Geçiş Süreci- Hilmi Begümcan

5 Aralık 2014 Cuma



Lenin, “dönek Kautsky” isimli kitabında, onu aforoz ederken, en esaslı tartışma konularından biri siyasi demokrasi üzerinedir. Kautsky, siyasi demokrasi olmadan sosyalizmin inşa edilemeyeceğini söyler ve Bolşevikleri eleştirir. Lenin ise her sıkıştırıldığında yaptığı gibi, Aristo mantığını ustaca kullanarak bu eleştiriyi yere serer. Madem der demokrasi bir devlet biçimidir. Devlet de egemen sınıfın baskı aygıtı olduğuna göre; kimse bize Proletarya Diktatörlüğünü illa ki devlet biçimlerinden biri olan siyasi demokrasiyi uygulamadan kuramayacağımızı söyleyemez.

Son tahlilde, Burjuva Diktatörlüğünün egemenlik biçimlerinden biridir siyasi demokrasi. Ama diyor Kautsky bu madalyonun bir yüzü. Öbür yüzünde demokrasinin bir insanlık kazanımı olduğunu görürsünüz. Madem ki diye devam ediyor, her yeni toplum eski toplumun bağrında gelişir. Biz Marksistler de burjuva toplumunun bağrındaki ilişki ve kurumları tasnif etmeli, çürüyen ve eskiyi temsil edeni reddederken, geleceğin inşasında işlevsel olan ve yeniyi temsil edenleri sahiplenmeli, daha da geliştirerek sosyalizmin inşasında-geçiş toplumunun şekillenmesi sürecinde kullanmalıyız. Siyasi demokrasi bunların en önemlisidir. Yoksa ortaya çok az insanın denetleyebildiği bir polis devleti çıkar.

Neredeyse seksen yıl süren ve dünyanın üçte birini kapsayan, dünya nüfusunun yarısını içeren Sovyet deneyiminin de kanıtladığı gibi; siyasi demokrasi olmadan bir sosyalizm inşası, devlet kapitalizmi ve küçük azınlığın bürokratik diktatörlüğüne dönüşüyor.

Bir tarihsel dönemi sona ermiş sosyalizm inşası deneyiminin, sanıldığının aksine çok uzun bir sürece yayılan ve gelgitlerle yaşanacak bir süreç olacağını gösteriyor. Özel mülkiyetin, pazarın, metanın öyle bir çırpıda, devrimci bir darbeyle ortadan kaldırılamayacağını gösteriyor. Şöyle geçerken bir çırpıda halledilebilecek şeyler değiller. Ve siz yasalarla-kararlarla ortadan kaldırdık deseniz de kalkmıyorlar. Başka görünümler altında, üstelik olumlu tüm işlevleri de devre dışında kalarak; Devrimci Politik bir toplumu tümüyle çürüten bir etkileşim yaratıyorlar.

1917 Ekim Devrimi ile dünya kapitalizmine meydan okuyan Devrimci Politik bir toplumun nasıl adım adım çürüdüğü ve bunun uzun yıllar boyunca da nasıl gizlenebildiğini, bugün artık açıkça görebiliyoruz. Her şey iktidarı kaybetmemek için yapıldı. Ama bu tarzda, İşçilerin Diktatörlüğü çok kısa zamanda karşıtlarının diktatörlüğüne dönüşmekle kalmıyor, bu durum kendi çocuklarının eliyle yapıldığı için de sessizce, karşı dahi koyamadan, uzun yıllar gizlenebilerek gerçekleşiyor.

Sosyalizmin yeni tarihsel döneminde mesafe katedebilmemiz için teorinin, seksen yıllık inşa denemesiyle ortaya çıkan yetersizliklerini saptamak-düzeltmek zorundayız.

Bütünlüklü bir merkezi siyaset, bu ideolojik-teorik sorun konusunda yol almadan kurulamaz.

Yukarıda özetlenen tartışmada, kritik nokta; ki yeni tarihsel dönemin başlangıç noktası da burasıdır. Yeni toplumun kapitalizmin bağrında gelişen ve geçiş toplumunun kurucu iktisadi ve siyasi dinamiklerinin-kurumlarının neler olduğu konusundaki saptamadır.

Aslında bir insanlık kazanımı olan ama kapitalistin kendi menfaatleri için çarpıtarak kullandığı, kendi düzenini hizmet için işlettiği mekanizmalar ve kurumlar; bir işçi iktidarında sınıfsız topluma giden geçiş sürecinde kullanılabilecektir. Örneğin Marks, Anarşistlerle giriştiği tartışmada bunlardan birinin devlet olduğuna işaret etmiştir. Nitekim Paris Komünü’ nün ancak üç ay sürebilen başarısı da bize bunun doğru bir işaret olduğunu kanıtlıyor. Belediyeler ve yerel yönetimler ve milis örgütlenmeleri; dışarıdan gelecek tehlikelere karşı-saldırılara karşı yeterli korunmayı sağlayamamaktadır. Sönümlenmeye yüz tutacak Proletarya Devleti önerisi yeterli değil. Çünkü Sovyet deneyiminde de gördük ki, buna başka kurumların da eklenmesi gerekiyor.

Engels, ünlü eserinde; Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin aynı süreçler içinde ortaya çıktığını anlatır. Bu üç kurum aynı süreçlerde oluşmuş. Birbirinin nedeni ve birbirlerinin sonucudur. Ancak üçü bir arada ve birbirlerini destekleyerek gelişip güçleniyorlar. Sınıflı toplumların hangi biçimleri alırsa alsınlar, üzerinde durdukları zemin bu üçlü sac ayağıdır. Aile-Özel Mülkiyet-Devlet.

Çok uzun süreceği artık belli olan geçiş toplumunda Aile-Özel Mülkiyet-Devlet üçlüsünün birlikte sönümleneceğine vurgu yapmak abartılı olmayacaktır. Aynı süreçlerde ortaya çıktılar. Aynı süreçlerde gereksiz hale gelecekler. Birlikte sönümlenecekler. Bu öngörü ile hareket etmek gerek, geçiş toplumunun siyasetle ekonomik hayatını buna göre düzenlemek gerek. Bu üç konudaki zorlamalar tam tersi bir sonuç vermekte. Deneyim buna işaret ediyor.

Bu üç kurumun, insanlığın genel gelişme seyrinde, olumlu işlevlerine ve her geçen zamanda; emekçilerin-büyük çoğunluğun lehine değişime uğradığını da görmek gerekiyor. Örneğin aile, ortaya çıkışından bugüne küçüldü küçüldü ve çekirdek aileye kadar daraldı. Özel mülkiyet, emekçi sınıflar içinde, araç, bina, arazi, borsa aracılığıyla şirketlerin mini minicik hisselerinin sahibi olmak ve benzeri şekillerde yaygınlaşıyor. Sürecin başında “zincirlerinden başka kaybedecek hiç bir şeylerinin olmayanların” bayağı kaybedecek şeyleri var artık. Devlet her geçen gün ceberut yüzü azalan demokratik yüzü gelişen bir hal alıyor. Ve bunu destekleyen Demokrasi Bilinci diye adlandırabileceğimiz bir hegemonya alanı var.

Kısaca, zaman biz emekçilerden yana işliyor. Geçiş toplumunu projelendirirken, alacağımız ve önereceğimiz tedbirler-uygulamalar, bu gelişmelerin önünü tıkayan unsurları değiştiren ve lehimize süren doğal süreci hızlandıran bir muhtevaya sahip olmak durumundadır.

Burada zorlama, bir çırpıda adamın malını mülkünü almaya yönelik girişimler, kısa vadede açlık ve derin yoksulluk gibi durumları haletse bile; orta ve uzun vadede düzeltilemeyecek yıkıcı sonuçlara yol açmaktadır. Örneğin 1913 yılında Çarlık Rusya’sı dünyanın en büyük tahıl ihracatçısıydı. 70’li yılların başında ise Sovyetler dünyanın en büyük tahıl ithalatçısı haline geldi. Sovyetler ihtiyacı olan hububatın üçte birini her yıl dışarıdan almak zorundaydı. Bunun pazar ve metaya kaba bir yaklaşımdan; bir çırpıda bunların kaldırılabileceği kabalığından kaynaklandığı ortadadır. Metayı meta fetişizmi olarak algılamak, pazarı sadece kapitalist tarzıyla düşünmek bu kaba yaklaşımın zihinsel alt yapısıdır.

Oysa pazar kapitalizmin bir icadı değil. O ilk çağlardan beri var. Üstelik insanlığın gelişiminde, medeniyetin ilerlemesinde ve insanın sosyalleşmesinde tayin edici bir rol oynamış, bir insanlık kazanımıdır. Nasıl tarih boyunca farklı egemen sınıflara hizmet etmişse; Proletarya Diktatörlüğünün de sınıfsız toplumu inşa etmesine hizmet edecektir. Üstelik özgürlükçü pazarda, kapitalistin işleyişi maniple ederek kendi lehine sonuçlar üretmesi engellenecek. Bir başka deyişle metalar serbest ve adil bir şekilde içerdikleri emek miktarı üzerinden el değiştirdiği için, emekçilerin, çalışanların lehine sonuçları daha da artarak süreceği için geçiş toplumunun inşasına hizmet edecektir. Anti-Monopol yasaları, yalana dayanan reklamların engellenmesi ve emekçilerin lehine vergi politikaları ile bunu gerçekleştirmek mümkündür.

