülkenin orta ve Kuzeyin belli bir kesiminde sınırlanmasına yol açıyor. Kalan yerlerde güçlü bir muhalefetten söz etmek mümkün değil. Buna son olarak Kürtlerin özerklik ilanları ile birlikte, kendi yolunu çizmesi de eklenince ÖSO’nun temsil ettiği güçlerin alanı da yeni bir sınırla karşılaştı.

(4)
Emperyalistlerin silah ve para yardımına dayanan iç savaşı derinleştirme taktiklerinde ilerlemenin istenilen boyutlarda olmamasının yanı sıra, Suriye’de El Kaide başta olmak üzere gerici güçlerin varlığının güçlenmesi yeni bir risk alanı olarak görülüyor. Bu anlamda ABD Genelkurmay Başkanı’nın, ‘Suriye’deki muhalefetin özünü daha net şekilde anlamadan silah teslim etmenin’ risklerine dikkat çektiği açıklaması bunun bir göstergesi sayılabilir. Bu şekilde hem sonuç almanın zorluğu hem de silahlandırılan güçlerin dağınıklığı ve farklılığı nedeniyle kontrolden çıkma ihtimali karşısında emperyalist güçler yeni bir yol arayışına girmiş durumda.

(5)Türkiye açısından Suriye konusu tam bir krize dönüşmüş durumda. Suriye’deki iç savaşın ve kaosun parçası olmanın yarattığı kriz içindeki AKP iktidarı, etkinliğini arttıracak bir yol arıyor. Bunun için de tek çıkış yolu olarak BM kararıyla bölgeye yönelik yeni bir müdahale sürecinin başlatılmasında görüyor.

Suriye sınırı içinde güvenli bölge oluşturulmasına dönük tartışmaların çıkış noktası tam da yaşanan bu kriz karşısında daha etkin bir müdahale yolunun yaratılmasıdır.

Özel Güvenlikli Bölge Ne İşe Yarayacak?
Bu durum, daha öncede ‘insani yardım hattı’ biçiminde de ifade edilen Suriye sınırları içerisinde bir kontrol alanın oluşturulması demektir. Yani ‘insan yardım’ adı altında meşrulaştırılacak bir müdahale biçimidir. Son günlerde ‘insani yardımın’ ulaştırılması güçlükler yaşandığından sınırın sıfır noktasına yardım merkezlerlerinin oluşturulması bu yolda atılmış bir adım olarak görülebilir.

Özel güvenlikli bölgenin asıl işlevi ise askeri anlamda olacaktır. Böylece silahlı güçlerin yapamadığı savaşın üssü olacak ‘kurtarılmış bölge’ kurularak, Suriye’nin Bingazi’si oluşturulacaktır.

(1)Suriye sınırının içerisinde dokunulmaz bir alan yaratılarak, Özgür Suriye Ordusu için korunaklı bir alan yaratılacaktır. Şimdiye kadar, Hatay’da kurulan üsler aracılığıyla sürdürülen savaş, doğrudan Suriye sınırının içerisinde sürdürülecek böylece silahlı güçlerin hem denetimi hem de dağınıklığının giderilmesi daha kolay sağlanılacaktır.

(2)Savaş üssüne dönüştürülme olasılığı yüksek olan özel güvenlikli alana yönelik her hangi bir müdahale ise BM’nin denetimindeki alana saldırı olarak görülerek, askeri bir müdahalenin de yolu açılmış olacaktır.

(3)Özel güvenlikli alana paralel olarak uçuşa yasak bölgenin ilanıyla birlikte, silahlı gerici güçlere daha rahat bir hareket imkanı yaratılacaktır. Bu alan aynı zamanda sürdürülecek müdahale sürecini daha içerden ve etkili hale getirmenin, rejimin çözülmesini hızlandırmanın da bir vesilesi olarak kullanılmaya çalışılacaktır.

(4)
Türkiye açısından böyle bir alanın kurulması, bir kere içerde inisiyatifini arttırmanın bir vesilesi haline getirilmeye çalışılacaktır. Özel güvenlikli alanın nerede olacağı ayrı bir konu olmakla birlikte, Türkiye’nin özellikle Kürt özerk bölgesini yönelik denetimini arttırabilecek bir yerde olması tercih nedeni olabilir.

Sonuç olarak, Davutoğlu’nun 30 Ağustos toplantısı öncesinde ifade ettiği bu görüş, örtülü müdahalede 30 Ağustos ya da başka bir tarihteki yeni zorunlu rotası olarak görünüyor. Bu müdahale iç savaşın derinleştirilmesi ile birlikte tedrici gelişecek bir askeri müdahale sürecinin adımı olacaktır. Ancak bütün müdahalelere rağmen, dengelerin halen büyük ölçüde değişmediği Esat rejiminin çözülmediği gerçeği yine Rusya, Çin ve İran’ın tutumlarındaki netlik sürecin engeli olarak durmaktadır. Öte yandan iç savaşın derinleşmesi ve gerici güçlerin etkinliğinin artması da ayrıca bir olumsuz bir etken olmaya devam etmektedir. Bütün bu sürecin içerisinden artık bir şeylerin değişmeden kalabileceğini söylemek mümkün değil ancak nasıl bir geçiş dönemi olacağı ve buna hangi yolla ulaşılacağı şimdi masadaki temel meselesidir. Türkiye açısından baktığımızda ise şimdiye kadar olduğu üzere, özel güvenlikli alanla yeni müdahalenin de vesilesi/taşeronu rolünü oynamaya devam etmekten başka yapabilecek pek bir şeyi yoktur. Davutoğlu’nun çağrısı bu anlamda bir sözcülük olarak görülebilir, zamanlamasını belirleyecek olan ise kuşkusuz Türkiye olmayacak. 
 


Diğer Haberler

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome