Açlık Grevleri Sürecinde Sendikalar Üzerine - Hasan Ali

26 Aralık 2012 Çarşamba

Sendikaların cezaevlerindeki açlık grevlerinde, kitlelerden kopmasına yol açacak doğrudan destekçi bir pozisyon tutması da, kitle kuyrukçuluğunun tezahürü olarak kayıtsız kalma durumları da söz konusu olamazdı.


Cezaevlerinde Kürt siyasi tutukluların 12 Eylül’de başlattığı kitlesel açlık grevi 68. Günde sona erdi. Açlık grevinin; “anadilde savunma ve eğitim hakkı, Öcalan’a uygulanan tecritin kaldırılması, avukatları ile serbest görüşme hakkı” gibi kabul edilebilir taleplerine karşın AKP hükümeti, uyguladığı baskı, şiddet ve demagojik tutumla gündemi zorlaştırdı. Bir taraftan talepleri karşılayacak düzenlemelere gidilirken, diğer yandan da başbakanın, ‘açlık grevi yok, şov yapıyorlar!’ söyleminden, ‘gerekli müdahaleyi yaparız’ açıklamasına kadar saldırgan yaklaşımları ikiyüzlülüğün, samimiyetsizliğin ifadesiydi.

AKP’nin kuruluş döneminde; “İdam cezası tamamen kalkmalı, bunun için hükümete destek vermeye hazırız” diyen, referandumda evet kampanyası sırasında idam edilen “Necdet Adalı” ve “Mustafa Pehlivanoğlu”nun mektubunu okuyup kürsüde ağlamaktan geri durmayan başbakan, gündemi değiştirme pahasına, bir tehdit olarak “idamı” yeniden tedavüle koymuştu. AKP hükümet sözcüleri, bir tür psikolojik savaş yöntemleri ile eylemi etkisizleştirmek istiyorlardı. Söylemler tıpkı cunta yöneticilerinin, daha sonrasında gerici RP hükümet sözcülerinin konuşmalarını hatırlatıyordu.

İnsanların vicdanına seslenerek destek talep eden, şiddet içermeyen bir direniş yöntemi olarak açlık grevi daha önce de dünyanın birçok ülkesinde ve Türkiye’de yaşanmıştı. Öncekilerde olduğu gibi yakın geçmişte de devletin insan haklarını hiçe sayan anti-demokratik baskıcı uygulamaları, hak talebinde bulunanları düşmanca, karalayıcı söylemle etkisiz kılma çabaları son çare olarak tutukluları açlık grevine yöneltmişti. Kürt siyasi tutukluların kitlesel açlık grevi toplumun geniş kesimlerini etki alanına sokmuş, toplumda, “Bırakın ölsünler” ile “ölüm değil çözüm” diyen iki tutum saflaşmıştı. Toplumsal gerilim yükselmekteydi. Kritik günler aşılmış her an içeriden ölüm haberi gelebilirdi. Böyle bir kritik dönemde Öcalan’ın çağrısı üzerine eylem sona erdi.

Türkiye’de öncekilerden çok farklı olarak eylem sonlandı. Çıkan sonuç adeta kimi yaklaşımları tersyüz etti. Daha önceleri ölümler üzerinden sonuç almak isteyen siyasetlerin varlığını hatırlarsak, bu kez tek bir ölümün dahi yaşanmadan eylemin sonlanmasını arzu eden siyaset olumlu karşılandı. Öcalan'ın mitleştirilmesi sürecinde önemli bir dönemeç olduğu değerlendirmesi dahi yapıldı.
Eylemin ortaya çıkarttığı temel sonuçları şöyle özetlemek mümkün. Açlık grevinde kördüğümü çözmede belirleyici rol oynayan ‘Öcalan’, artık Kürt sorununda Ankara’nın karşısında, meşruiyeti güçlü esas muhatap durumuna geldi. Türkiye kamuoyunun olduğu gibi, dünya kamuoyunun da dikkatleri bir kez daha Kürt sorununa ve Kürt siyasi hareketinin taleplerine çevrildi. Tecritin kaldırılma koşulları esnetildi. Kürt Siyasi Hareketinin, güçlü potansiyeli ile hükümeti zorlayan güçlü aktörlerden biri olduğu gerçeği bir kez daha kendini gösterdi.
***
Cezaevlerinde başlayan açlık grevlerine karşı sendikaların tutumunun ne olduğu, olması gerektiği tartışması da önemli bulunmalıdır.

Açlık grevlerinin yaşandığı dönemlerde iki farklı uç yaklaşım sendikalarda kendini göstermektedir. Bir yaklaşıma göre; “sendikalar, üyesini bilinçlendirmeli, harekete geçirmeli, sokağa çıkmalı ve açlık grevine doğrudan aktif destek olmalı…” diye özetlenebilecek bir duruş göstermektedir. Diğer bir yaklaşım ise; “işyerlerindeki üyelerin yaşadıkları sorunlar ve üyelerin gündemleri farklı gerekçesi ile dışımızda bir olay olarak görülmekte, sendikalar siyasi örgüt görevi üstlenemez, açlık grevleri ile ilgili bir şey yapamayız,” diye kayıtsız kalmayı, mesafeli durmayı benimsemektedir.

Elbette bu farklı bakışlar, sendika-siyaset ilişkisinin nasıl olacağını belirleyen sendikal anlayışların farklı olmasından ya da farklı yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Sendika-siyaset ilişkisini, sendikal örgütlülüğün siyasete bağlı algılandığı, sendikaların siyasi partinin yan örgütü gibi düşünüldüğü, 20. yy. başlarındaki “Kızıl Sendikacılık” deneyiminde olduğu gibi ya da şimdilerde “sınıf sendikacılığı” anlayışında kendini gösteren tutumda, sendikalar siyasi örgütle aynılaştırılmakta ve sonucunda kitleselliğin daralması, sendikaların kitlelerden kopması gündeme gelmektedir. Oysa dünyanın hiçbir yerinde işçi sınıfının bütününü, tek başına örgütleyen bir siyasi parti örneği yoktur. Ne kadar güçlü olursa olsun, kendine işçilerin emekçilerin partisi, öncüsü derse desin işçi ve emekçiler içinde farklı siyasi tercihler bulunmaktadır. Yani, ekonomik, ideolojik, politik mücadele alanlarında sendikaların tuttuğu esas yeri gözden kaçırmamak gerekiyor. Politik mücadele araçlarının dayandığı kitle potansiyeli ile sendikaların üye kitlesinin farklılıklar gösterdiğini, birinin ideolojik olarak daha homojen, diğerinin ise kendiliğinden bir bilince sahip, çoğulcu, heterojen bir kitlesi olduğunu unutmayalım. Öyle ise, politik bir aracın kararlaştırdığı ve hayata geçirdiği siyasal bir eylemle dayanışmada, sendikalardan politik örgüt tavrı beklenemeyeceği gibi, kendi tabanının hassasiyetini gözetmesi de gayet anlaşılır bir durumdur. Diğer yandan sendikaları, siyasi bir örgüt ile aynılaştırmaktan, siyasi bir örgütün uzantısı gibi göstermekten, sınıf örgütünün çoğulcu yapısı nedeniyle titizlikle kaçınmak gerekir. Bu aynı zamanda sendikaların, “devletten, sermayeden, siyasi partilerden bağımsız olması ilkesi”nin de gereğidir.
***
Geçtiğimiz dönemdeki Kürt siyasi tutukluların açlık grevleri KESK örgütlülüğünde, doğu ve güneydoğu şubelerinde farklı, batı şubelerinde farklı hissedilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu durumun anlaşılması için sendikaların ilk yıllarında yaşanan, bugün de geçerliliğini koruyan bir tartışmaya bakmakta yarar var: “Mücadele esnasında karşımıza sorun olarak çıkan Türk ve Kürt Kamu emekçilerinin acil taleplerinin farklılığı, niyetlerimizden bağımsız yaşanılan koşulların farklı olmasının doğal sonucudur. Bir cephede, geniş halk kitleleriyle kucaklaşmış yükselen bir mücadele ve bunu bastırmak için uygulanan yaygın devlet terörü sonucunda acil talebi daha fazla siyasi özgürlük ve insan hakları olan bir kamu çalışanları topluluğu var. Diğer cephede ise, (…) her türden örgütlenmeye kuşku ve çekince ile bakan yığınlar ve acil talebi daha iyi ücret olan kamu emekçileri mevcut.(Dr. Ümit Erkol, “Memur Sendikaları ve Ulusal Sorun,” Gündem Gazetesi, 8.8.1992)

Doğrusu, açlık grevine bakışta Doğu ve Güneydoğu şubelerindeki duyarlılık ölçüsü ile, batıdaki şubelerdeki duyarlılık aynı olmamıştır. KESK’e bağlı kimi toplantılarda bu durumu izlemek de mümkündü. Ancak soruna iki farklı uç noktadan yaklaşmak yerine sınıf kitle sendikacılığı bakışı ile yaklaşmak, politik-demokratik talepler ile ekonomik-özlük taleplerin dengesini kurmak sendika için en uygun politika olarak görülmelidir. Yani, sendikaların cezaevlerindeki açlık grevlerinde, kitlelerden kopmasına yol açacak doğrudan destekçi bir pozisyon tutması da, kitle kuyrukçuluğunun tezahürü olarak kayıtsız kalma durumları da söz konusu olamazdı. 

Sınıf ve kitle örgütü olan sendikaların açlık grevleri ile ilgili tutacağı pozisyonu insani, vicdani ve demokratik sorumluluklar çerçevesinde belirlemesi doğru olandır. Kitle mutabakatı diye ifade ettiğimiz, kitle çizgisini gözetmek böylesi durumlarda daralmayı önleyebilir. Diğer taraftan, nedenleri ve talepleri ne olursa olsun cezaevlerinden yükselen sese kulak vermek de demokratik sorumluluğun gereğidir. Türkiye'nin demokratikleşmesini isteyen, anadilde savunma ve eğitim hakkını meşru hak olarak gören, tecrit politikalarına ilkesel olarak karşı çıkan, Kürt sorununun barış zemininde demokratik çözümünden yana olan sendikalar bu soruna zaten seyirci kalamazdı. Bu ve benzeri durumlar, emek ve demokrasi mücadelesi yürütenlerin dayanışması, insan hakları ve demokratik ilkelerden herkesin eşit olarak yararlanması için emek ve demokrasi güçlerinin birlikteliğinde soruna müdahil olunması olarak algılanmalıdır.


 


Yazarlar:Hasan Ali

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome