Düşük Yoğunluklu Savaştan Barış Sürecine Yönelim ve KESK - Hasan Ali

2 Nisan 2013 Salı

Kürt sorununda başlayan diyalog sürecinin devamında, Newroz’la başlayan yeni süreç toplumun her kesiminde yeni bir umut yaratmıştır. Barış süreci her kesimi ilgilendirdiği gibi kuşkusuz sendikaları da dünden bu güne yakından ilgilendirmektedir.


12 Eylül sonrası estirilen terör ortamında ülkenin farklı bölgelerinde silahlı direnişler başlamıştı. 1990’larda kamu emekçilerinin sendikalaşma süreci Doğu ve Güneydoğu’da varlığını sürdüren ve giderek büyüyen silahlı çatışmaların gölgesinde gelişti.

Kamu emekçilerinin sendikalaşma süreci başlangıçta işçi sınıfının sendikalaşma pratiğini ve özellikle de DİSK örneğini referans almıştı. Örgütlenme modelinden mücadele yöntemine kadar işçi sendikaları örnek alınıyordu. Sınıf-kitle sendikacılığı gibi temel sendikal ilkeler de DİSK’ten örneklenerek geniş bir kabulle sendikaların tüzüğüne yazılmıştı. İlk yıllarda “89 Bahar Eylemleri”, “Büyük Madenci Yürüyüşü” gibi işçi eylemleri, kamu emekçilerinin sendikalaşmasında büyük heyecan yaratmış, işçi sınıfının mücadele önderliği kamu emekçilerinde kabul görmüştü. Sonraki dönemlerde de işçi sınıfı ile dayanışma ve ortak örgütlenme hedefi kamu emekçilerinin her daim gündeminde oldu. Yayınlarında, bildirilerinde, basın açıklamalarında bu dayanışma ilişkisi görülebiliyordu. Sendikalaşmanın ilk döneminde dernekçi anlayışın aşılamaması da diğer bir dikkat çeken özellikti. 1980 öncesi Töb-Der, Tüm-Der gibi dernek örgütlenmesi ve anti-faşist mücadele pratiğinden gelen kadrolar sendikal örgütlenmede de bu alışkanlığı sürdürüyorlardı. Sendikaların isimleri, seksen öncesi kamu emekçileri dernekleşmesini çağrıştırırcasına “Tüm” le başlıyordu. Sendikada tüm çalışanları örgütlemekten ziyade, daha çok sol siyasal düşünceye sahip emekçilerin örgütlenmesi gözetiliyordu. İlk yıllarda Eğit Sen, Tüm Bel Sen, Tüm Sağlık Sen, Tüm Haber Sen… gibi sendikalara üye emekçiler, örgütsüz olan çalışanlar tarafından; ‘Ne çok işçi hakkı savunuyorsunuz?’ ‘Halbuki onların aldığı ücretin çok gerisinde ücret alıyoruz!’  gibi sözlerle işçi yandaşı olmakla değerlendiriliyor, yeriliyordu.

Bu süreçte Kürt ulusal hareketi de mücadelesini geliştirdi. Devlet güçleri ile Pkk militanları arasındaki çatışmalar yaygınlaştı. Bölgede yaşananlar düşük yoğunluklu bir savaşa dönüştü. Bu, bir yandan da kirli bir savaştı. Çünkü çatışan tarafların ölümleri, kayıpları dışında savaşın kuralları belirsizleşmişti. Haklı haksız değerlendirmesinden öte, sivil halkın ödediği fatura artmaktaydı. Kamu emekçileri de sürecin ekonomik bedelini ödeyenlerdendi. Ücretli kesimlerin sosyal, özlük hakları yürütülen savaş nedeniyle daraltılıyordu. Bütçe savaş bütçesine dönüşmekteydi. Dönemin başbakanı T.Çiller, bölgede yürütülen savaşın memur ücretlerinin düşük kalması, onların özverisi sayesinde yürütüldüğünü ifade etmişti.

Devlet var olan sorunu güvenlik tedbirleriyle, baskı ve sindirmeyle hem de kısa zamanda aşacağını düşünüyordu. Bu nedenle büyük bir psikolojik ve fiziksel baskı uyguladı. Yüzlerce köy boşaltıldı, binlerce faili meçhul cinayetler işlendi. Örgütün tüm destekleri yok edilmeye, militanları imha edilmeye çalışıldı. ‘Devlet üç beş çapulcuya fırsat vermez!’ ‘Terör örgütü, Doğu ve Güneydoğu’da insanlara baskı uygulayarak zorla, tehditle destek alıyor! Gençleri kandırıyor, çeşitli vaatlerle dağa çıkarıyor!…’ içerikli propagandalar durmadan yapıldı. Bu gün de bu zihniyette insanların olduğu aşikar. Newroz’da alanda toplanan milyonun üzerindeki büyük kalabalık için aynı zihniyetten gelen Taha Akyol’un bile Hürriyet’teki köşesinde (22/3/2013) “Dün Diyarbakır’da toplanan muazzam kalabalığın oraya PKK’nın tehdidiyle geldiğini düşünmek komiklikten öteye hamakat olur” diye yazması bu düşüncelerin zavallılığını gösteriyor.

Bu yaşananlar karşısında kamu emekçileri sendikaları, kurulduğundan itibaren demokratikleşme perspektifiyle, eşit haklar çerçevesinde, barış politikası ile soruna çözüm getirilmesini, çatışmaların durmasını savundu. İnsan hakları ihlallerine karşı çıktı. Her şoven kabarmada barışı, halkların kardeşliğini yüreklice dile getirdi. Bunu bir örgütün yandaşı, uzantısı olmaktan ziyade, bağımsız bir sınıf örgütü olarak sınıf kitle sendikacılığının sorumluluğu ile yaptı. Sendikalar sadece ekonomik haklar mücadelesi veren örgütler değildi. Genel demokratikleşme mücadelesine de katkı sunan araçlardı.

Süreç ilerledikçe sendikal örgütlülüğün, toplumsal olaylara ve sendikanın görevlerine ilişkin olarak bölgesel refleksleri de farklılaştı. Bölgelerde yaşanan gerçekliğin ortaya çıkarttığı doğal bir sonuç olarak, Kürt siyasal hareketinin etki alanındaki Doğu ve Güneydoğu bölgelerindeki sendikal örgütlülük, demokratikleşme ve özgürlükler için mücadeleyi temel eksen olarak sahiplenirken, ekonomik özlük haklar mücadelesine ilgisiz kalıyorlardı. Batıdaki sendikal örgütlülükte ise ağırlıkla tabanda, sendikaların ekonomik özlük haklar mücadelesini yürütmesi beklentisi vardı. Son zamanlarda buna, AKP iktidarının yürüttüğü kamusal yaşamın muhafazakarlaştırılması, dinselleştirilmesi sürecinde çağdaş, sosyal, laik değerlerin korunması beklentisinin de eklenmiş olduğu söylenebilir.  

Yaşanan bu kirli savaş ortamında kamu emekçileri, barış talebinin sendikal mücadele ile örtüşmesi nedeniyle, 2 Nisan 1992’de 290 imzalı barış bildirisini BM’e iletmeleri önemli bir örnekti. DGM Savcılığı bildiriye imza koyanlar hakkında hemen bir soruşturma başlattı. İşverenin provokasyonu, soruşturma açtırması sonucunda sendika yöneticilerinin imzaladığı bu bildiri üye kitleden büyük tepki de topladı. İlk toplu istifalar da bu dönemde yaşandı. Kürt sorununda devletin resmi politikasına karşı çıkan bir yönelim hemen bölücülükle, Pkk yandaşlığı ile damgalanıp aforoz edilmekteydi. Bildiriye imza koyanlar; Eğit-Sen, Tüm Maliye Sen, Tüm Sağlık Sen, Tüm Bel Sen, Tüm Ray Sen, Tüm Haber Sen, Dem Sen temsilcileri ve sendikaların yöneticileri, üyeleri, işçi sendikaları temsilcileri idi. Barış bildirisini imzalayanlar basına verdikleri bilgilerde 290 imzanın Pkk için değil, dökülen kanların sona ermesi, insan hakları ihlallerinin bitmesi, halkımızın kardeşlik bağlarının kopmaması için olduğunu söylüyorlardı.
Devam eden süreçte, bölgedeki kimi şubelerin Öcalan’ın tecrit koşullarının kaldırılması, sağlık sorunları ile ilgili gazetelere verdiği ilanlar ise devlet güdümlü sendikalar tarafından işyerlerine KESK ve bağlı sendikaların Pkk yandaşı olarak sunulmasına malzeme olmuştu. Kuşkusuz lokal bazı şubelerin verdiği bu ilanlar ve eylemlerde, etkinliklerde sendikal disipline uymayan sloganlar, sendika tutumunu ifade etmeyen bir sorumsuzluk örneği idi. Sendikal örgütlülüğün çalışma sınırını aşıyordu. Sendikaları, siyasi bir örgütün uzantısı gibi gösteren tutumlardan kaçınmak, sendika örgütlülüğünün ve tüm üyelerin uyması gereken bir ilkeydi. Benzer ilanlar nedeniyle Tüm Bel Sen’e de kapatma davası açıldı. Artık ilk kuruluş yıllarında örgütsüz emekçilerin sendika örgütlülüğünü ve üyelerini işçi yandaşlığı ile eleştirmesi dönemi geride kalıyordu. Başka bir damgalama ile karşı karşıya idik. Pkk yandaşlığı ithamı şovenizmin etkisini yükselttiği her dönemde bir kısım sendika üyelerinin istifa etme gerekçesi olmaktaydı.

Aynı dönemde KESK’in en büyük sendikası Eğitim Sen’e de Kapatma Davası açıldı. 13 Ocak 1995'te kurulan Eğitim-Sen tüzüğünün 2. maddesinde “anadilde eğitim" talebi bulunmaktaydı. Ankara Valiliği, tüzükteki "anadil" ifadesinin kaldırılmasını talep etti. Eğitim-Sen, 3 Temmuz 2002'de ifadeyi, "Toplumun bütün bireylerinin, temel insan hakları ve özgürlükleri doğrultusunda demokratik, laik, bilimsel ve parasız eğitim görmesini, bireylerin anadillerinde öğrenim görmesini ve kültürlerini geliştirmesini savunur." şeklinde değiştirdi. "Savcılık" suç duyurusuyla ilgili takipsizlik kararı verdi. Ancak Genelkurmay Başkanlığı'nın, 27 Haziran 2003'te Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanlığı'na yazdığı ve "sendikanın tüzüğündeki 2/b. maddesinin değiştirilmesi için ilgili girişimlerde bulunulmasını arz ederim" yazısı üzerine Valilik tekrardan harekete geçti.

Genelkurmay Başkanlığı'nın sendikanın tüzüğü hakkında böyle bir yazı hazırlamaya yetkisi olmadığı halde sendikanın tüzüğüne ilişkin böyle bir girişimde bulunması normal olamazdı. Eğer sendikanın tüzüğüyle ilgili yasaya aykırılıklar varsa, bunu Çalışma Bakanlığı tespit etmeliydi. Çalışma Bakanlığı’nın ise, tüzükle ilgili 'yasaya aykırı bir durum görülmediğine' ilişkin bir kararı mevcuttu. Anadilde eğitimin bir insan hakkı olduğu gerçeği bir yana, bu ifadenin Anayasaya aykırı olması halinde bile Genelkurmay Başkanlığının “Anayasayı koruma ve kollama” misyonu ile duruma müdahil olmaya çalışması, Türkiye’deki militarizmin düzeyini gösteriyordu.

Haziran 2003'te başlayan Eğitim-Sen'in kapatılma davasında, Eylül 2004 ve Şubat 2005'te Ankara 2 No’lu İş Mahkemesi, AİHS ekseninde değerlendirme yaparak sendika lehine karar vermişti. Yargıtay Hukuk Daireleri Genel Kurulu Anayasa'nın 42. maddesine aykırı olarak tüzüğünde 'anadilde öğrenim' olduğu gerekçesiyle 25 Mayıs 2005'te sendikanın kapatılması kararında ısrar etti. Eğitim-Sen ise 3 Temmuz 2005'te dava Yargıtay aşamasındayken tüzüğünden bu ifadeyi kaldırdı ve dava düştü.