Emekçilerin lehine işleyen bir pazar olmadan geçiş toplumu inşa edilemez.

Pazar, Doğrudan Demokrasinin her gün gerçekleştiği, işlediği bir alandır. Sınıfsız topluma Doğrudan Demokrasi ile gidilecekse özgürlükçü pazar olmazsa olmaz koşuldur. Siyasi demokrasiden de daha önemli ve onu da belirleyen temel kurucu unsurdur. Çünkü; yüzyıllardan beri artan ölçüde Doğrudan Demokrasi orada her gün işlemektedir. Kapitalist akıllı ve bunu biliyor. Bu Doğrudan Demokrasi alanına kendisinden önceki senyörler, ağalar, köle sahipleri, krallar gibi kabaca müdahale ederse kendi varlık koşullarını bir çırpıda yok edeceğini biliyor. Örneğin bu tür hatalı müdahaleler yaptığı ve ders aldığı büyük paylaşım savaşlarının hep devrimlerle sonuçlanmasının nedeni budur. 

Siz fasulye ben nohut alırım, başkası ev öbürü araba. Ve bu böylece gider. Biz bununla kendi toplumumuzda bütün metaların ne kadar üretilmesine, hangi vasıfta üretilmesine dair bir irade beyanında bulunuruz. Hiçbir aracıya, temsilciye gerek olmadan aslında o yaşadığımız toplumda neyin ne kadar üretilmesi gerektiğini saptamış oluruz. Deklare ederiz. Neyin ne kadar üretileceği için, komiteye-konseye ihtiyacımız yok. Pazar emekçilerin-insanların hayatın nasıl düzenlenmesi ve üretilmesini istedikleri, Doğrudan Demokrasi yönüyle en sağlıklı biçimde belirledikleri alandır. Sovyet sistemi bu Doğrudan Demokrasi alanının yerine, merkezi planlama adı altında çok bilmişlerin subjektif iradelerini dayattıkları sözde komiteler-bilmem neler yüzünden iktisadi başarısızlığa uğradı. Bir yanda depolar dolusu kimsenin ihtiyaç duymadığı mallar. Diğer yanda buzdolabı için, yumurta için, ev için bekleme kuyrukları. Bir yanda aya insansız araç indirebilme, bir yanda bir kot, bir kadın çorabı için insanların olmadık işler yapması böyle oluştu.

Bizim yapmamız gereken şudur; kapitalistler kendi aralarında gizli birliktelikler oluşturarak emekçilere-insanlara tekelci fiyatlar dayatmaktadır. Büyük bir işsizler ordusu yaratıp, bunların toplumsal patlama-çatlama yapmasını, bedava kömür, makarna dağıtarak engelleyip iş gücünü olması gerekenden çok ucuza satılmasını sağlayan; bir başka deyişle emek gücü pazarının yedek işsizler ordusuyla kapitalistin lehine, emekçilerin aleyhine maniple engellemektir. Tekelci fiyatların engellenmesi ve yedek işsizler ordusunun dağıtılması, geçiş toplumunun önünün alabildiğine açılmasına yol açacaktır.

Pazar ve meta; kapitalist tarafından maniple edilmediğinde sadece emekçilerin lehine sonuçlar üretmektedir. Özgürlükçü bir pazar yedek işsizler ordusunun olmadığı bir iş gücü pazarı işleyişi karşısında, çok uzun bir süre dayanabilecek hiçbir özel mülkiyet gücü olamayacaktır. Doğrudan Demokrasinin engelsiz gerçekleştiği özgürlükçü bir pazar; TÜSİAD’in da Müsiad’ın da hakkından gelecektir.

 


Diğer Yazılar

Gündem | RedHaber E-Dergi | Emek | Ekonomi | Dünya | Ekoloji | Gençlik | Kadın | Söyleşiler | Kültür-Sanat | MuhalifSpor | Haziran Haberleri | Yerel Seçim 2014 | Direniş Haberleri
anasayfa | künye | muhalefet | yazarlar | arşiv
muhalefet.org bir Birgün Kitap yayınıdır.
İletişim için [email protected]

Sitemizi sorunsuz görebilmek için taryıcınızı güncellemenizi öneririz.
Mozilla Firefox - Internet Explorer - Google Chrome