Ancak bu iki yıllık dava sürecinde Eğitim Sen, başka önemli saldırıların yaşandığı bir dönemde kapatma davasına kilitlenen, diğer gündemlere karşı mücadelesini pasifleştiren hatalı bir tutum içine girdi. Bir bakıma her duruşma sürecinde yapılan eylemlerin sıcaklığında, işverenin ve devlet güdümlü sendikaların bilgi karartması yapan şoven propagandası ile sendika ciddi bir üye erimesi yaşadı. Eğitim sendikaları içinde üyesi en çok olan sendika iken, önce yetkiyi kaybetti, sonra da daha daralarak üçüncü sıraya indi. Sendika, mahkeme sürecinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "ifade özgürlüğü" ve "sendika kurma özgürlüğünü" düzenleyen 10. ve 11. maddelerinin ihlal edildiği iddiası ile AİHM'e başvuruda bulundu. AİHM, sendikayı haklı bularak, bu kararla sendikaya tazminat ödemesine hükmetti. Eğitim-Sen, tüzüğünden çıkardığı "anadilde eğitim hakkı" ifadesini ise 15 Mayıs 2011'deki 8. Olağan Genel Kurulu'nda tüzüğe tekrar koydu.

Bu gün ise AKP hükümeti Kürtçe seçmeli ders uygulamasına geçti. Dün sendikalarımızın dile getirdiği ama resmi anlayış tarafından ithamla karşılanan kimi düşünceler bu gün uygulamaya konuyor. Ama yine de sendikalarımıza dönük baskılar devam ediyor.  KCK operasyonu bahanesiyle sendikalarımızda aramalar yapılıyor. Üyeler, yöneticiler haksız bir şekilde tutuklanıyor. Hala KESK ve bağlı sendikalar bir siyasi örgütün yandaşı gibi sunulmaya, itibarsızlaştırılmaya, üye ve çalışanlar nezdinde gücü zayıflatılmaya çalışılıyor.

Ancak Newrozla başlayan süreç, baskıcı politikaların devam etmesine rağmen KESK ve bağlı sendikaların kuruluşundan bu güne kadar dillendirdiği barış politikaları için yeni bir umut yaratmaktadır. Bu durum sendikaları kuşatan atmosferi değiştirebilir. Kürt sorununda sendikaların demokratikleşme ve temel haklar çerçevesinde yaptığı açıklamaların çok ilerisindeki tartışmalar şimdilerde siyasetin asli unsurları tarafından yapılmaktadır. Sürecin nereye evrileceği konusu her ne kadar belirsizlikler taşısa da sendikaların önceki zamanlarda Kürt sorunu bağlamında karşılaştığı basınç önümüzdeki dönemde daha azalabilir.

Bu süreçte sendikalar örgütlenme ve kendi doğal gündemleri üzerinden enerjilerini mücadeleye yöneltmelidir. Doğu ve Batı bölgelerinin mücadele önceliklerini dengeli bir şekilde birleştiren, temel hak ve özgürlükler, demokratikleşme görevleri yanında sendikanın doğal çizgisi olan emekçilerin hak kayıplarına, güvencesizleştirilmesine, özelleştirmeye karşı duruşu, kararlılıkla ortaya koyan ve emekçilerin ortak çıkarlarını geliştirecek militan bir sokak muhalefetini örgütlemek gerekiyor. Bunlar sahici ve ısrarla yapıldığı ölçüde de son zamanlarda AKP’ye yandaş sendikaların işyerlerine taşıdıkları dinselleştirme gündemi teşhir olacak, etkisizleşecektir. Mücadele sürecinde duyarlı aktif kadroların harekete geçirilmesinden öte, işyerlerindeki tüm çalışanları sürece dahil edecek, aktifleştirecek, sokağa çıkmada kitleselliği sağlayacak yöntemlerin kullanılması önemsenmelidir. 


Yazarlar:Hasan Ali

Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome